PETER DRUCKER’dan 20 seçme

Peter Drucker’dan seçmeler from Tufan Karaca

ÖNE GEÇMEMİZ ŞART

Şoförsüz otomobil konusuna oldukça fazla takıldım sanırım ancak bu benim için farkına varmadığımız değişim ve gelişim sürecinin bir göstergesi, sürekli anlatmaya çalışıyorum, değişim bizim fark ettiğimizden daha hızlı ve her konuda da giderek artan bir şekilde sürüyor.

Değişimin peşinden giderek hiçbir yere varmamız mümkün değil, değişim yaratanlardan biri olmak zorundayız, aksi halde sonun başlangıcını yaşıyor olacağız.

Drucker’ın sözünü sürekli hatırlatırım ve yine söylemek ihtiyacını duyuyorum, “eğer müşteriniz sizden önce değişiyorsa sorun var”. Müşteriye değişimi yaratacak olan sizler olmalısınız, aksi halde müşterisiz kalırsınız.

Etrafımızda değişen ve bu değişikliklerin mutlak surette bizi etkileyeceği şeylere şöyle bir göz atalım:

Bunlar çok hızlı gelişen ve değişen konulardan sadece bir kaçı. Bizler daha elektrikli araçların yaşama girmesinin ne kadar uzakta olduğunu sanırken kendi kendine giden araçlar pıtrak gibi çoğalarak dünyanın her yerinde kullanılmaya başlanıyor, bu gerçeği görene kadar etrafımızı sarmış olacaklar. Ve biz endüstrini dışında bile olsak etkileneceğiz.

Etrafımızda neler oluyor bu konuda:

Bu sadece bir örnek.

Ya diğerleri?

Endüstrinin içerisinde olmasak bile etkileneceğiz, ONLAR BİZİ ETKLEMEDEN BİZ ONLARIN ETKİSİNİ YARATMALIYIZ.

KAPININ DANASI ÖKÜZ OLMAZ – 2

Bugün MIT Sloan Management Review’da “Strateji Kapıdan Çıktığında” başlıklı bir yazı okudum, bana 2014 Haziranında yazdığım “KAPININ DANASI ÖKÜZ OLMAZ” yazısını hatırlattı. Yazlıların meali aynı ancak yazar burada konuyu strateji açısından ele alarak, aslında strateji yaratacak en önemli kişilerin şirket içerisinde olduğunu ama bunun gözardı edilerek dışarıdan stratejistlere oldukça yüksek miktarlarda ödeme yaparak strateji geliştirmeye çalıştıklarını ve bunun sonucu da içerideki değerlerin şirketten soğumasının sonucu şirketten ayrılmaları konusunu ele alıyor.

Ben konuyu daha geniş ele alarak içerideki değerlerin göz önüne alınmaması hastalığının tüm konular için geçerli olduğunu söylüyorum.

Sanırım şirketlerdeki liyakat sorunlarından en önemlilerinden biri de bu.

Yöneticiler, patronlar bunu çok iyi algılamalı ve kullanmalıdır.

TAKIM ÇALIŞMASI

2014 Şubatında TAKIM ÇALIŞMASI başlığı ile FORMULA yarışlarında FERRARI’nin lastik değiştirme videosunu kullanmıştım ama 2 yılda çok şey değişiyor 🙂

YARINLAR DÜN OLUYOR – İŞİM NE OLACAK???

Dün Bloomberg’de çıkan bir haber – “UBER bu yaz şoförsüz Volvo XC90’ları hizmete sokacak”.

Yıllardır değişimin çok hızlı olduğunu, bunu algılamakta zorlandığımızı, hazırlıklarımızı bugünden yapmazsak yarın işmizin biteceğini anlatmaya çalışıyorum.

UBER artık geleceğin otomobil işini alıp götürmeye çalışıyor, şoförsüz arabalar devrinde araba sahibi olmak yerine servilere abonelik tercih edilecek.

Yıllardır Yunanistanda iki kasaba arasındaki minibüs seferleri şoförsüzşöförsüz.

Analistler bile bunun çok uzak gelecek olduğunu söylüyor uzun zamandır.

Ama Tesla’nın son modelleri şoförsüz arabadan bir adım uzak.

Bir çok yerde test ediliyor.

Yarın artık bugünden de yakın.

