BİLİYORSUN DEĞİLMİ, YARIN HEPİMİZ İŞSİZ KALACAĞIZ

Uzun zamandır gerek işlerimin yoğunluğu gerekse yolculuklarım nedeni ile yazamadım ve bunun da eksikliğini ve rahatsızlığını hissetim. Yazacak birçok konu birikti, ancak bugün gördüğüm bir yazı yine kaldığım yerden devam etmeme neden oldu.

Son zamanlarda sürekli değişimden ve değişimin bizlere, işimize, şirketimize getireceklerini yazıp hazırlıklı olmayı öneriyordum. Okuduklarım bunu en az bir kere daha yazmam gerektiğini hatırlattı bana.

Oxford Üniversitesine göre tüm işlerin %47 si önümüzdeki 25 yıl içerisinde yo olacak. 25 yıl çok uzun bir süre değil, bugün okulda eğitim alarak geleceğe hazırlanan birçok gencin yaşamak üzere çalışacağı umuduyla gittiği okulda öğrendiği meslek çok değil 10-15 yıl sonra yok olacak.

%47 de az değil, tüm işlerin nerede ise yarısı. Ve bu sefer eskisi gibi değil. Mekanizasyon her zaman işlerin yok olmasına ve insanların işsiz kalmasına neden olmuş olsa da her zaman onlara yeni işler de sağlıyordu. Örneğin 20ç yüzyılın başında otomobiller nalbantları işsiz bıraktı ama onlara da üretim içerisinde bir çalışacak yeni bir iş çıkmasının sağladı. Sorun genelde mavi yakalıların sorunu olarak kaldı ve yok olan işin karşılığında alternatif işler yaratıldı.

Ama bu kez öyle olmayacak pek, yapay zeka robotlarla birleşince ortaya çıkacak yeni teknolojiler hızla çoğalarak bir çok işi ele geçirecek ve sefer beyaz yakalıların yakasına yapışacak, bu sefer yapısal bir işsizlik sorun olarak ortaya çıkacak ve belki de tüm orta sınıfı yok derecek.

Muhasebeciler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, bürokratlar, analistler hazırlıklı olun, işiniz güvende değil diyor “The Economist”.

HAZIRLIKLI OLUN.

HEPİNİZ SERBEST ÇALIŞANSINIZ, HABERİNİZ YOK!

Teknolojideki değişimin logaritmik etkisi ekonomik ve sosyal yaşama da hızla yansıyor ve doğal olarak bu yansıma iş yaşamımızı da direkt olarak etkiliyor.

Bu etki öncelikli olarak mal ve hizmet üretim süreçlerini etkilediği için firmaların üretim süreçlerini etkiliyor ve bu da direkt olarak firmaların iş gücünde değişiklik yapmalarına neden oluyor. Ayrıca bu değişimler, uyum sağlamayı beceremeyen firmaların da ömrünün kısalmasına neden oluyor.

Teknolojik değişim tüketici zevk ve tercihlerini de etkileyerek ürün ve hizmetlerin ömürlerini de etkiliyor. Bu da yukarıdaki döngüyü hızlandırıyor.

Tüm bunların üzerinde ayrıca kapitalizmin daha ucuza üretmek baskısı da eklenince sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı iş gücü de işini uzun süreli korumakta zorlanıyor.

 Üniversitelerde, yirmi yıl önce olmayan bir çok yeni bölüm var ve bunlar hızla çoğalıyor. İnsanlar yaklaşık yüz yıl öncesinde nesiller boyu aynı işi yürütürken şimdi iş yaşamları boyunca bırakın 7-8 iş değiştirmeyi, 7-8 değişik sektörde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca dünyadaki gelişmeler, nitelikli iş gücünü daha ucuz olan niteliksiz işçiliğe doğru çekerken, kurum içerisinde yapılan birçok işi de taşeronlara devretmeye zorluyor, çünkü bu daha ucuza geliyor ve şirketlere esneklik sağlıyor.

