UNUTMAYIN, TEK KARAR VERİCİ VARDIR, O DA MÜŞTERİDİR

Bu yazı 21.02.2012 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.
Sadece bugün 3 deneyim yaşadım :
1. XYZ’in hazırladığı bazı dondurulmuş ürünleri bir projede kullanmayı düşündüğümüz için XYZ’in web sayfasında XYZ Profesyonel bölümünde epeyce bilgi var ancak kendilerine bazı şeyler sormam gerek, iletişim bilgilerindeki telefon cevap vermiyor. Sonunda başka numaralardan ulaşıyorum ama epeyce zaman kaybederken düşünüyorum, kendi telefon numaralarını bile güncellemeyi düşünemeyen insanlar bana ne gibi çözümler önerebilir ? Unutmayın satış, müşterinin bir sorununa çözüm getirmektir.
2. Yine müşteri olarak bir iş için XXXXXX Bankası şubelerinden birindeyim, benden başka hiç kimse yok ancak benle ilgilenecek kişinin çok önemli bir işi var, yüksek bir mevduatı başka şubeye kaptırmadan şubesinde tutmak zorunda. Benle ilgilenirmiş gibi yapıyor ama asıl o işle ilgileniyor, müdüre hanım bağırıp çağırıyor, diğer bütün insanlar boş ama bana bakan kişi hem beni işimi hem de öbür işi yapmak zorunda. Bankaları biraz tanıdığım için ne olup bittiğini hissediyorum. 25 dakika sonra şubeden çıkıyorum, yandaki bankada işimi halledeceğim ama Akbank öğle tatilinde, mecburen geri dönüyorum ve 10 dakikalık işim 1 saat 15 dakikada bitiyor. Bana bakan arkadaş durumun farkında ama başka hiç kimse durumun farkında değil.
3. Bir başka proje için internette arama yaparak bulduğumABCYazılımı arıyorum, bant kaydı beni yönlendirirken kaliteli hizmet için konuşmaların kaydedileceği bilgisini de veriyor, satışı aradığım için içim rahat nasılsa en azından bir çok şirket satış yapana kadar yakın davranmaya çalışıyor, ama o ne, aradığım (aslında yönlendirildiğim) abone cevap vermiyor.
Pazarlama faaliyetleri için harcanan milyonlar, müşteriyi telefonun ucuna kadar getirme başarısı, arka tarafta eksiklik olunca hiç bir işe yaramıyor. Pazarlama için yapılan yatırım, pazarlama başarılı olsa dahi kazanca dönüşemiyor.
Şirketler büyüdükçe bununla daha sık karşılaşmaya başlıyoruz, bugüne kadar hepiniz yapılan bazı duyurulardan konuştuğunuz satışcıların haberi bile olduğuna şahit olmuşsunuzdur.
Benzeri şeyleri defalarca yazdım ancak bunları hep küçük ve ortaya boy işletmelere ders olması için yazıyorum. Küçük ve orta boy işletmelerin hem bu konuda bir şansı var hem de çok büyük bir şanssızlığı.
Şans kısmı, boyutlar nedeni ile daha kontrol edilebilir, bilgi akışı sağlanabilir olmasında yatıyor.
Şansızlık ise, büyük işletmeler ve büyük bütçeler içerisinde farkına varılamayan kayıplar küçükler için ölümcül olabilir.
Müşteriyi çekebilmek kadar onu hayal kırıklığına uğratmamak da çok önemlidir ve hatta belki de daha önemlidir çünkü hayal kırıklığının yarattığı olmsu etkiyi değiştirmek çok zor ve pahalıdır.
2009 yılında yazdığım ve neredeyse her yıl tekrarladığım “2009 DA İŞLETME SAHİPLERİNİN YAPMASI GEREKEN 10 BASİT ŞEY” adlı Guy Kawasaki’den alıntı bir yazı var ve neredeyse hala güncelliğini koruyor, orta ve küçük boy işletmelerin hatta büyüklerin bile sık sık başvurması gerekn bir kaynak bence.
