YARATICILIĞI ÖLDÜRMENİN ONDÖRT YOLU

(12 Nisan  2010 da HABERTÜRK de yayınlanan yazı.)

Dün akşam Harward Üniversitesi Profesörlerinden Youngme Moon’un ilk kez Harward Business Review’da yayınlanan yaratıcılıkla ilgili bir sunumunu izlerken düşündüm bunları kaçkez yatırımcılara, yöneticilere, patronlara anlatmaya çalıştığımı,ama bunları anlamamakta direndiklerini, anlar gibi davrandıklarını.
Moon’un izniyle sunumu hem Türkçeleştirip hem de biraz adapte ederek paylaşmak, anlatacağım bazı şeyleri onun yardımı ile anlatmak istedim.

Satır aralarını biraz okuduğunuzda dün çalışmakta olduğunuz, bugün çalıştığınız şirket veya kurumu, son elli yıllık siyasi yaşamı ve hükümetleri, birçok öğretmeninizi ve birçoğunuz anne ve babalarımızı bulacaksınız. Belkide biraz kendinizi.

Giriş muhteşem, ‘’Yaratıcılık Nasıl Engellenir- Kontrol Listesi’’, liste on dört maddeden oluşuyor ve bu listeyi sizler istediğiniz kadar büyütebilirsiniz, ancak bu on dört temel maddeden en az üçünü uyguluyorsanız elinizde yaratıcılığı öldürecek güç var demektir.

Madde 1- Güvenli tarafta kalın,içinizden geçenleri dinleyin… ‘’ Aman beni aptal sanmasınlar’’, ‘’Neden ben ortaya çıkayım’’, ’’Boşver bırak başkası yapsın.’’, ‘’Ya bu fikri salakça bulurlarsa?’’

Madde 2- Sınırlarını bil ve kendini sakla…. ’’ Bana sorma’’, ‘’ Ben anlamam’’, ‘’ Nerden bileyim yahu’’

Madde 3- Yaptığınızın sadece bir iş olduğunu hatırlatın kendimize … “Ben bunun için para almıyorum.”, ”Görev tanımımda bu yok ki.”, ”Yemek arası ne zaman?”

Madde 4- En akıllı olanın sen olduğunu göster ve sürekli şüpheci ol… “Bunu hiç bir zaman gerçekleştiremezsin.” Ö, “ Haklı bile olsan bu bu iş yürümez.”, “Şirket yapımız buna uygun değil.”, ” Bu fikir şu fikir şu sebepten dolayı uygun değil.”

Madde 5- Bilen adamı oyna ve sürekli veri iste…”Pazar araştırmalarının sonuçları ne gösteriyor?”, ” Öyle olduğuna dair hiç bir ipucu göremiyorum.”, ”Fokus gruplarından ne sonuçlar çıktı?”, ”Excell raporlarını gösterin.”

Madde 6- Geçmişe saygı duy ve geçmişteki olayları ve engelleri sürekli olarak örnekle… “Biz bunu hep böyle yaptık.”, “Madem bu kadar parlak bir fikir neden bugüne kadar kimse bunu uygulamadı?”, “ Piyasa bunu hiç bir zaman kabullenmez.”, “Ama planımızın bir parçası değil bu.”

Madde 7- Çılgınlığı başlamadan durdur,engin iş ve piyasa bilginle yeni fikirleri daha baş gösterirken ez… “ Buna uygun fiyat modelini hiç bir zaman kuramazsın.”, ”Tasarımı nasıl becereceksin?”, “ Varsayımlarını kabul etmiyorum.”, “Daha iş modelini bile kuramadım.”, “ Buna yatırım yapamayız.”

Madde 8- Deneyimlerini silah olarak kullan – oradaydım, daha önce denedim de… “ Bunu iki yıl önce denemiştik, olmadı.”, “Burada daha işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyorsun.”, “ Tekerleği yeniden keşfetmenin alemi yok.”

Madde 9- Gözlerini ve aklını kapat. ..“Hiç bir şey değişmeyecek.”, “Bu teknik palavralara karnım tok.”, “ Bana işimi nasıl yapacağımı öğretemezsin.”, “ Sosyal ağlar konusundaki bu saçmalık nedir?”

Madde 10- Her zaman sorun olmadığını kabullen… “Zor bir yıldı, zaten ekonomide kötüydü. “, “Gelecek çeyrek iyi olacak.” , “ İyi gidiyoruz.”