Dünyada giderek artan, çalışılanları evde çalışmaya teşvik eden uygulama bunun başlangıcıdır aslında. Evde çalışanlar, oldukça pahalı olan ofis alanı işgal etmiyor, aynı şekilde ofiste çalışanların kullandığı su, elektrik maliyetleri ortadan kalkıyor, iş yerindeki çatışmaları azaltıyor vs.vs.

Önümüzdeki yıllarda beyaz yakalı çalışanların çoğu taşeron olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalacak.

Aslında ister bir şirketin maaş ile çalışan üst düzey yöneticisi, veya alt kademe çalışanı, isterse bir şirketin sahibi olalım, biz aslında “serbest çalışan bir iş sahibiyiz” (feelancer) ve patronuz.

Çünkü sonuç olarak biz herhangi bir kurumda çalışarak o kurum için bir değer yaratıyorsunuz. Bu değeri yaratırken de bilgi, beceri ve zamanımızı kullanarak bunun karşılığında değeri (ÜRÜN) belli bir maaş karşılığında (FİYAT) bir kuruma (MÜŞTERİ) satıyoruz.

Bizler artık kendimizi memur veya işçi olarak göremeyiz, çünkü sistem bizi ister istemez bir taşeron – “serbest çalışan” haline getirecek ve bu da oldukça kısa bir süreçte gerçekleşecek.

Serbest çalışan” olduğumuzu algıladığımız zaman, şapkanızı önümüze koyarak bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşünmenin zamanıdır. Bir işin oluşturulması ve yönetilmesi ise öncelikle “iş modelinin yaratılması”, iş modeli doğrultusunda “iş planının” yapılmasından geçer.

 Bunları erken kavrayarak halihazırda yaptıklarımız doğrultusunda “iş modeli”, “iş planı” çalışmaları yapmaya başlamamız da, girişimciliğe “serbest çalışan”  olarak  geçişimizi kolaylaştıracak bir yatırım olacağı gibi, işimizigeliştirerek “kar” veya “kazançlarınızı” maksimize etmemize yardımcı olacaktır.

 “Serbest çalışan olmamanın tek alternatifi işsiz olmaktır, çalışmamaktır”. – Geoffrey James

ÇALIŞAN MIYIZ? / ŞİRKET SAHİBİ MİYİZ?

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN İŞİMİZE YANSIMASI

İŞİMİZİN GELECEĞİ

 

Önce Başarısızılık Sonra Başarı, Başka Yolu Yok…

Girişimcinin çok şanslı birisi olmaması halinde ilk girişiminde başarıyı yakalaması çok düşük bir olasılıktır.

Gallup araştırmalarına baktığımızda, ABD’de kurulan şirketlerin %50 sinin ilk beş yıl içerisinde kapandığını görüyoruz.

Türkiye’de de çok değişik değil bu oran. Yeni kurulan işletmelerin %24’ü iki, %52’İ dört, %63’ü de altı yıl içerisinde yok oluyor.

Değişimin hızının getirdiği etkinin yanı sıra daha birçok neden var bu başarısızlıkların temelinde. Kişisel araştırmalarım, bu şirketlerin çoğunun pazara girerken veya ürün geliştirirken yeteri kadar araştırma yapmadıklarını ve gerçekçi bir iş modeli ve iş planı üzerinde çalışmadıklarını gösteriyor.

Melek yatırımcılar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonuçları gösteriyor neredeyse. Melek yatırımcıların yatırım yaptıkları girişimlerin sadece %20’sinden para kazanabiliyorlar.

Sonuç olarak bir girişimcinin ilk girişiminde başarılı olması, birçok etken nedeni ile çok düşük bir şans.

Ancak başarısızlık bir girişimcinin uzun dönemde, en önemli yatırımlarından biri, çünkü bu denemelerde öğrenilenler başarıyı getiriyor.