Yaşamak için unutmamamız gereken en önemli şeylerden şey “tek karar verici vardır, o da müşteridir”, ona ya gözüktüğümüz gibi olmalıyız yada en azından affına sığınabilmek için olduğumuz gibi gözükmeli ama o sırada da sürekli kendimize çeki düzen vermeliyiz, yoksa kaybeden biz oluruz.
Bu yazı yazıldıktan sonra (bu olaylar 1 Şubat tarihinde yaşanmıştı) hem aynı bankadan başlıyan olayın devamı aynı şekilde gelişti hemde bugün başka bir tecrübe yaşadım.
Sözkonusu banka Garanti Bankası – Altınoluk Şubesi idi, gitme nedenimde küçük bir işletme için pos ve sanal pos başvuruları yapmaktı. Ayn 14′ünde bana söylenen, ayın 20 sinde işletmeye gidilerek pos uygulamasının başlatılacağı idi ama beklenen oldu hiç bir ses çıkmadı, 21 inde bir telefon görüşmesi ile hemen ilgilenileceği klasik cevabından sonra 23 ünde bir mail atmak zorunda kaldık. Gelen yanıt : “Günaydın Tufan Bey ben ilgileniyorum gün içinde servis yetkililerinin beni arayacağı bilgisini verdiler . Size cep telefonunuzdan ulaşarak bilgi vereceğim iyi çalışmalar” olmasına karşılık bugüne kadar bir gelişme olmadığı gibi herhangi bir cevap da gelmedi. Bu yazışmayı yapan kişinin söylemek istediği, tamam arkadaş ben benden bakleneni yaptım, top şimdi başkasında. Ama sorun çözülmediği için ben sadece bankayı kayıtsız, ilgisiz olarak değerlendiriyorum tabi. Ama benim kaybettiğim zaman için ne yapabilir ki artık. (Not : Bugün ayın 28′i hala bir yanıt dahi yok)
Bugün başıma gelen ise evlere şenlik. Denizbank’tan gelecek olan bir kredi kartım aylar sonra Suadiye Şubesine ulaşmış, ancak ben uzun bir süreliğine Assostayım, yapılan telefon görüşmeleri sonucu kredi kartımın Edremit Şubesine gönderilmesi konusunda mutabakat sağladık. 15 güm kadar sonra Edremit Şubesini arayarak kartımın gelip gelmediğini sordum, geldi, buyrun alın dediler. Bugün saat 10:15 de Assos’dan yola çıkarak Edremit Şubesine kartımı almaya gittim. Şubede nazik bir memurun karşısında 45 dakika bekledikten sonra kartımın gelmediğini öğrendim, ancak çalışanın yapacak bir şeysi yok, bilgisayar ekranında geldiği gözüküyor kartın. Sağolsun iletişim bölümünü aradı, onlara epeyce bilgi verdikten sonra kartımın hala Suadiyede olduğu söylendi. Suadiye Şubesi arandı, kartın gönderildiği bilgisi alındı ama kart ortada yok. Nazik memur bana söz verdi, kart eline geçerse Şube Müdüründen izin alarak bana şahsen getirecek, kendi terbiyesi ve nezaketine veriyorum bu yaklaşımını.
Sonuç, ben geri döndüğümde saat 13:30 idi. Acaba Denizbank’ın tüm sermayesi benim yaşamımdan aldığı 3 saat 15 dakikayı ödeyebilir mi ? Peki yukarıda yazılan tüm olayları basit bir istatistiğe indirgersek ve her insanın KURUMSALLAŞTIĞINI iddia eden kurumların günde 15 dakikasını çaldığını varsayarsak, bir insan ömrünü de 70 yıl olarak hesaplarsak, bu kurumlar günde kaç yaşama bedel zamanı öldürüyorlar dersiniz ? Tam 28 insan yaşamını, hemde her gün.
