İŞİNE SAHİP OLANI MÜŞTERİ DE SAHİPLENİR

nargileGençliğimde Galata Köprüsünün altına giderdik arada bir nargile içmeye. O zamanlar nargilede gerçek tütün kullanılırdı, bugünkü gibi meyve kabukları değil.

Nargileyi, pipo, puro ve sigaradan ayıran çok önemli bir özellik vardır, çoğu kimse bilmez veya farkında bile değildir.

Özellikle pipo ve puroda ağıza, özellikle dile acılık gelebilir. Bunun sebebi çekilen dumanın sıcak olmasında yatar, sıcak duman dilin terlemesine ve böylece kötü bir tat alınmasına neden olur, onun için puro ve pipo içmenin ve zevk almanın bir çok inceliği vardır. Nargile ise sizin hiç bir şey yapmanıza gerek kalmadan dumanı, sudan geçirerek soğutacağından çektiğiniz her nefes bir haz kaynağı olacaktır.

Yazı fazlası ile tütüne övgü gibi olmaya başladı, muhtemelen bunun en büyük nedeni tütünü bırakmamın henüz 2 ay, 17 gün, 9 saat olmasında yatıyor.

Amacım tütün övgüsü değildi başlarken, Yeşilay’ın yaptığı, nargileyi konu alan bir kamu spotuydu. Bu spotu sürekli TV’lerde görüyorsunuz, izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Bu filim “nargile bir tütün ürünüdür” diye başlıyor. Nargile, bir tütün ürünü değil, bir tütün içme aracıdır, nargilede kullanılan tütün ürünü ise nargilenin lülesine konan tömbekidir.


nargile
isim Farsça n¥rgile

isim Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek içilmesini sağlayan araç.

tömbeki
isim, bitki bilimi eskimiş Farsça tenb¥k°

isim, bitki bilimi Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü, nargile tütünü (Nicotiana persica)

Kaynak :TDK


Aslında yapılmaması gereken bu tip hataları ben de çok yapıyorum, Türkçem maalesef çok iyi değil, bir editör ile birlikte çalışabilecek kadar geniş bir ekip kuramıyorum. Bunlar benim sorunum. Ancak böyle bir reklam spotu hazırlayan bir ajansın, metin yazarının, bu parayı verip bu filmi hazırlatan kurumun böyle bir lüksü yok.

Bu, öncelikle hazırlatan kurumun, ardından da bunu hazırlayan ajansın, metin yazarının özensizliğini, işini gereği kadar önemsemesini, profesyonellikten uzak olduğunu, baştan sağmacılığını vurguluyor.

Ne demek istediğini bilmeyenin söylediği şey ne kadar doğrudur?

Bu soru işareti varılmak istemem sonucu baştan baltalıyor.

Sizler, Yeşilay’ın, benim yaptığım bu temel hatayı yapmayın. Her fırsatta, özellikle müşterilerinizle olan ilişkilerinizde işinize ne kadar değer verdiğinizi, o konuda ne kadar hassa ve ciddi olduğunuzu gösterin. Gösterin ki müşteriniz sizi sahiplensin, size bağlansın.

YENİ AÇIK EĞİTİMLER

İŞ PLANI EĞİTİMİ : Yöneticiler ve girişimciler için / BİLGİ İÇİN TIKLAYIN

TARİH: 17 Ekim 2014 – 09:00-18:00

YER: STUDIO OFFICES

KİŞİSEL İŞ MODELİ SEMİNERİ / BİLGİ İÇİN TIKLAYIN

TARİH: 17 Ekim 2014 – 09:00-18:00

YER: STUDIO OFFICES

İNSANOĞLU GİRİŞİMCİ DOĞAR

coolbabyMicro kredi kavramının kurucusu, Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammad Yunus’un dediği gibi “Tüm insanlar girişimci olarak doğar. Maalesef birçoğumuz bu yönümüzü açma fırsatı bulamayız ve gizli kalır.”

Mağaralarda yaşadığımız dönemlerde hepimiz girişimciydik ve kendi işimizi yapıyorduk. Yiyeceğimizi buluyor, karnımızı doyuruyorduk.