Artık hepimiz biliyoruz, girişimcilik öğrenilebilen bir şeydir ve bunların içerisinde başarısızlık oranını minimize etmek de vardır.

Başarı şansını çoğaltmak için en önemli şartlardan biri bir fikirden değil bir sorundan yola çıkmaktır. Fikrimizin hangi sorunu ortadan kaldırdığı ve bunun gerçek bir sorun olup olmadığını kavramak en önemli çıkış noktasıdır. Araştırdığınız zaman bugün başarılı olarak nitelendirdiğimiz birçok girişimcinin kendi yaşadıkları bir sorunu ortadan kaldırmak için yola çıktıklarını göreceksiniz.

Zaten artık sattığımız her şeyi “değer önerisi” olarak tanımlamıyor muyuz?

Doğru ürünü geliştirerek yaratmak için sürekli “değer önerimiz” ile çözüm arayan kişiye, yani müşteriye danışarak ürünü son hale getirdikten sonra da iş modelimiz oturtarak iş planımızı yapmak gerekir ki ortadan yok olanlar listesine girmeyelim.

ZAPPOS VE HOLACRACY

“HOLACRACY”, otoritenin dağıtıldığı, örgütlerdeki geleneksel yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarı yaklaşımı yerine herkesin rolleri doğrultusunda hem lider hem de takipçi olduğu yeni ve modern bir yönetim sistemi.

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.” demiştim geçenlerdeki “HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY” yazımda.

Holacracy’i dünyada ilk ve en sadık uygulayıcılarından biri ZAPPOS.

Bu radikal örgütsel değişim doğrultusunda ZAPPOS’un CEO’su Tony Hsieh çalışanlara geçenlerde nazik ve kibar bir duyuruda bulunarak “öz yönetimin” ve “öz örgütlenmenin” herkese göre olmadığını ve arzu edenlerin 3+3 aylık maaş ve tazminatlarını alarak ayrılmakta özgür olduklarını bildirmiş ve sonuç olarak 1,503 ZAPPOS çalışanından 210’u, yani çalışanların %14’ü şirketten ayrılmayı tercih etmiş. (FASTCOMPANY)

Holacratic (bu kelimeyi ben uydurdum galiba, holacracy ile çalışan örgüt anlamında) bir ortamda çalışmak bazı alışkanlıkları yıkmayı gerektiriyor doğal olarak. Yıkmak istediğimiz, emir almak, sorumluluktan kaçmak gibi sistemin üzerimize onlarca yıldır yıktığı vazgeçilmesi zor, hayatı kolaylaştırıcı olduğuna inanılan ve biraz da eski nesil alışkanlıklar. Holacratic bir ortamda çalışma özgüven, bilgi, hedefe varma içgüdü, paylaşma, güven, takım oyunu gibi bir çok kavramı içermekte. Bakalım ZAPPOS nereye gidecek.

İNTERNET VS. GELİR DAĞILIMI

Dünya’nın en zengin 80 kişisi zenginleşmeye devam ederken 1 internet dakikasında neler oluyor?

Dünyanın en zengin 80 insanının mal varlığı, dünyada yaşayan tüm insanların yarısının, yani 3.5 milyar insanın malvarlığı ile eşit hale gelmiş. Ve yine öyle gözüküyor ki bu 80 kişi kısa zamanda dünyanın yarısından fazlasına sahip olacak.

Infographic: World's 80 Richest People Have Same Wealth As Poorest 50% | Statista
You will find more statistics at Statista

 

Benim bu grafikte dikkatimi çeken en zengin 80 kişi son 4 yılda sürekli zenginleşmeye devam ederken düşük gelir seviyesindeki dünyanın %50 nüfusu sürekli fakirleşiyor.

