DİREKSİYON HIZINDA DEĞİŞEBİLİYORMUYUZ?

Sürekli değişim ve değişimin hızından, bu hızın yaşama ve işimize etkilerinden bahsedip duruyorum bu günlerde. Teknolojideki değişim hızının yüksekliği, hangi işi yapıyor olursak olalım bir şekilde bizi çok hızlı etkileyecektir. Bunları çeşitli bahanelerle sürekli yazdım.
Bugün aynı konuya başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum bugün.

Bir iş, bir şirket dediğimiz zaman aslında yönetimden bahsediyoruz genel olarak. Yönetimden bahsedince de Gary Hamel’in “son yüzyılın en büyük keşfinin yönetim olduğunu söyleyebilirim” deyişini hatırlamakta yarar var. Bu görüşe hem katılmak hem de katılmamak mümkün ancak günümüzde gelişen teknolojinin insanlara ulaşmasını sağlayan temel olgunun işletme yönetiminde yattığını yadsımamak mümkün değil. Taylor’lar, Ford’lar olmasaydı neredeyse otomobilin hızla büyük boyutlarda yapılması mümkün değildi. Tabi ki zaman içerisinde gelişecekti ama hangi hızda.

Böyle olunca zaman zaman işletme yönetimin gelişmesindeki hızın, teknolojik gelişmedeki ve bunun topluma, yaşama, insandaki değişime yetişip yetişemediğini de düşünmek gerek.

Değişimdeki hızın şirketlerin yaşamları sürekli kısalttığını söylüyoruz, görüyoruz;

• 10 yıl önce ABD’de ilk 1,000 büyük şirketin neredeyse %70’I artık bu sıralamadan çıktı,
• Büyük firma iflaslarının yaklaşın %60’I son 10 yıl içerisinde gerçekleşti,
• 1920 lerde ortalama şirket yaşı 67 idi, şimdi bu 15’e düştü.

Bunun en önemli nedeni şirket yönetiminin değişimi yakalayamaması.

İnsanlar da hızla değişiyor, Gallup Araştırmalarına göre evrensel olarak şirket çalışanlarının;

• %63’ünde çalışan katılımı yok,
• %13’ünde var,
• %24’ü ise çalıştığı şirketi baltalayan şeyler yapıyor.

Bunların yanı sıra artık yeni işler yaratmanın, girişimciliğin ne kadar kolaylaştığını da unutmamak gerek.

Yine Hamel’a göre 21.yuzyıl hızında çalışan şirketler 19.yüzyılda geliştirilen yönetim prensipleri ile oluşan 20. yüzyıl yöntemlerini kullanıyor.

Einstein ne diyor? “Sorunlar, sorunların yaratıldığı düzeydeki düşünce düzeyi ile çözülemez”.
Darwin ise; “En güçlü veya en akıllı olan değil, değişime en hızlı uyan türler yaşayamaya devam edebildi” diyor.

Aşağıda Formula 1 araçlarının 10 küsur yılda direksiyonlarındaki değişimi gösteren ilginç bir video var, izlemenizi, ardında da şu soruya yanıt vermenizi istiyorum;

1993’deki Formula 1 aracını muhtemelen kullanıp bir tur atmayı arzu eder ve yapabilirdiniz. Acaba şimdi kaçınız son direksiyona sahip bir Fomula 1’I YÖNETMEYE cesaret edebilir?

ÖNE GEÇMEMİZ ŞART

Şoförsüz otomobil konusuna oldukça fazla takıldım sanırım ancak bu benim için farkına varmadığımız değişim ve gelişim sürecinin bir göstergesi, sürekli anlatmaya çalışıyorum, değişim bizim fark ettiğimizden daha hızlı ve her konuda da giderek artan bir şekilde sürüyor.

Değişimin peşinden giderek hiçbir yere varmamız mümkün değil, değişim yaratanlardan biri olmak zorundayız, aksi halde sonun başlangıcını yaşıyor olacağız.

Drucker’ın sözünü sürekli hatırlatırım ve yine söylemek ihtiyacını duyuyorum, “eğer müşteriniz sizden önce değişiyorsa sorun var”. Müşteriye değişimi yaratacak olan sizler olmalısınız, aksi halde müşterisiz kalırsınız.