Ama uygarlık ilerledikçe bu yönümüz bastırıldı, işçi ve çalışan olduk, çünkü bizi sen işçisin diye damgaladılar. Girişimciliğimizi unuttuk.

Evet, hepimiz aslında girişimci olarak doğuyoruz, ancak bu hepimizin birer şirket kurması anlamına gelmiyor tabi ki. Ama bir çoğumuz zaman içerisinde şirket de kurmaz zorunda kalacağız, kapitalist sistemin gereği şirketler çalışan yerine taşeron kullanmaya daha fazla itildikçe, teknolojik gelişim arttıkça, şirketlerin ömrü kısalmaya devam ettikçe öncelikle işinde iyi olanlar taşeronluğa doğru itilecekler ve şirket kurmak zorunda kalacaklar.

21. yüzyılda hala 20. yüzyıl uygulamalarını kullanıyoruz ama bunlar çok hızlı değişmek zorunda kalacak.

Geleceği belirleyecek olan 5 temel faktör var;

Teknoloji

Küreselleşme

Nüfus ve yaşama süresi

Toplum

Enerji Kaynakları

Bu beş faktör dünyamızın, toplumun, iş yaşamının, işimizin geleceğini şekillendirecek, hatta dünyadaki politik yapıyı şekillendirecek

Peki gelecekte şirketler nasıl olacak ? İşimiz nasıl olacak ? Bunları şimdiden düşünmeye ve konuşup anlamaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü değişimin hızı artık çok yüksek ve eskiden nesiller alan ve büyük olduğunu sandığımız değişimler artık ömürlerimize sığmaya başladı, bunları öngöremeyenlerin yaşamları kısalacak ve değişim yaratanlar, öngörebilenler yaşayacak.

ŞİRKETLER VE ÇALIŞANLAR NEREYE GİDİYOR?

10353568_652630504828199_5386808695703217477_nGallup’un 2013 yılı sonlarında 142 ülkede yaptığı bir araştırmaya göre çalışanların sadece %13’ü işlerine bağlı, yani motive olmuş, örgütsel hedeflere inanmış ve onlara ulaşmak için çabalıyor. %63’ü işlerine bağlı değil, yani işleri onları motive etmiyor, örgütsel hedefler bir anlam ifade etmiyor ve o yönde büyük bir çaba göstermiyorlar.

%24’ü ise aktif bir şekilde işlerine bağlı değiller, yani mutsuzlar, üretken değiller ve çevrelerine olumsuzluk saçıyorlar.

Küresel bir çalışma olan bu araştırmayı rakamlara çevirdiğimizde 900 milyon kişinin işine bağlı olmadığını ve 340 milyon kişinin de aktif olarak bağımlı olmadığını, yani şirkete zarar verir bir durumda olduğunu görüyoruz.

Deloitte’nın 90 ülkede ve 2,500 şirkette yaptığı Küresel İnsan Kaynakları Eğilimleri – 2014 çalışmasının temel sonuçları ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Şirketlerin ve İnsan Kaynakları yöneticilerinin % 83’ü ileride şirketlerine liderlik edecek kaynakların olmadığını söylüyor ve % 38’i bunu acil bir sorun olarak görüyor,

Tüm bunlar, artık şirketlerin bir çok şeyi değiştirmek zorunda olduklarını gösterirken çalışanlarında değişeceğinin göstergesi.

Daha ileride sürekli olarak yazacağım ÇALIŞANLARIN ve ŞİRKETLERİN geleceği konulardaki yazlılarda yukarıdaki rakamları hatırlamamız gerekiyor.

BİR LıFEMED (!) DENEYİMİ

file0001812797650Özel sağlık kuruluşlarındaki tüm deneyimlerim nedense hep memnuniyetsizlikle sonuçlanmıştır bugüne kadar. Aslında sorun muayene, ameliyat veya işin doktorlarla ilgili kısmında değil, banko çalışanları ve yönetim kademelerinde oluşmuştur her zaman da.