Buna karşılık 1 internet dakikası içerisinde olanlar hızla çoğalıyor, yani internet kullanımı gittikçe yaygınlaşıyor.

makeuseof.com un bir grafiğine göre, 1 internet dakikası içerisindeki 2013 – 2014 yılları arasında olan bazı değişimler aşağıdaki gibi :

2,013 2,014 Fark 
Kullanıcı Sayısı 2,712,239,300 3,028,523,000 316,283,700
Facebook 461,805 600,000 138,195
Instagram 38,000 67,000 29,000
Tweet 347,000 433,000 86,000
Pinterest 2,700 3,400 700
Vine 360 450 90
Google 4,110,000 4,190,000 80,000
Youtube 103 saat 306 saat 257 saat
Amazon 66,200 80,000 13,800
Gönderilen mail 127,013,889 136,319,444 9,305,555

Kaynak : makeuseof

Görüldüğü gibi her servisin kullanımındaki artış oldukça yüksek.

Son 4 yıl internet kullanımın, haberleşmenin ve teknolojinin hızlandığı yıllar.

Teknoloji ve internet kullanımının yaygınlaşmasının gelir dağılımını olumlu yönde etkileyeceği beklentisindeydim ama görülen o ki tam tersi oluyor. Bakalım önümüzdeki yıllar ne gösterecek.

DEĞER ÖNERİSİ TASARIMI

Alexander Osterwalder’in yeni kitabı “Value Proposition Design – Değer Önerisi Tasarımı” adlı kitabi 5-6 gün içerisinde çıkmak üzere. Ostarwalder’’in yazdığı ilk kitap “Business Model Generation – İş Modeli Geliştirme” artık özellikle girişimciler için klasik bir el kitabı olmaktan öte, neredeyse girişimciliğin temel kaynak kitabı haline geldi ve yalın girişimin yolu İş Modeli’nin Değer Önerisi’nden geçiyor.

Müşteri tüm İş Modellerinin temel direğini oluşturuyor, buna bağlı olarak müşteriye sunulan değer önerisi de işin ana temel direğini oluşturmakta.

“Business Model Generation – İş Modeli Geliştirme” kitabında kullanılan tuvali sanırım Türkçeye ilk çeviren bendim ve konu ile ilgili yazılardan ilkini de benim yazdığımı tahmin ediyorum 4 yıl önce.

“İŞ MODELİ (BUSINESS MODEL) İŞ PLANI DEĞİLDİR” di yazının adı.

Osterwalder’in yeni kitabı “Value Proposition Design – Değer Önerisi Tasarımı” konusunda bir şey gördüğümü hatırlamıyorum, buna dayanarak belki bu konuda da ilk yazıyı ben yazmış olurum düşüncesindeyim. Ama belirtmekte de yarar var, Osterwalder ile akrabalık, arkadaşlık veya ortaklık ilişkim yoktur Smile.

Daha öncede söylediğim gibi herhangi bir iş modelinin en önemli yapıyaşı müşteri ve buna bağlı olarak da ona sunduğumuz değer önerisidir. Bu anlamda Ostarwalderi’n ilk kitabında konu oldukça derinlemesine irdelenmiş ve “Değer Önerisi Tuvali” geliştirilerek “Business Model Generation – İş Modeli Geliştirme” kitabının merkezi oluşturulmuştur.

İş Modeli’nin en önemli yapıtaşı olan”Değer Önerisi” oldukça karmaşık bir yapıya sahip gibi görülüğünden bunun daha anlaşılır hale getirilmesini sağlamak ve İş Modeli’nin içine oturtulmasını kolaylaştırmak için yazıldığı ilk yüz sayfayı okuyunca edindiğim intiba. Okurlara açık olarak sunulan ilk yüz sayfa kitabın tamamının okunması isteğini kamçılıyor.

Sanırım “Value Proposition Design – Değer Önerisi Tasarımı” girişimciler için diğer kitap kadar önemli bir el kitabı halini alacak.