Ben bu 3 saat 15 dakika kitap okuyarak bir şeyler öğrenebilirdim, buralara bahar geldi, güneşin altında denizi seyrederek dinlenebilirdim, hiç olmadı uyuyabilirdim, ama hayır bir hiç uğuruna harcamak zorunda kaldım.
Evet, sistem kurmak çok kolay, hemde çalışmayan sistemleri kurmak çok daha kolay. İki heceli kelimeler ve bazı tek heceli seslerin dışındaki kelimeleri söylemekte zorlanmasına karşılık TV de talk show yapan Ünlü bir Türk düşünürünün (!) senaryo tanımlaması gibi : “Zaten senaryo dediğin nedir ki? Bir kelimeyle yola çıkarsın, senaryo yazarsın.”, sistem dediğin nedir ki kurarsın gider, çalışması şart değil.
İnsanlar tarafından, insanlar için, kurumsallaşma adına kurulan ama insanı dışlayan sistemler yürümez. “KURUMSALLAŞMALI MI, KURUMSALLAŞMAMALI MI ?“ konulu yazıda değinmiştim buna.
Artık %99, %1′e başkaldırmaya başladı, kişisel görüşüm, gelecek KOBİ‘lerindir ve bu şansı çok iyi kullanmamız gerek.
BEYMEN BUNU HAKKETMİYOR !
Yukarıdaki fotoğraf dün Edremit’te çekilmiş.
BEYMEN’in Outlet Mağazalarından biri.
Biliyorum, outlet mağazalarını BEYMEN’in. Bu mağazalar normal mağazalar kadar albenili olmasa da hizmet açısından herzaman BEYMEN kalitesini yansıttığını düşünürüm bunların da. İçeriye girdiğiniz zaman fiziksel olarak aynı atmosferi bulamazsanız dahi, insan kaynakları açısından kendinizi normal mağazalara çok yakın hissedersiniz.
Uzun yıllar içerisinde, markanın tüketici üzerinde (en azından bende) oturmuş bir algılanış şekli vardır.
Ancak yukarıdaki görüntü bu algılama ile tamamen çelişkili geldi bana. Mallar sokağa dökülmüş, batan geminin malları gibi.
Bu görüntü, mağazanın içerisinde yer aldığı alışveriş merkezinin kalite anlayışını da etkiliyor ve ona da yansıyor diye düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın, her kalite ve fiyat pazarda tabi bir yer bulur ve müşteri kitlesine hizmet verir, benim buradaki sıkıntım :
1. BEYMEN müşteri kitlesini mi değiştirmeye çalışıyor,
2. BEYMEN, bunca yıldır kendini başarı ile konumlandırdığı noktadan ayrılıyor mu ?
3. BEYMEN eski BEYMEN değilmi ?
4. Eğer tüm yukarıdakilerin yanıtı hayır ise, BEYMEN bunu hakkediyormu ?
5. BEYMEN müşterisi bunu hakkediyormu ?
Sorularının kafamda doğması.
Benim burada çıkartmaya çalıştığım ders, markamız, konumumuz, kendimiz konumlandırmaya çalıştığımız nokta sürekli olarak aynı tutarlılığı göstermez isek algılama sorunu yaratmak çok kolaylaşır. Unutulmaması gereken de, ALGILAMA GERÇEĞİN KENDİSİDİR.
2012′DE İŞLETME SAHİPLERİNİN YAPMASI GEREKEN 10 BASİT ŞEY

Bu yazı 4.1.2012 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.
Aşağıdaki yazıyı 2009 yılı başında, Guy Kawasakiden alıntı yaparak yazmışım, bu yıl için bir yazı yazmayı düşünürken eski yazılarıma bakıyordum ve bu yazının hala geçerli olabileceğini görünce sadace başlığındaki 2009′u 2012 yaparak yeniden kullandım.
Hepinize sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, başarılı, ve mutlu yeni bir yıl dilerim.