Otomobil firmaları bile konuyu orta vade planlarına almadılar.

Ama BU YAZ UBER servise sokuyor. Değişimin hızı süreçleri de kısalttı.

Evet TESLA’nın ölümlü bir kazası var.

Ağustos başında TESLA Model X kullanan Missouri’li Neally direksiyonda kalp krizi geçiriyor. Son bir gayretle “hastane” diyor. Ve yarı otonom oto pilot Nealy’ 30 kilometre ilerideki hastanın acil servisine getiriyor.

Sen ne yapacaksın araba üreticisi, oto kiralayan, otomobil satıcısı? Sen şöför kardeşim?

Evet yarın geldi geçiyor.

Bu sadece şoförsüz araba. Ya 3 boyutlu yazıcılar, robotlar???

Peki bunlar işimizi nasıl etkileyecek.

DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ????

İşini Sevmek – Çalışan Katılımı

Geçenlerde Yalıkavak Pazarına gittik, ben biraz dolaştıktan sonra işi karıma devredip Yalıkavak Meydanında bir ağaç gölgesinde oturup biraz bir şeyler okumaya, insanları seyretmeye başladım.

Bir görevli yavaş yavaş çevreyi süpürüyor, elinde süpürge ve ne deniyorsa bilmiyorum saplı bir faraş, üzeri pırıl pırıl, yüzünde ve gözlerinde gülümseme . İlgimi çekti, hem kitabıma bakar gibi yapıyor hem de görevliyi çaktırmadan izlemeye başladım. Belli ki yerel biri, tanıdığı insanlara keyifle selam veriyor, pazardan çıkan tanımadığı kişilere gülümseyerek yol veriyor.

Genelde bu tip görevlerde çalışanlar hemen bitsin duygusunu veren hızlı ve baştan savma bir çalışma temposuna sahiptir gözlemlediğim kadarı ile. Yüzlerini, hatta gözlerinin güldüğü de pek söylenemez diye düşünürken birden kendimi toparladım. Bugünlerde sadece bu tip görevlerde çalışanlar değil, bir çok değişik işlerde çalışanlar da bu görüntüye sahip. İşini sevmiyor, hemen anlıyorsunuz.

Her neyse, o da yorulmuş olmalı ki gölgesinden faydalandığım ağaçın altına geldi o da ve nefeslenmek için bir sigara yakarak, sanki “buralar benim” dercesine keyifle etrafı seyretmeye başladı. İleride gördüğü birisine keyifle selam verdi, belli ki tanıyor. Selam verdiği adam yanına geldi el sıkıştılar. Görevli heyecan ve keyifle yeni gelen adama bu işi bulalı 15 gün olduğunu, işini sevdiğini bunun nedeninin de “bütün esnafla tanışmak” olduğunu anlatmaya başladı.

Adam işinini sevilecek ve keyif alınacak yanlarını bulmuştu, iş artık onun için işkence olmaktan çıkarak bir eğlence haline gelmişti ve muhtemelen işini bir çoklarından çok daha iyi yapıyordu.

Çalışan katılımı şirketlerin en önemli sorunlarından biri, Gallup araştırmalarına göre ABD’deki şirketlerde iş gücünün %70 I katılımdan uzak. Türkiye’de çalışan katılımı oranı Orta Avrupa ülkelerinde en alt sırada neredeyse.

Çalışan katılımının düşük olmasının ABD ekonomisine 500 milyar dolara mal olduğu hesaplanıyor.

Ülke ekonomisi bir tarafa, çalışan katılımını çok düşük olduğu şirketler yok olmaya mahkum neredeyse.

Aslında çalışan katılımını çalışan – şirket ilişkisi olarak algılarken genelde biz bunu, yönetim tarafından halledilmesi gerekn bir sorun olarak algılar ve üzerine düşeriz. Bazı işlerin yapısından dolayı amir, işveren tarafından kolay çalışan bağımlılığı kazandırılabilecek işler olmayabilir. Burada görev ağırlıklı olarak çalışana düşer eğer muylu olmak ve işinde bir şeyler yapmak istiyorsa. Eğer iş hakikaten sevilmiyorsa, işveren bunu sağlayamıyorsa ve iş geçici bir iş olarak algılanmaya başlamışsa bile, çalışan açısından mutluluğu sağlamak için o işi geçici olarak bile olsa, sevilecek bazı şeyler bulunmalıdır.