Aslında yalın girişim modeli içerisinde başarısızlığa uğrayan bir çok proje, değer önerisi tasarımını yeterince çalışmayıp, minimum kullanılabilir fonksiyonları geliştiremeden ortaya çıkan projelerde oluyor. Yazdığım son bir kaç yazıda bu örnekler rastlamak mümkün.

İNSANOĞLU GİRİŞİMCİ DOĞAR

coolbabyMicro kredi kavramının kurucusu, Nobel Barış Ödülü sahibi Muhammad Yunus’un dediği gibi “Tüm insanlar girişimci olarak doğar. Maalesef birçoğumuz bu yönümüzü açma fırsatı bulamayız ve gizli kalır.”

Mağaralarda yaşadığımız dönemlerde hepimiz girişimciydik ve kendi işimizi yapıyorduk. Yiyeceğimizi buluyor, karnımızı doyuruyorduk.

Ama uygarlık ilerledikçe bu yönümüz bastırıldı, işçi ve çalışan olduk, çünkü bizi sen işçisin diye damgaladılar. Girişimciliğimizi unuttuk.

Evet, hepimiz aslında girişimci olarak doğuyoruz, ancak bu hepimizin birer şirket kurması anlamına gelmiyor tabi ki. Ama bir çoğumuz zaman içerisinde şirket de kurmaz zorunda kalacağız, kapitalist sistemin gereği şirketler çalışan yerine taşeron kullanmaya daha fazla itildikçe, teknolojik gelişim arttıkça, şirketlerin ömrü kısalmaya devam ettikçe öncelikle işinde iyi olanlar taşeronluğa doğru itilecekler ve şirket kurmak zorunda kalacaklar.

21. yüzyılda hala 20. yüzyıl uygulamalarını kullanıyoruz ama bunlar çok hızlı değişmek zorunda kalacak.

Geleceği belirleyecek olan 5 temel faktör var;

Teknoloji

Küreselleşme

Nüfus ve yaşama süresi

Toplum

Enerji Kaynakları

Bu beş faktör dünyamızın, toplumun, iş yaşamının, işimizin geleceğini şekillendirecek, hatta dünyadaki politik yapıyı şekillendirecek

Peki gelecekte şirketler nasıl olacak ? İşimiz nasıl olacak ? Bunları şimdiden düşünmeye ve konuşup anlamaya çalışmamız gerekiyor. Çünkü değişimin hızı artık çok yüksek ve eskiden nesiller alan ve büyük olduğunu sandığımız değişimler artık ömürlerimize sığmaya başladı, bunları öngöremeyenlerin yaşamları kısalacak ve değişim yaratanlar, öngörebilenler yaşayacak.

“BİZ BİR AİLEYİZ” ALDATMACASI

Bir şirkette işe başladığınız ilk gün amiriniz size hoş geldin aramıza der ve sizinle birlikte yola devam etmekten ne kadar memnun olduğunu söyler, şirketin bir aile gibi olduğunu ve aileye katılmanızdan ne kadar mutlu olduğunu anlatır falan.

Daha sonra İK’ya yönlendirilirsiniz ve orada 2-3 ay deneme süresinde olduğunuzu, bu süreç içerisinde her an işten çıkartılabileceğinizi vs. anlatırlar.

Hoş geldiniz aileye.

Aslında bu aile benzetmesi eski ekonomiden kalan bir kavram.

       Çok çalış

       İyi okullara git

       İyi bir şirkete gir

       Denilenleri yap

       Maaş + Sigorta

       Hatta belki de bir araba

       Emekli ol

 

yalanlarının geçerli olduğu yıllarda kullanılan bir benzetme. O yıllarda iyi ve büyük bir şirkette çalışmaya başladığınız zaman hızla yükselme ve yukarıdaki aşamalardan geçme şansınız çok yüksekti.