Bugün, OPENFORUM’da Guy Kawasaki’nin, ”2009 da Küçük İşletme Sahiplerinin Yapması Gereken 10 Küçük Şey” makalesini okudum. 31 Aralık’da yayımlanmış (okuma listemde gecikmişim), çok hoşuma gitti ve paylaşmak istedim, aslında bu konulardan bazılarını profesyonellik yaşamımda uygulamıştım ama sanırım tüm aşağıdakileri sadece küçük değil tüm işletme sahip ve yöneticileri zaman, zaman uygulamalı. İnanın kendiniz ve şirketiniz hakkında çok şey öğreneceksiniz.
1. Şirketi bir müşteri gibi arayın, telefon sisteminizin ve operatörün nasıl davrandığını görün. (TK notu – Banka – GSM Operatörleri bunu bir deneyin ve zaman zaman 45 dakika müzik dinlemenin tadına varın.)
2. WEB sitenizin iletişim veya bize ulaşın bölümü var mı kontrol edin, yoksa hemen ekleyin. (TK notu – Bence bir harita eklemek de gerekli.)
3. Şirketinizin müşteri hizmetlerine bir mail gönderin ve yanıtlanıp yanıtlanmadığını gözleyin.
4. Müşteri hizmetlerine gelen 1-2 telefonu ve maili (tabiki sizin gönderdiğinizi değil) cevaplayın.
5. Bir satış elemanınız ile satış ziyaretine ve bir servis elemanınız ile servis ziyaretine gidin.
6. Şirketinizin kullandığı dokümanlardan (müşteriye verilen) veya kullanım talimatlarından birini okuyun. Gözlüksüz okuyabiliyorsanız bonus kazandınız.
7. Şirketiniz ürünlerinden birine ilişkin kullanım talimatını kaybettiğinizi düşünün ve bunu Web sitenizide bulup bulamıyacağınızı araştırın.
8. Ürünlerinizden birinin intenet siteniz üzerinden kaydını yaptırın ve ürünüm seri numarasını bulup bulamadığınızı, okuyup okuyamadığınızı kontrol edin. Gözlüksüz okuyabiliyorsanız bonus, kayıt işlemi sırasında verifikasyon amaçlı kullanılan harfleri okuyabiliyorsanız bor bonus daha.
9. E-maillerinize imza ekleyin. İmza, maillerinizin sonuna otomatik olarak eklenen, sizin koordinatlarınızı içeren blok bir yazıdır. Mail alıcısını, sizin adres ve telefonlarınızı bulma çabasından kurtaracaksınız.
10. Twitter’a üye olun şirket adınız, ürününüz, rakiplerinizin adı ve ürünü veya sektörünüz ile ilgili bir terim kullanarak arama yapın. (Bu ülkemiz için geçerli olmasa bile, bunun yerini alabilecek bir çok arama yapabilirsiniz, inanın sonuçları sizin için çok yol gösterici olacaktır.
Capital – Ocak 2012
GİRİŞİMLERİN KARŞISINA ÇIKAN ENGELLER

Bu yazı 20.12.2011 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.
İngilteredeki şirketin fax makinasını sürekli kullanıyoruz, fakat henüz Türkiyede yok. Gelirken yanımda bir tane getirdim.
Gümrükte makinayı tanımadıkları için ne iş yaptığını anlattım. Memur işin içinden çıkamayınca amirlerini de çağırdı.
Etrafında toplandılar, anlatıyorum, ‘’buradan kağıdı koyarsın, karşı tarafta aynısı çıkar,Resim varsa resim çıkar, yazı varsa yazı çıkar.’’
Bir türlü kafaları basmıyor, hiç görmedikleri, düşleyemedikleri bir makina. Sürekli aynı sorular, sürekli aynı cevaplar.
Nihayet bir tanesi cebinden bir kağıt para çıkardı ve sordu: ‘’yani bunu burdan koysak karşıdan çıkar mı?’’
Bende fazla düşünmeden ‘’evet’’ dedim.
Hemen ‘’yasak’’, makinaya el kondu ve mahkemeye verildim.