Etrafımızda değişen ve bu değişikliklerin mutlak surette bizi etkileyeceği şeylere şöyle bir göz atalım:

Bunlar çok hızlı gelişen ve değişen konulardan sadece bir kaçı. Bizler daha elektrikli araçların yaşama girmesinin ne kadar uzakta olduğunu sanırken kendi kendine giden araçlar pıtrak gibi çoğalarak dünyanın her yerinde kullanılmaya başlanıyor, bu gerçeği görene kadar etrafımızı sarmış olacaklar. Ve biz endüstrini dışında bile olsak etkileneceğiz.

Etrafımızda neler oluyor bu konuda:

Bu sadece bir örnek.

Ya diğerleri?

Endüstrinin içerisinde olmasak bile etkileneceğiz, ONLAR BİZİ ETKLEMEDEN BİZ ONLARIN ETKİSİNİ YARATMALIYIZ.

YARINLAR DÜN OLUYOR – İŞİM NE OLACAK???

Dün Bloomberg’de çıkan bir haber – “UBER bu yaz şoförsüz Volvo XC90’ları hizmete sokacak”.

Yıllardır değişimin çok hızlı olduğunu, bunu algılamakta zorlandığımızı, hazırlıklarımızı bugünden yapmazsak yarın işmizin biteceğini anlatmaya çalışıyorum.

UBER artık geleceğin otomobil işini alıp götürmeye çalışıyor, şoförsüz arabalar devrinde araba sahibi olmak yerine servilere abonelik tercih edilecek.

Yıllardır Yunanistanda iki kasaba arasındaki minibüs seferleri şoförsüzşöförsüz.

Analistler bile bunun çok uzak gelecek olduğunu söylüyor uzun zamandır.

Ama Tesla’nın son modelleri şoförsüz arabadan bir adım uzak.

Bir çok yerde test ediliyor.

Yarın artık bugünden de yakın.

Otomobil firmaları bile konuyu orta vade planlarına almadılar.

Ama BU YAZ UBER servise sokuyor. Değişimin hızı süreçleri de kısalttı.

Evet TESLA’nın ölümlü bir kazası var.

Ağustos başında TESLA Model X kullanan Missouri’li Neally direksiyonda kalp krizi geçiriyor. Son bir gayretle “hastane” diyor. Ve yarı otonom oto pilot Nealy’ 30 kilometre ilerideki hastanın acil servisine getiriyor.

Sen ne yapacaksın araba üreticisi, oto kiralayan, otomobil satıcısı? Sen şöför kardeşim?

Evet yarın geldi geçiyor.

Bu sadece şoförsüz araba. Ya 3 boyutlu yazıcılar, robotlar???

Peki bunlar işimizi nasıl etkileyecek.

DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ????

Sürekli Değişimin Olduğu Dünyada Şirket Kültürü Ne Olmalı?

Egosuz Yönetim Sohbeteleri

#planmımodelmi

Yarınlara… ,pardon düne hazırmıyız?

Bugüne kadar hep konuştuğumuz şeyler artık daha hızla gelişmeye başladı ve daha çabuk oluyor. Tabi ki böyle olacağı belliydi, şimdiye kadar oldukça sık vurguladım değişimde ve değişimin dünyaya yayılmasındaki logaritmik hızı. Sonuç olarak birçoğumuzun, dün, daha çok var dediği birçok şey oldu ve hızla olmaya devam ediyor.

Yarın artık bugündür.

Daha 2-3 sene önce şoförsüz arabaların artık çok yakın olduğundan bahsederken Google’ın deneme amaçlı yola çıkardığı akıllı arabaları örnek veriyorduk. Yıl 2012 idi.

2014 başında Volvo’nun ürettiği test amaçlı kendi kendine giden 40 otomobil İsveç sokaklarındaydı.

Milyon kilometreye yakın yol yapan Google otomobilleri sadece 4 kaza geçirdi ve hepsi de diğer araçların sürücüleri nedeni ile oldu.

Bugün ise;

Dün yakında dediğimiz her şey bugüne taşınmaya başladı bile.

Yine bundan 4-5 yıl önce konuştuğumuz, fütüristtik yaklaşım olarak düşünülen büyük satıcıların binlerce üreticini ürünlerini sattığı, yani çok büyüklere hizmet veren binlerce küçükten oluşan ekonomi artık neredeyse yerleşti ve örnekleri çoğaldı.