Sanırım temizlik görevlisi arkadaşım da bunu başarmış olanlardan.

Dökümanları Taratmanın Ötesine Geçebilen Dijital Stratejiler

@bilgitivi @istasarimcisi #modelmiplanmi

Liderler Ağaçtan Toplanmıyor, Liderliği Yöneticilerimize Öğretebilir Miyiz?


@bilgitivi @istasarimcisi #modelmiplanmi

GİRİŞİMCİNİN YATIRIMCI SUNUMUNDA OLMASI GEREKEN 10 SLAYT

Girişimciler fon ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli yatırımcalırla karşılaşmak ve iş fikirleri hakkında sunum yapmak zorundalar. Bu sunumların nasıl olacağı konusunda yazılmış onlarca yazı mevcut heryerde. Geçenlerde HBR tarafından yayınlanan “Get Backed” adlı kitap elime geçti. Kitabın yazarları Evan Baehr ve Evan Loomis hem girişimciler ve girişimleri için milyonlarca dolar yatırım almış kişiler. Aynı zamanda da bir çok girişimcinin yatırım alan girişimlerini inceleyerek bu kitabı yazmışlar. Kitabın ana konusu, girişimcinin yatırımcıya yapacağı sunum için gerekli temel 10 konu veya slayt.

Başarılı bulduğum bu çalışmadan esinlenerek sizlere 10 temel konuyu özetledim.

  1. ANAFİKİR: Aslında bu slayt asansör konuşmasında olduğu gibi iş fikrinizin insanların hangi sorununu çözeceğini anlattığınız bölüm. Fikrinizin ne olduğunu, anlaşılması en kolay şekilde anlatmalısınız bu bölümde.
  2. FIRSAT: Burada, yer alacağınız sektörü ve bu sektör içerisinde iş fikrinizi diğerlerinden ayıranın ne olduğunu belirtmelisiniz. Büyüme potansiyelini ve müşterilerin neden sizi seçeneklerini, sizi rakiplerden ayıran özellikleri vurgulamalısınız.
  3. SORUN: Burada iş fikrinizin çözmeyi hedeflediği sorunu açık bir şekilde ortaya koymalısınız, bu sorun neden var, neden sıkıntı yaratıyor, insanların kaçı bu sıkıntıyı veya sorunu yaşıyor gibi. Son kısım, yanı kaç kişinin bur sorunu yaşadığı, bunu çözen bir işletmenin neden başarılı olacağını belirleyecektir, unutmayın.
  4. ÇÖZÜM: Sorunu ve sorunun varlığını dinleyiciye aktardıktan sonra karşınızdakine bunu nasıl çözebileceğinizi anlatmalısınız. Burada bir video veya bir bilgisayar programı gösterilebilir. Eğer fiziksel bir ilk örnek sunabiliyorsanız detaylar anlatılabilir.
  5. ÇEKİM GÜCÜ: Yatırımcılar bu işin yapılabilmesi için kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissetmemeli. Bunun yerine satışların veya kullanıcıların nasıl çoğalacağını ifade edebilmelisiniz. Araştırmalar kullanmak yeterli değil bu aşamada, veri kullanmak gerekli. Gerçek satışların varlığını gösterebilmek en ikna edici şey ancak daha satış başlamadıysa, ADWORDS araştırması yaparak potansiyel müşterileri yapacağınız açılış sayfasına yönlendirerek onların mail adreslerini toplamayı deneyerek hem potansiyel müşteri varlığını gösterebilirsiniz, hem de müşteri kazanma maliyeti konusunda fikir edinirsiniz.
  6. MÜŞTERİ: Hedefimiz “şu sayıda müşteri” diyebilmelisiniz. Yatırımcı, büyüyebilecek bir işe yatırım yapmayı arzu eder, bu anlamda hedeflenen müşteri sayısı ve ciro çok önemli olacaktır. Öncelikle ulaşabileceğiniz müşteri sayısın ve gelirleri belirleyerek toplam ulaşılabilecek geliri göstermelisiniz. Ardından da toplam içerisinde satış yapabileceğiniz müşteri sayısı ile ortaya çıkacak geliri göstermekte yarar olacaktır. Böylece genel durum ve mikro düzeyde demografik hedef görülecektir. Böylece hedefin büyüklüğünü ve bunun içerisinden alabileceğiniz payı göstermiş olursunuz.
  7. REKABET: Burada müşterinin sorunu siz olmadan nasıl ve kimlerle çözdüğü açıkça anlatılmalı ve rakiplerin fiyatı, bölgesi, hızı, kalitesi gibi konular sizin çözümünüz ile karşılaştırılarak anlatılmalıdır.
  8. İŞ MODELİ: Müşteri kazanma maliyeti, nakit akımı, başabaş noktası ve fiyat değişikliklerinin doğuracağı sonuçlar ve bunların başarınız üzerindeki etkileri anlatacağınız bölümdür bu bölüm.
  9. EKİP: Mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde bu işi kimin gerçekleştireceğini, ekibinizin geçmişini ve uzmanlık alanlarını aktarmalısınız bu bölümde.
  10. FON KULLANIMI: Ne kadarlık bir fona ihtiyacınız var ve bununla neler yapacaksınız? Şu miktarda fonla gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz şeyler şunlardı şeklinde bir giriş yapabilirsiniz. Yatırımın geri dönüş süresinin optimal olduğunu ve kar edilebileceğini vurgulamak gerek.