Madde 11- Müşterilerini küçümse … “, “Müşteriler bir yere gitmiyor.”, “ Henüz buna hazır değiller.”, “ İstedikleri bu değil.”, “ Buna alışık değiller.”

Madde 12- Akıl hocalığı tasla, sürekli nasihat ver… “ Kafanı öne eğ, işini yap.”, “ Düşünmeyi başkalarına bırak.”, “ Hiç bir şeye bulaşmadığım için ben bu koltuğa kadar gelebildim.”, “ Burnunu her şeye sokma.”

Madde 13- Yaratıcı eğilimli çalışanlardan sürekli şüphelen… “Sanatçı olanlardan, şiir yazanlardan,antropologlardan, işten anlamayanlardan, sıra dışı olan herkesten sürekli şüphe duy.” ,
“Neden onlara maaş veriyoruz ki?” , “Kim çağırdı onları bu toplantıya?”.

Madde 14- Ve bunların hiç birini beceremiyorsan bir yetişkin gibi davran yeter…

Bunun için vaktim yok
Randevu almış mıydınız?
Herkes işinin başına.
Gelecek yıl inşallah.

Bunları yazmak bile tüm enerjimi aldı. Ama her gün yaşadığımız şeyler değil mi?

Kaynak : http://blogs.hbr.org/cs/2010/03/the_anticreativity_checklist.html

_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.

Teşekkür ederim.

Cumartesi Sabahı Tiran Trafiğinde

(19 Mart  2010 da HABERTÜRK de yayınlanan yazı.)

Pazartesi sabahı G.Washington Üniversitesinden gelecek olan bir grup doktora öğrencisi ve onların profesörleri ile sohbet edeceğim, çalıştıkları konu karşılaştırmalı uluslararası yönetim. Doğu ve güneydoğu Avrupada şiket yönetim kültürlerini inceliyorlar. Önce Tirana, yani benim şimdi yaşadığım ve çalıştığım kente, ardından da Bükreşe, yani benim buraya gelmeden önce on yıl yaşayıp çalıştığım kente gidecekler.

Tiran trafiği ile cebelleşiyorum işe gitmek için. Burada kural veya kurala uymak diye bir şey bilinmiyor, diğer sürücülere saygı duymak yok (aslında bunun saygı ifadesi olup olmadığını bilip bilmediklerini anlamak da zor), herkes bir şekilde gidiyor.
Yanındaki araba üzerine üzerine gelerek şerit değiştiriyor….

Işıklarda durunca ki bunu yapan oldukça azınlıkta sayılır, arkadan en sol şeritten sollayarak gelen araba hızla burnunu senin önüne sokuyor….
Sola sinyal veren araba aniden ve hızla sağa dönüyor….
Şerit çizgisini ortalayarak çok yavaş gidiyor….
Trafikte durup arkadaşı ile konuşuyor dakikalarca arkada biriken arabalara aldırmaksızın…
Yolun ortasında ikinci şeride park ediyor…
Karşıdan senin geldiğini göre göre solluyor…

Kafam karışık, konular birbirine girmiş düşüncelerim oradan oraya atlıyor, on yıl önceki ve bugünkü Romanyayı düşünüyorum, Tahranı, Bağdatı, Baküyü düşünüyorum, ABD yi, Hollandayı, Almanyayı düşünüyorum, Türkiyeyi düşünüyorum. Bu ülkelerde ve daha bir çoğunda araba ve motosiklet sürdüm bazılarında da çalıştım. Trafik böyleydi, şirket şöyleydi, Pazartesi neleri söyleyip neleri hiç söylememeliyim derken bir anda kafamın içerisinde bazı şeyler oturmaya başlıyor…

Çeşitli ülkelerde yaşadığım yöneticilik sorunları, şirket kültürleri, şirket kültürlerindeki değişimler, yönetim kültürleri, ilişkilerin dengeleri canlanmaya başlıyor, tüm bunlar ile ülkedeki trafik arasındaki ilişkiyi görmeye başlıyorum. Tabi, o arabayı kulanan insan ile şirketi yöneten veya şirkette çalışan aynı kültürün ürünü olan insan.

Her ikisinde de aynı kuralcılık, saygı, anlayış yada aynı kuraltanımazlık, saygısızlık ve anlayışsızlık hakim.