Daha birçok değişik örnek sayabiliriz ancak ufukta olduğunu sandığımız birçok şey artık yaşamımıza neredeyse girdi bile ve bunların etkileri de çok yakında hızla ortaya çıkacak, yaptığımız ve çalıştığımız işlerin yapısı, iş modelleri hızla değişecek ve hepimiz çok etkileneceğiz.

Şimdiden hazırlanmazsak yarın işsiz, şirketsiz kalabiliriz.

Örnek olarak kendi kendine giden arabaların yaratacağı sonuçları görmeye çalışalım.

– Şoförlüğü meslek edinmiş milyonlar artık bu mesleği yapamayacak. Bunlara şirket, taksi, otobüs, kamyon şoförleri dahil,
– Taksicilik diye bir kavram kalmayacak,
– Otomobiller artık satılmayacak, abonelik sistemi ile arabalar kullanılacak.

Peter Drucker’ın on yıllarca önce dediği gibi, değişimin öncülüğünü yapmayanlar, müşteri baskısı ile değişmeye zorlananlar yaşamakta zorlanacak.

BUNA HAZIRMIYIZ?

ŞİRKETLERİN YAŞAM SÜRESİ

tracksSürekli değişimin hızından, teknolojik değişimin logaritmik yapısının hem iş hem de özel yaşamımızı nasıl etkilediğinden, buna bağlı olarak da şirketlerin yaşamlarının nasıl kısaldığından bahseder dururum.

Şirketlerin kısalan yaşamları, toplumum tüm çalışan kesimlerinin iş yaşamını da doğrudan ilgilendiriyor ve değiştiriyor.

Bugün konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek okudum. Amazon’un artık sattığı ürünleri insansız uçan araçlarla göndermeye çalıştığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu teslimatlarda kullanılacak olan sistemin test edilmesi için gerekli izinleri almak amacıyla Amazon, Federal Havacılık Kuruluşuna başvurmuş, bürokratik nedenlerle bu izinin alınması altı ay kadar sürmüş ve geçenlerde izin belgesi ellerine ulaşmış.

Ulaşmış, ancak izin başvurusunda belirtilen insansız hava aracı bu süreç içerisinde artık demode olduğundan kullanımdan kalkmış…

(Kaynak : Amazon Wins Approval to Test Delivery Drones in US)

Evet, çağımız arık hız çağı, eskiden kullandığımız zaman kavramına ilişkin bir çok şey artık geçerli değil.

Ancak yaşamımızı da hızla değiştiriyor, değişimin önüne geçemez isek de yok oluyoruz. Şirketlerin yaşamları da bu yüzden kısalıyor.

1930 lardan bu yana bir şirketin beklenen yaşamı yarı yarıya düşmüştür.

Prof. Rolf Strom Olsen

1955 yılında Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerden sadece 61 tanesi (%12.2si) 2014 yılı listesinde vardı.

Mark J.Perry
American Enterprise Institute

1955 yılındaki listede bulunan şirketlerin ortalama yaşı 58 iken, 2011 listesinde bulunan şirketlerin ortalama yaşı 13’ e inmiştir.

Fortune 500 Extinction

Tabi bu arada hala yüzyıllardır yaşayan çok aza sayıda şirketler var, Businessweek’de yayınlanan güzel bir yazı var bu konuda. Yazı, uzun yaşayan şirketlerin ortak özelliklerini araştırmış ve incelemiş. Bu ortak özellikler şöyle sıralanıyor:

  1. Uzun ömürlü şirketler çevreye duyarlı,
  2. Uzun ömürlü şirketler kişilik sahibi ve bu kişiliğe bağlı,
  3. Uzun ömürlü şirketler esnek,
  4. Uzun ömürlü şirketler para harcarken çok tutucu.

Değişimin içerisinde yaşarken değişmek yetmiyor, değişime yön vermek gerekiyor.

BÜYÜK DEĞİŞİM – 6. Küresel DRUCKER Forumu

BÜYÜK DEĞİŞİM temalı 6. Küresel DRUCKER Forumu izleyen Vladimir Vulić, konuşmacıların yaptığı konuşmalardan önemli gördüğü bazı cümleleri alıntı olarak derlemiş. Tabi cümlenin konuşma içerisindeki anlamını vurgulamak tek bir alıntı ile vurgulamak zor ancak bir çoğu hoşuma gittiği ve hepsini okuyunca da bir bütün olarak anlam ifade ettiğini gördüğüm için Vladimir Vulić’den izin alarak tercüme ettim.