Mahkeme başladı, sürüyor. Bu arada Türkiye de fax makinaları kullanılmaya başladı.
Mahkemenin dördüncü yılında duruşmadayız. Makina hakimin önünde duruyor.
Artık avukatım dayanamadı ve ,
‘’ Hakim Bey müvekkilime ne ceza verirseniz verin aynısını hemen kendinize de vermeniz gerekir’’.
Hakim sertçe ve kızgınlıkla:
‘’Sen ne demek istiyorsun’’
‘’Hakim Bey aynı makinayı siz de kullanıyorsunuz’’
‘’Olmaz öyle şey’’
Hep birlikte mahkeme kalemine gittik ve orada duran fax makinasını gösterdik.
Yukarıdaki anı, daha önce ismini hiç duymadığım, ama anlattıklarını dinledikçe dünyanın, Türkiye’nin ,nerelerden nerelere geldiğini görmemi tekrar sağlayan, kendisi ile sadece iş yapmaktan değil insan olarak da tanımaktan çok mutluluk duyduğum, uluslararası işler yapmış ve yapmakta olan bir Türk işadamı, Nedim Sarıyer‘den.
Bu anıyı iki gün önce dinledim kendisinden.
Dün gece Seth Godin’in ‘’Linchpin‘’adlı kitabını okurken verdiği örnek bu anıyı tekrar düşünmeme neden oldu.
Seth Godin, 400 madeni parayı üst üste koyun ve bu insanlığın yerleşik düzene geçtiği son 100.000 yılı temsil etsin, en üstekini alın bu son 250 yılı temsil eden para,endüstri devriminden bu güne kadar olan gelişmelerin gerçekleştiği dönemdir, geri kalan 399 adet ise gerisindeki zamanı gösterir’’, diyor.
Yukarıdaki anı ise sadece son 30 yıl içerisinde yaşanmış, hem gelişmeyi, hem de bu gelişmeye yetişemeyen toplumları gösteren çok güzel bir örnek.
Yukarıdaki anı, kendisinden dinlediğim bir çok traji komik ancak karşılaştığı bir çok engele rağmen projelerine yılmayarak devam eden bir iş adamından.
Son otuz yıl içerisindeki değişime baktığımda, bu günkü bir çok girişimci genç arkadaşın dert yanarak anlattıkları engellerin aslında bir engel olmadığını görüyorum.
Aslında her ne konuda olursa olsun engeller bizim için teşvik edici olmalı, yolumuza devam etme azmimizi artırmalıdır. Bunu yapmadığımız takdirde ne yaratıcılığımız yaratıcılık olarak kalır ne de girişimlerimiz istediğimiz sonuçlara varır.
Kendisi izin verirse yakın bir zamanda yazdığı ‘’Bir Projenin Anatomisi’’ adlı, hepimize ders verecek nitelikte olan bir yazıyı yayınlayacağım.
İŞ PLANI Blogu, 2011 Turkcell Blog Ödülleri’nde Finalde

İŞ PLANI Blogu, 2011 Turkcell Blog Ödülleri yarışması, GARANTİ iş blogları arasında halk oylaması sonucu finale kaldı.
Şimdi bu bloglar jüri değerlendirmesine sunulacak. Jüri üyelerimiz, bloglara 1 ile 10 arasında puan vererek 2011 Turkcell Blog Ödülleri’nin kazananlarını belirleyecekler.
Diğer finalistleri görmek için tıklayın.
İŞ PLANI – GEREKLİ Mİ ? GEREKSİZ Mİ ?

Bu yazı 06.12.2011 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.
Bugünlerde çeşitli çevrelerde iş planının gerekli olup olmadığı tartışılıyor ve ben ilgiyle izliyorum. Çeşitli yazarların çeşitli görüşleri var, İş Planı gereklidir diyenler ağır basıyor.