Amerikayı yeniden keşfetmenin hazzı ile sürüyorum arabayı, sürüyorum ve zihnimde akıp giden düşünceleri serbest bırakarak izlemeye devam ediyorum.

Aynı parallelik siyasi yaşamda da yok mu ?
Ya aile ilişkilerinde ?
Ya aşklarda ?

Yoksa trafik herşeyin göstergesi mi ? Tabi, trafik herşeyin göstergesi.

Mutluyum, tekerleği yeniden keşfettim.

Pazartesi kimseyi kırmadan, üzmeden ve herhangi bir şey saklamadan rahatlıkla konuşabilirim.

Bundan böyle gideceğim yeni kentlerde, yeni ülkelerde bir süre trafiği izleyerek bir çok şeyi anlayabileceğimi biliyorum.

Size de tavsiye ederim.

_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.

Teşekkür ederim.

19 Mart 2010 – Habertürk

Girişimciler ve KOBİ’ler İçin İŞ PLANI – BusinessPlan – İŞ PLANI Kimler İçin Hazırlanır ?

”Bir şirketin geçmişini, gelecek için vizyonunu ve bu vizyondaki hedeflerine varmak için uygulayacağı planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır” diye tanımladığımız İŞ PLANI kimler için hazırlanır ?

İŞ PLANI, (Business Plan) genelde borç verenler (banka, leasing firması veya şirketinize ya da size borç vermeyi düşünen kuruluş yahut kişiler) veya şirketinize ortak olmayı isteyen kuruluş ya da kişiler için hazırlanan; şirketinizin dününü, bugününü ve yarınını gösteren bir araçtır. Bu aracın yararını da en çok siz, yani girişimci, işin sahibi ve/veya yöneticisi görür; çünkü bu plan:

1. Düşündüğünüz kavram ve hesapları somut bir şekilde önünüze koymanızı sağlar.
2. Gerek şirket içindeki diğer kişilere gerek şirket dışındakilere işiniz konusundaki fikrinizi veya işinizi anlatmak için kavramları ortak hale getiren elle tutulur bir iletişim aracı olur.
3. Zaman içinde şartlar nedeniyle işinize yansıyan değişiklikleri, hızla size yansıtarak gerekli düzeltmeleri yapmanızı ve yeni yol haritasını zaman kaybetmeden belirlemenizi sağlar.

Peki İŞ PLANInı kimin hazırlaması gerekir ?

Tabi ki işin sahibinin veya yöneticisinin hazırlaması veya hazırlatması gerekir. Bunu yaparken gereken bölümlerde, örneğin finansal analizlerde, muhasebecinizin veya dışarıdan bir muhasebecinin yardımı gerekecektir. Hatta, gerekirse İŞ PLANI danışmanlarından yararlanabilirsiniz ancak her aşama kontrol edilmeli, ve bilgilerin sağlıklı olduğu irdelenmelidir.
Özellikle İŞ PLANI’nı sunacak kişiler bu plana tamamen hakim olmalı ve planı sunarken de bu hakimiyetlerini ortaya koyabilmelidirler,aksi halde sunacağımız kişinin şirkete veya işe olan güvenini yıkmak çok kolay olacaktır.

İŞ PLANI Yaşayan Bir dokümandır ;

Bir planlama aracı olarak kullandığımız İŞ PLANI aslında aynı zamanda çok önemli bir kontrol aracıdır da.

İŞ PLANI, ilk hazırlandığında -bütün diğer planlar gibi- eksik veya yanlıştır; zira ekonomi, siyaset, müşteri tercihleri, teknoloji hakkındaki tüm varsayımlar sürekli değişiklik gösterir, planın hazırlanma sürecinde de değişiklik gösteren bu faktörler ve bu değişiklikler iş planındaki varsayımları etkiler; bu yüzden de başlangıçta doğru veya mükemmel bir İŞ PLANI olamaz. Yaptığınız İŞ PLANI, değişen çevre faktörlerine bağlı olarak sürekli geliştirilmeli ve güncellenmelidir.

Bu güncelleme periyotu, tamamen işinizin yapısına bağlıdır, aylık, üç veya altı aylık periyotlarla yapılabilir.

Bu çalışmayı aşağıdaki şemayla özetleyebiliriz :

cycle

Diğer bir deyişle, İŞ PLANI bir kontrol aracı olarak kullanıldığında, yol haritamızdaki sapmaları bize göstererek hedefler varmamız için gitmemiz gereken yola bağlı kalmamızı sağlar.