Aslında bunlar her yatırımcının bilmek isteyebileceği her şeyi toparlayan başlıklar, unutmayın bu başlıkların sunumda işleyiş şekliniz ile vermeyi ve yatırımcıların almak isteyeceği yazılı bir dosyada işleme şekliniz farklı olacaktır.

TÜRKİYE’NİN BLOGLARI

Dün bir listeye rastladım web’de gezinirken Süleyman Sönmez’in blogunda, “Türkiye’nin En İyi Blogları 2016 – Güncel Liste – Türkiye’nin En Sevilen Blog Siteleri”, Ocak 2009 da hazırladığı listeyi 2016 da güncellemiş. Ayrıca kapanan blogları da listelemiş.

Daha sonra bir mail aldım, evrengunlugu.net’i yazan arkadaştan, o da “Türkiye’nin En Eski Blogları” listesini hazırlamış ama sadece yaşayanların listesini hazırlamış.

Bir anda farkettim ki Türkiyenin en eskş blog yazarlarından biriyim. Aslında kayıtlarda Nisan 2006 görülüyor başlamam ama bu hikaye aslında 2004 yılında başlamıştı. Aynı konu ile ilgili ilk blog yazımı blogger’da yazmıştım. İşler, güçler ve bu arada bu işin nasıl yapıldığını anlamak falan derken çok seyrek yazabiliyordum, daha sonra wordpressi keşfettim, kendi alan adımı aldım, bir süre hem bloggerda hem de tkaraca.com’da paralel yayınladım yazıları ve sonunda blogger’ı kapattım 2009 yılında. Ancak kapatırken bazı şeyleri yapmaya uğraşıyordum ki yaptığım bazı hatalar eski blogları sildi falan, neticede 2004 yılı yok oldu, her şey 2008 den başlar gözüktü.

http://isplani.blogspot.com.tr/

2007 yılında Montenegro’da yaşar ve çalışırken yine bloggerda Montenegro’nun iş hayatını eleştirmeye başlayan İngilizce bir blog yazmaya başlamıştım ama ülkeden ayrılınca bıraktım yazmayı.

http://mallofmontenegro.blogspot.com.tr/

Her ikisi de duruyor oralarda hareketsiz. Durmalarının nedeni ise alan adlarının blogspot’da olması.

Peki kendi alan adı altında yazanlar yazmayı bırakınca, alan adını yenilemeyince ne oluyor? Sanal evrende yok olup gidiyorlar herhalde hiçbir iz bırakmadan.

Kitaplar da yıllar içerisinde kayboluyor, yok oluyor ama her zaman bir umut var belki bir yerlerde bir kopyası vardır diye.

Süleyman Bey, Evren Bey ellerinize sağlık, uğraşmış, didinmiş ve ortaya kısa bir tarih çıkartmışsınız. Bu kısa tarihte benim de bir yerim olduğunu bilmek ve hissetmek çok güzel bir duygu, sağlıcakla kalın.

Okuyucular da bu listeleri bir şekilde paylaşıp duyururlarsa bloglar yaşamaya devam eder, yazarları motive olurlar.

 

← Previous PageNext Page →

Follow on Feedly