Gerek yok diyenlere baktığımız zaman da çoğunun İş Planı’nı oluşturan ögeleri değişik bir şekilde adlandırdıklarını veya İş Planı tanımını kendi görüşleri doğrultusunda yaptığını gözlemliyorum.
Genelde kullanılan İş Planı tanımı şöyledir :
“İş Planı, şirketinizin geçmişini, gelecek için vizyonunuzu ve bu vizyondaki hedeflerinize varmak için uygulayacağınız planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır.“1
Elinizde böyle bir yol haritası olmadan bir işe başlamak bana Alis Harikalar Diyarındaki Alis ile Kedi’nin konuşmasını hatırlatıyor :
Alis : Lütfen bana hangi yoldan gitmem gerektiğini söylermisiniz ?
Kedi : Nereye varmak istediğine bağlı.
Alis : Farketmez.
Kedi : O zaman hangi yoldan gideceğin de farketmez.
O sırada açıklamasına devam eden Alis : … yeterki bir yere varayım.
Kedi : Yeteri kadar yürüdüğün zaman bir yere varırsın zaten.2
Hedeflerinizi bilmediğiniz zaman zaten bir yol haritasına gerek olmayacaktır, ancak hedefi olmayan bir yolculuk ise sadece macera olarak nitelendirilebilir. İş Planı, hem hedefleri koymamızı, hem de bu hedefler nasıl varacağımızı gösteren bir yol haritasıdır ve bu yolda sapmalar yartığımızda bize zamanında ve nasıl aynı yola veya aynı hedefe varacak yolun ne olduğunu gösterecek bir araçtır.
Burada unutulmaması gereken, değişen çevre koşularına bağlı olarak bizim zaman içerisinde hedeflerimizi, yani varacağımız noktaların da değişmesi gerekebilir. Bunu bize gösterecek olan ise iş planımızdır.
Her plan ve bu doğrultuda İş Planı da yazıldığı andan itibaren yanlıştır.3 4
İşte burada da İş Planının YAŞAYAN BİR DÖKÜMAN 5 olduğu kavramı önem kazanmaktadır.
İş Planı yaşayan bir dökümandır, ve öyle de olmalıdır.
Eğer iş planını hazırladıktan sonra, tamam ben işimi yaptım deyip rafa kaldırdı iseniz büyük bir sorunuz var demektir. Diğer bir deyişle bilmediğiniz bir yolda, cebinizdeki haritayı kullanmadan yol alıyorsunuz.
İş planı sürekli güncellenmesi gereken bir dökümandır, ancak bunu yaptığınız zaman yol gösterici niteliği devam edecektir.
Satış öngörüleri, fiyatlar, maliyetler gibi tüm varsayımlar periyodik olarak güncellenmeli ve bu güncellemelerin hedefinize varışınızı nasıl etkileyeceği gözlemlenmelidir, ancak bunları yaparsanız yol haritası niteliğini korur.
Tabi önemle üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan birisi de İş Planı’nı hazırlama sürenizdir. Zaman zaman, aylar, hatta bir yıldan uzun süredir bir İş Planı yapmaya çalışan kişiler ile karşılaşıyorum. Aslında bu durum da İş Planı, yapılacak veya yapılmakta olan işin önüne geçiyor ki bu en az İş Planı yapmamak kadar hatalı bir durumdur bence. Aslında bu durumda olanları genelde olmayacak bir işe girişmeye çalışanlar ile MÜKEMMELİYETÇİLER oluşturuyor. Unutmayınız MÜKEMMELİYETCİLİK EN BÜYÜK DÜŞMANDIR !! 6
Benim tecrübelerim sonucu önerim, eğer bir İş Planı için gerekli bilgileri (işin yapısına bağlı olarak) 2-6 hafta arasında toparlayamıyorsanız ve bu süreden sonra İş Planı’nı hazırlamanız 2 -4 haftayı aşıyor ise muhtemelen yanlış bir iş düşlüyorsunuz demektir.