İŞ PLANINDA Olması Gereken Bölümler

En geniş anlamı ile İŞ PLANI’nında olması gerekn bölümler ;

1. Yönetici özeti,
2. Şirket Tanımı,
3. Vizyon,
4. Misyon,
5. Hedef Pazar,
6. Rekabet,
7. Pazarlama ve Satış Planları,
8. Faaliyetler,
9. Yönetim Yapısı,
10. Zaman İçerisinde beklenen gelişmeler,
11. Finansal Analizler,
12. Var ise ekler,

Ancak planın kim için, ne amaçla kullanılacağına bağlı olarak bazı bölümler eklenmeyebilir veya daha kapsamlı tutulabilir.

_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.

Teşekkür ederim.

TEKNOLOJİ VE HİZMET YARATMASI GEREKİRKEN….

Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 30 yıl önce başlayıp yarım bıraktığım Doktora Programına aftan yararlanarak yeniden kaydoldum ve doktoramı bitirmeye çalısıyorum, bu arada da Arnavutlukta bir projenin başındayım.
Yeni dönem için, eski deyimle harç, yeni deyimle katkı payı yatırmam gerek haklarımı kaybetmemek için ve bu işlemin 19 Şubata kadar yapılması gerek.

Tabiki aklıma ilk gelen bilgileri Üniversitenin web sayfasından almak oldu, böylece gerekli parayı gerekli yere internet üzerinden banka işlemlerini yaparak bu işi halledebileceğimi düşünüyordum.

Web sayfasına gittim ve il gördüğüm şey :

(http://sbe.marmara.edu.tr/index.php?sayfa=ph_d&id=3 sayfasından alıntı)
• Katkı payları Türk Ekonomi Bankası (T.E.B) şubelerine yatırılacaktır. Ödemelerde kesinlikle EFT kabul edilmemektedir.
• Yatırılan katkı payı dekontunun aslının enstitümüz öğrenci kayıt bürosuna şahsen II. dönem için 19.02.2010 tarihine kadar teslim edilmesi gerekmektedir.

Yani bankacılık işlemi için interneti kullanmam mümkün olmadığı gibi dekontun aslını da şahsen kayut bürosuna teslim etmem gerek, ayrıca tabiki miktar konusunda da bir bilgi yok.

30 yıl önce asistanlık yaptığım okul olduğu için hala iyimserim ve bir şekilde bunu çözümü olduğunu düşünerek 1-2 telefon ettim ve elde edebildiğim tek şey şahsen değil ama başka birisi aracılığı ile bu işlemin yapılabileceğini öğrenmek oldu.

Yapacak tek şey var, karımdan rica etmek bunu, evimiz Dragosta, okul Bahçelievlerde, yaklaşık 50 km lik bir yolculuk, İstanb ulun trafiğini düşündüğünüz zaman en azından 3 veya 4 saatlik bir zaman dilimi gerekiyor bunu yapılabilmesi. Okulun binlerce öğrencisinin (burası ilkokul olmadığı için öğrencilerin okula yakın bir bölgede yaşadığı düşünülemez) kaybedeceği toplam zamanın topluma veya kendilerine olan katma değeri ile karşılaştırıldığında kaybın ne kadar büyük olduğunu anlayabiliriz.

Peki teknoloji yaratması ve yaratan kişileri yetiştirmesi gereken bir Üniversitenin bunu çoktan bir şekilde halletmiş olması gerekmezmiydi ? Muhtemelen bir yerde bir aksilik olmuştur ve çözüm üretmek yerine çözümsüzlükte uzlaşarak işi kökünden halletmeye karar vermişlerdir. Okullar olmasa MEB ne kadar kolay yönetilir değilmi ?

Bugünkü teknoloji ile bu işin sorun bile olmaması gerekirdi. Ama şeytan azapta gerek.

Aynı şeyleri bir çok özel şirkette de görüyoruz, ama unutulmaması gereken şirketleri şirket yapan müşterileridir (kurumları da kurum yapan hizmet verdikleri kişiler) ve kendini müşteri veya hizmet verdiği kişiden daha yukarıda gören kurumlar ve şirketler zaman içerisinde değer kaybeder. Read more

Follow on Feedly