Doktorlar genellikle eğitimlerinin getirdiği güler yüz, hoşgörü ve yardımsever yaklaşımları ile gönlünüzü alırlar.

Sanırım bu kuruluşların çoğu yöneyimi ciddiye almadıklarından ve bir doktorun bile işi yönetebileceği varsayımından yola çıkarak veya genel güvensizlik hastalığından dolayı profesyonel yönetimden kaçıyorlar. Müşteri çekmek için kullandıkları bir çok amatör ve profesyonel çabanın en az aynısını müşteri tutmak için de harcamaları gerektiğinden habersiz görünüyorlar.

Sanırım bunda sağlık sektörünün çok uzun yıllar devlet tarafından yönetilmesinin etkisi de çok. Hala, devletin yurttaşı kul olarak görmesi gibi onlar da müşteriyi hasta olarak gördüklerinden, nasılsa bana muhtaç havasındalar ama kazın ayağı pek öyle değil. Bunu fark edenler yaşayacak, fark edemeyenler ise yok olacak.

Bugün basit bir rahatsızlık nedeni ile ve yakın olduğu için Bağdat Caddesinde özel bir sağlık kuruluşu olan Lifemed’e gittim .

Gitmeden önce internet üzerinde randevu alma çabalarımız bir sonuç vermediği için telefonla randevu almak zorunda kaldık. Telefonu açan kişinin kabaca başkalarına devrinden sonra randevu verecek kişinin ortalıkta olmaması nedeniyle 15 dakika kadar onlardan randevu telefonu bekledik.

Randevu saatinde doktorumuzun bulunduğu 4. kata çıktık. Katta 4 banko görevlisi var, gerekli kayıt ve ödeme işlerinden sonra çok nazik ve kibar doktor ile görüştük ve istediği kan tahlilini yapmak için tekrar giriş katına yöneldik.

Giriş katında içerisinde 6 oturma yeri olan yuvarlak bir banko var. İlk gittiğimiz kişi bizi ikinci bir görevliye gönderdi, stajyer olduğunu sandığım ikinci kişi özverili ama yetersiz bir çaba ile ve 3 kez 3. bir isteksiz görevlinin desteği ile 20 dakika sonra kan tahlili ile ilgili dokümantasyonu bitirdi. Ancak bundan sonra nereye girmemiz gerektiği sorusunu sanırım üç veya dördüncü kez sorduktan sonra laboratuvarın yerini öğrenebildik. Bu arada isteksiz destek veren kişinin çocuğunu okula yazdırmak için yaşadığı sıkıntıları telefonda uzun uzun annesi ile tartışmalarını dinlemek zorunda kaldığımızdan bahsetmiyorum bile.

Tahlil sonuçlarının yarın saat 14 de alınacağı söylendi, faturamızı almak için tekrar bankoya yöneldik. Fatura hazırlanırken, boşu boşuna iki kez gidip gelmemek için doktorun yarın 14 orada olup olmayacağını, eğer olmayacaksa ne gün orada olacağını sordum. Muhtemelen buradadır yanıtı ile yetinmedim ve muhtemelin kesin olmadığını, lütfen sormalarını rica ettim.

Telefona yanıt alamadığı için doktorumuzun 4. katta olduğunu, bizim gidip sormamız gerektiğini öğrendik.

4. katta daha önce var olan 4 görevlinin hiçbiri yerinde yoktu, neyse doktorun kendisinden yarın orada olamayacağını öğrendik. Yani alt kattaki görevlinin muhtemelen yanıtın ile yetinmemek gerektiği anlaşıldı.

Bu arada, alt kattaki lobide bulunan yuvarlak bankonun sağında, kocaman, gösterişli bir Halkla İlişkiler yöneticisi odası var, kapısı açık ama içinde kimse de yok.

Anlamadığım şey bu özel sağlık kuruluşlarının yönetim, pazarlama, halkla ilişkiler, insan kaynakları vb. kelimeleri nasıl anlayıp yorumladıkları.

Ama yaşamak için unutmamaları gereken en önemli formül:

HASTA = MÜŞTERİ

Bu her sektör için geçerli.

Follow on Feedly