Ama logaritmik bir hızla değişen teknoloji, küreselleşme her şeyi değiştirdi. Öncelikle şirketlerin yaşam eğrileri kısaldı. Hisse senedi piyasa ekonomisi, şirketlerin kısa vade finansal hedefleri zorlayarak hisse senedi değerleri üzerine yoğunlaşmalarına ve buna bağlı olarak maliyet düşürmek amacıyla yeniden yapılanma, yani işten çıkarma senaryolarını sürekli hale getirmeleri, “biz bir aileyiz” yaklaşımını ortadan kaldırdı.

1962 yılında General Electric yöneticilerinden Earl Willis, “Çalışanların sadakatını, ömür boyu iş sağlayarak cevaplıyoruz.” derken bu söylem 1990 yılında,  General Electric CEO’su Jack Welch tarafından, “bir şirkete sadakat mı? Saçmalık.” şekline dönüştü.

Artık Netflix CEO’su Reed Hasting’in dediği gibi “Biz bir ekibiz, aile değil.”

Bundan böyle çalışanlar bir şirketin başarısına yatırım yapmalı ve karşılığında da şirket çalışanın pazardaki değerinin yükselmesine yatırım yapmalıdır diyor Reid Hoffman.

Sonuç olarak tüm beyaz yakalılar yaptıkları işi bir girişim, şirket olarak görmeden başarıya ulaşamayacaktır.

Bu da ancak yalın yöntemlerle ve model belirleyerek yürütülebilir.

Konuyu ilerideki yazılarda daha da açacağım.

KİŞİSEL İŞ MODELİ

İŞİMİZİN GELECEĞİ

YENİ EKONOMİNİN EĞİTİM MODELİ

SÜREKLİ KENDİNİ YENİLEMEK BAŞARININ İLK ŞARTIDIR

Başarı, tüketici eğilimleri, ekonomik şartlar vb. gibi bir çok dış etkene bağlı geçici bir durumdur ve bu şartlardaki değişim, değişimdeki aynı hızı yakalayamayanları, aynı hızla ortadan kaldırır.

Teknolojik gelişmeyi, sosyal gelişim ve değişimi takip etmeden, anlamadan yaşamak olanaksız artık. Sürekli olarak çevremizi gözlemleyip bu çevre içerisinde kendimizi yenileyemiyorsak veya başka bir deyişle kendimizi ve işimiz yeniden keşfedemiyorsak başarısızlığa doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz demektir.

Günümüzün değişim hızı içerisinde siz ve/veya şirketiniz hala altı ay önceki siz ve/veya şirketiniz iseniz, her altı ayda sürekli olarak değişmiyorsanız, yenilenemiyorsanız başınız büyük bir dertte demektir.

Siz, müşterinizden (iç ve dış) hızlı değişemiyorsanız müşteriniz sonunda sizden kaçacaktır.

Sürekli kendimi tekrarladığımın farkındayım, ancak ne kadar vurgularsam vurgulayayım, bunun ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Peki bu sürekli yenilenmeyi, nasıl sağlarız?

Kanımca öncelikli olan gereksinim sürekli okumak, öğrenmek ve bunu bir alışkanlık haline getirmek. Sektörü, rakipleri, ekonomiyi, politikayı, dünyayı, teknolojiyi, sosyal eğilimleri, değişimi ancak sürekli olarak okuyarak takip edebiliriz. Bunları takip ettikçe anlamaya başlarız, anladıkça da kendimizi, işimizi yenileyebiliriz.

Bunları öğrendikçe dünyayı sadece olduğu gibi değil ileride olabileceği gibi de görme şansımız artacaktır. Bugün artık geçmiştir, yarın neler olabileceğini hayal edebiliyor olmamız gerekir, yani vizyonumuzun geniş olması şarttır yarınları yaşayabilmek için.

Hala dünkü insan, dünkü şirket, dünkü iş olarak kalıyorsak yaşama şansımız yoktur.

3 BOYUTLU YAZICILARIN YARATACAĞI SINIRSIZ DÜNYA

3 boyutlu yazıcılar şu sıralarda düşüncemi oldukça kurcalıyor, neredeyse her gün bu konu ile bir kaç haber okuyorum.