Eğer işinizin başarılı olmasını istiyorsanız, optimal zamanları geçmeyen bir sürede muhakkak bir iş planı hazırlamalısınız. Bu planın içeriği standartlardan değişiklik gösterse bile yol haritanız, hatta günümüzün gelişen teknolojileri doğrultusunda GPS’iniz olacak ve doğru yolda gitmenize, yanı hedeflere varmanızda en önemli aracınız olacaktır.
__________________________________________________________
3 HER İŞ PLANI YANLIŞTIR – http://blog.tkaraca.com/2008/her-is-plani-yanlistir/
4 Planlar Yanlıştır ama Yaşamsal Önem Taşır – http://blog.tkaraca.com/2009/planlar-yanlistir-ama-yasamsal-onem-tasir/
5 İŞ PLANI CANLIDIR – http://blog.tkaraca.com/2008/is-plani-canlidir/
6 MÜKEMMELİYETCİLİK EN BÜYÜK DÜŞMANDIR !! – http://blog.tkaraca.com/2008/mukemmeliyetcilik-en-buyuk-dusmandir/
_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.
Teşekkür ederim.
İŞTE HİZMET..
ÇIKIŞ STRATEJİLERİ

Bu yazı 23.11.2011 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.
Son zamanlarda nedense ÇIKIŞ STRATEJİLERİ konusunda giderek artan sorularla karşılaşıyorum. Sanırım bir çok kişi ÇIKIŞ STRATEJİSİ kavramını yanlış yorumluyor.
ÇIKIŞ STRATEJİSİ hiç bir zaman işler kötü gitmeye başladığında nasıl kaçıp gideceğini belirleme stratejisi olarak yorumlanmamalıdır. eğer baştan işinizin kötü gitme ihtimali olduğunu düşünüyorsanız o işe hiç bir zaman başlamamanızda yarar var.
Burada, sürekli kullandığım motosiklet deyimini tekrar kullanmak istiyorum ; baktığın yere gidersin. Eğer başlamakta olduğunuz işin kötü gitme ihtimalini görüyorsanız o noktaya varırsınız, o zaman da o işe girmenin hiç bir anlamı yok, ta ki kötü niyet olsun işin içinde. Gazetelerde sürekli okuyoruz, bir çok paravan şirketin sahibi olarak ortaya hiç bir şekilde suçu, günahı olmayan masum bir çaycı veya müstahdem çıkıyor. İşte size kötü niyetli bir çıkış stratejisi.
Ayrıca, eğer bir gün işleriniz herhangi bir sebepten dolayı kötü gitmeye gitmeye başlarsa, tabiki bu işten nasıl minimum zararla kurtulurum diye düşünmek gerek, ama bunu daha işe başlamadan yapıyorsanız, yukarıda da söylediğim gibi HİÇ BAŞLAMAYIN.
ÇIKIŞ STRATEJİSİ, yeni başlamayı düşündüğünüz, başladığınız, büyüme aşamasına geldiğiniz bir işin, belli bir süre sonra (veya belli bir noktaya geldikten sonra) o işi ne yapmak istediğinize bağlı olarak planlamaktır.
Bunu yapabilmek için de öncelikle amacınızın ne olduğunu belirlemek gerekir ki bunlar :
Cebimde 1 milyon nakit kalacak bir şekilde işin tamamını satmak,
Cebime en az 1 milyon girecek bir şekilde şirket hisselerinin % 50′sini satmak,
İçinde olduğum pazardaki en büyük şirketin benim şirketimle birleşmesini sağlamak,
Diğer tüm ortakların hisselerini satın alarak şirketin tamamına sahip olmak,
Bu işi ileride çocuklara devrederek onların da rahat bir hayat sürmesini sağlamak,
Şirketi halka açmak olabilir.
Ve bu amaca ne zaman veya hangi noktada ulaşmayı istediğinizi de belirlemek gerekir. Bu da ;
İşe başladıktan 5 yıl sonra,
Yıllık satışların 5 milyona vardığı zaman,
2 milyon kara erişince gibi değişik zamanlar olabilir.
