DEĞİŞİM YÖNETİLEMEZ, YAŞAM VE KÜLTÜRDÜR ARTIK

Artık iş yaşamımız eski iş yaşamı değil. Değişimin hızı ve getirdikleri, her gün hayata yeniden adapte olmamızı gerektiriyor, sadece kendimiz değil şirketimiz, çalışanlarımız da her gün yeni bir hayata başlıyorlar. Dün olan şeyler bu gün yok, bu gün olanlar da muhtemelen yarın olmayacak. Hiper bir değişim sürecindeyiz ve bu daha da hızlanacak.

20-30 yıl önceki değişim hızı günümüze göre o kadar yavaştı ki, o zamanlar değişimi yönetirdik, yönetmeye çalışırdık. Buradaki tek hedef, her gün aynı şeyleri yapmaya alışmış, değişimin getireceği bilinmezlerden ürken çalışanların değişime karşı olan direncini kıramaya çalışmak ve değişimi gerçekleştirmekti.

Ama bir düşünürün dediği gibi önümüzdeki 20 yıl içerisinde olacak değişiklikler, tüm insanlık tarihindekinden kat be kat fazla olacak.

1980 li yıllarda zamanının en önemli kredi kartı şirketinin genel müdürüydüm. İlk hedeflerimden biri, el ile defterlerde tutulan muhasebe sistemini bilgisayara aktarmaktı. Düşünün, binlerce kart sahibi ve kart kabul eden mağazada kartla yapılan alışverişlerin muhasebesinin el ile tutulmasını ve bu harcamaların ödenerek tahsil edilmesini. Bu gün hayal bile etmekte zorlanacağınız bir iş. Bu değişim sürecinde arkadaşlarımdaki bilinmezlik korkusunu yenmek, karşı çıkışlarını göğüslemek için harcadığım çaba nerede ise insanüstüydü.

Yine o zamanlar “Değişim Yönetimi” konusu oldukça ilgi çeken ve yönetim eğitimlerine damgasını vurmuş bir konuydu, aslında hala da öyle.

Ama hiper değişim çağında artık değişimin yönetmekten çok bir yaşam biçimi, şirket kültürü haline getirilmesi gerekiyor. Bunu başaramayan şirketler, yöneticiler ve hatta bireyler yok olmaya mahkûm. Çünkü bir düşünürün dediği gibi önümüzdeki 20 yıl içerisinde olacak değişiklikler, tüm insanlık tarihindekinden kat be kat fazla olacak.

Unutmayın, “Müşteriniz sizden önce değişirse veya sizi değişmeye zorlasa çok geç kaldınız, siz müşterinizden önce değişmeli ve onu değiştirmelisiniz.” Bu da ancak değişimin şirket içerisinde bir yaşam biçimi ve kültür olması ile mümkün.

Nasıl zamanı yönetemezseniz, değişimi de yönetemezsiniz, ancak yaşar ve yönlendirirsiniz.

NEDEN, NEDEN DİYE 5 DEFA SORMALIYIZ ?

İş yaşamımızda genellikle gördüğümüz sorunları olduğu gibi Kabul etmek ve bunları hızla çözmeye çalışmak eğilimindeyiz. Böyle olunca da çeşitli çözümleri deneme yanılma yoluyla uygulayarak hem zaman kaybeder, hem de bazen işimize daha fazla zarar veririz.

Aslında her sorunun altında, o sorunu yaratan başka sorunlar vardır ve bu sorunları, yani temel sorunları çözemediğimiz sürece, görünen soruna getirmeye çalışacağımız çözümler yararlı olmayacaktır.

Sorunları çözmeye girişmeden önce onların temelinde yatan sorunun ne olduğunu araştırmak ve onu çözmek ana soruna köklü bir çözüm getirecektir.

Bunun en iyi yollarından bir de, Toyota’nın geliştirip kullandığı 5 kez neden diye sormak yöntemidir.

Bu yöntemi uygularken, önce sorunu belirler ve bu NEDEN OLDU ? sorusunu sorarız.

Bu sorunun yanıtı birden fazla olabilir, bunları yazdıktan sonra bunların NEDEN OLDUĞUNU sorgular ve bunları dökeriz.

Aynı döngüyü 3 defa daha yaptığımızda temel sorunu anlama imkanımız olacak ve bunu çözerek de köklü bir çözüm getirmiş olacağız.

Follow on Feedly