Kişisel olarak, 3 boyutlu yazıcıların geleceği şekillendireceğini, en az endüstri devrimi kadar önemli bir atılıma neden olacağını ve gerek kişisel iş yaşamlarını, gerekse şirketler üzerinde yönlendirici düşünüyor ve düşlüyorum.

3 boyutlu yazıcılar gün geçtikçe çeşitleniyor ve ucuzluyor, yaptıklar şeylerin yelpazesi elbiseden gıdaya, mandaldan motor parçalarına kadar uzanıyor.

Bugün FORBES‘da 3boyutlu yazıcılar ile yapılan şeylerle ilgili bir yazı vardı :

3 boyutlu yazıcı ile üretilen insan organları : Yaşayan hücrelerle üretilmiş organlar üretmiş Dr. Anthony Atala. Bunun anlamı da, çok yakın zamanda organ bağışı beklemeye gerek kalmayacak, insanların kendi hücreleri ile gerekli organ üretilebilecek.

2011 Ekiminde, Dr. Glenn Green ve Dr. Scott Hollister, nefes borusu çok zayıf olan ve en azından günde bir kez kalbi duran Kaiba Gionfriddo adındaki bebek için 3 boyutlu yazıcı ile gerekli parçaları üreterek bebeğin hayatını kurtarmış.

Geçtiğimiz yaz Princeton Üniversitesinde bilim insanları biyonik kulak üretmişler.

biyonik kulak
Geçen yıl Hollanda’da 83 yaşındaki bir kadın için çene üretilmiş ve yerine konduğunun ertesi günü kadın konuşmaya ve yutmaya başlamış.

yapay çene
Otomotive sektörü : Urbee 2, tamamen 3 boyutlu yazıcılarla üretilen bir araba.

General Motors, 2014 model Malibu’ların tüm prototip parçalarını, zamandan kazanmak amacı ile 3 boyutlu yazıcılar ile üretmiş.

Ford, tüm silindir kapağı, vantilatör, vites kutusu gibi bir çok prototipi 3 boyutlu yazıcılar ile yapıyor.

Ford’un vizyonu içerisinde artık fiziksel parça satış ve dağıtımını bırakıp, istediğiniz parçayı eğer evdeki yazıcınız uygunsa evde, değilse dışarıda uygun bir yazıcıda üretilmesine geçmek.

Düşünün böyle bir sistemin dağıtım kanalarına, müşteri ilişkilerine getireceği değişikliği.

Havacılık endüstrisi : NASA’nın roketler için 3 boyutlu yazıcıda ürettiği enjektörler ısı testlerini geçmiş.

NASA’nın vizyonunda, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS)tüm gerekli parça ve aletleri 3 boyutlu yazıcılar ile üretmek ve böylece yolculuklarda malzeme taşıma derdinden kurtulmak var.

Artık bu haberler sürekli var.

Ben aslında bu yazıcıları “herşeyi üretebilen mini fabrikalar” olarak yorumluyorum ve bunların seri üretim ve ölçek ekonomisini çok etkileyeceklerini görüyorum.

Öncelikli etki sanırım girişimcilerin ve yenilikçilerin üzerinde olacak, prototipleri hızla ve ucuza üretebilecekler.

Bazı tasarımlar endüstriyel üretim aşamasına girmeden arzu eden kişiler için, arzu edilen değişikliklerle ve uygun fiyatla üretilebilecek.

Bu makinaların çalışmasını sağlayan tasarımcılık büyük bir iş kaynağı olacak.

Muhtemelen tedarik zincirleri çok etkilenecek. Düşünün bazı ürünleri internet üzerinden alacak, evdeki yazıcınız uygunsa onda, değilse dışarıda bastıracaksınız. Belki bunları kargo şirketleri bile nakliye yerine baskı tekniği kullanarak transferlerini yapacaklar.

Next Page →

Follow on Feedly