Kasada 5 milyon olduğu gün, tüm bunları alıp bilinmedik bir yerde emeklilik yaşamak da bir çıkış stratejisi olabilir tabi, ancak genelde biz buna iş değil, hırsızlık veya sahtekarlık adını veriyoruz. Tabi her şeyde olduğu gibi bu da bir planlama gerektiriyor ve maalesef bazıları bu planları çok büyük boyutlarda ve çok başarılı bir şekilde planlayarak zaman zaman ülke boyutlarında, hatta evrensel boyutlarda uygulayabiliyor.
ÇIKIŞ STRATEJİSİ, işinizi nsaıl yönlendireceğinizi anlamak bakımından önemlidir ve bu nedenle işin en başında, iş planı hazırlama aşamasında düşünülmeli ve hatta İŞ PLANI’n da yer almalıdır.
Eğer kurduğunuz işi, firmayı bir zaman sonra satmayı düşünüyorsanız izleyeceğiniz yöntem, işi çocuklarınıza devretmeyi düşünmeniz halinde kullanacağınız yöntemden oldukça değişik olacaktır.
_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.
Teşekkür ederim.
TAKLİTLERİMDEN SAKININ ….. ! :)
İlginç bir şekilde İş Planı konusu oldukça fazla işlenmeye başladı, aslında doğal bir akış bu, girişimciliğin temelinde yatan bir konu bu.
Ben 2006 yılında blog ve sayfalarımı hazırlayıp yayınlamaya başladığımda bu konu nerede ise işlenmiyordu, zaman ilerledikçe ve ağırlıklı olarak kitabımın basılmasından sonra bu konuya ilgi daha da arttı ve bir çok kişi bu konuda yazıp çizmeye ve eğitim vermeye başladı.
Aşağıdaki resim bir eğitim duyurusu, yanındaki de benim kitabımın kapağı.

Bu konudaki eğitimler 20.- TL ile 350.- TL arasında değişkenlik gösteriyor.
Ayrıca eğitim konularını okurken, iş planı yaparız ilanlarını verenlerin sayfalarına baktığınızda, bazan benim kitapta kullandığım cümlelerin aynılarına rastlıyorum, bazan da benzer cümleler görüyorum.
Ya buna ne dersiniz ?
Proje ve İş planı hazırlanır.
(Girişimciler için İş Planını 2 gün içinde, 200 TL ye hazırlıyoruz)
Bir de paket satanlar var :
Ekonomik paket,
Standart Paket,
Grup ve öğrenci paketi,
Gold paket…
Ne demekse bunlar.
Öğrencilere iş planı 350.- TL
Harika değilmi ?
Benim de yakında başlamayı düşündüğüm bazı kampanyalar var ama sanırım önce üfak bir imaj değişikliği ile ;
HAKİKİ İŞ PLANI
ÖZ İŞ PLANI
GERÇEK İŞ PLANI
SAHİBİNDEN İŞ PLANI
gibi yeni bir kişilik bulmam gerekecek.
Şaka bir yana tüm bunlara baktığım zaman çok memnunum, çünkü taklit ediliyorum, demek ki ben ÇOK İYİYİM, bakın bu cümle de yeni bir şey hatırlattı bana :
TAKLİTLERİNDEN SAKININIZ;
Yoksa TAKLİTLERİMDEN demek mi iyi olur.
Bilgi paylaşmayı sosyal bir sorumluluk olarak gördüğümden,tüm öğrenciler ve üniversiteler için grup olarak – ders te konuşmacı olarak – öğrenci dernekleri faaliyetlerinde, tüm ticaret ve sanayi odalarında – girişimci derneklerinde bu konuda kısa eğitimler verirken herhangi bir ÜCRET TALEBİM YOKTUR, ta ki bunlar İstanbulda olsun. İstanbul dışı için ise tek talebim yolculuk masraflarıdır.
TEKLİTLERİNDEN SAKININ…
_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.
Teşekkür ederim.