Tercüme için izin veren Vladimir Vulić’e ve resimleri kullanmama izin veren toplantının resmi fotoğrafçısı Gerry Mayer-Rohrmoser | www.mayer-rohrmoser.at özellikle teşekkür ederim.

KAÇ ŞİRKET YARINI GÖREBİLECEK – Yıkıcı Değişim

nuclearexplosionDeğişimdeki logaritmik hız insanların yaşamlarını uzatırken şirketlerin yaşamlarını kısaltıyor. Yeni teknolojiler, bilgideki artış insanların ömrünü uzatırken bu hıza uyum sağlayamayan ve göreceli olarak değişimi teknolojiye göre daha yavaş yaşayan sosyal yaşam, siyasi yaşam ve iş yaşamı, yıkıcı değişimin etkisi sonucu sarsılıyor ve bu sarsıntılar da değişime uyum sağlayamayan şirketlerin hızla ortadan yok olmasına neden oluyor.

Yıkıcı değişim” sürekli olarak önümüzdeki beklentileri engelliyor, vizyonumuzu ve gelecek öngörülerimizi değiştirmemizi gerektiriyor. Bu nedenle de artık strateji, vizyon gibi tanımlarda kullandığımız “uzun vade” gittikçe kısalmaya başladı ve neredeyse 1 – 2 yıla indi.

Peki, nedir bu yıkıcı değişim? Aslında yıkıcı değişim, “yıkıcı buluşların” sonucudur. Yeni bir pazar yaratarak yeni değerler yaratan buluşlar, var olan pazarları ve değerleri zaman içerisinde ortadan kaldırırlar, yani yıkarlar, yok ederler. Zaman içerisinde derken hatırlamakta yarar var, bu “zaman” da eskiye oranla sürekli olarak kısalıyor.

Sonuç olarak da bu yıkıcı buluşlar yıkıcı değişimi doğruyor.

Dijital fotoğraf teknolojisi, film teknolojisini hızla değiştirerek film pazarını, beraberinde film kimyasalları pazarı ile analog fotoğraf makinası pazarını hızla yok ederek ortadan kaldırmış, yıkmıştır.

Buna bağlı olarak değişen baskı teknolojileri, bundan yirmi yıl önce var olan tüm fotoğrafçılık teknolojilerini değiştirerek yok etmiş ve yıkmıştır.

Bu değişim gerçekleşirken kendi teknolojilerine dalmış, müşterinin talepleri doğrultusunda ürün geliştirme çabalarında olan birçok şirket ortadan yok olmuş, müşterinin farkında bile olmadığı bir ihtiyacı yaratıp geliştiren ve sunan şirketler onların yerini almaya başlamıştır.

Teknolojideki değişim hızını artırdıkça yıkıcı değişim de hızlanmakta, kendini bu sürece uyarlayamayan şirketlerin de yaşam süreleri eskisine oranla azalmaya devam etmektedir.

Bunu Fortune 500 listesinde çok rahat izlemek mümkün. İlk kez 1955 yılında yapılan ilk 500 listesinde yer alan şirketlerden sadece 67’si 2011 yılında yapılan listeye girebilmiştir, yani sadece % 13.4.

1955 yılındaki listede bulunan şirketlerin ortalama yaşı 58 iken, 2011 listesinde bulunan şirketlerin ortalama yaşı 13’ e inmiştir.

life-expectancy-of-firms-r11

Şirketimiz yönetip yaşatmaya çalışırken at gözlüklerinden kurtulmak şarttır.

SÜREKLİ KENDİNİ YENİLEMEK BAŞARININ İLK ŞARTIDIR

Başarı, tüketici eğilimleri, ekonomik şartlar vb. gibi bir çok dış etkene bağlı geçici bir durumdur ve bu şartlardaki değişim, değişimdeki aynı hızı yakalayamayanları, aynı hızla ortadan kaldırır.

Teknolojik gelişmeyi, sosyal gelişim ve değişimi takip etmeden, anlamadan yaşamak olanaksız artık. Sürekli olarak çevremizi gözlemleyip bu çevre içerisinde kendimizi yenileyemiyorsak veya başka bir deyişle kendimizi ve işimiz yeniden keşfedemiyorsak başarısızlığa doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz demektir.

Günümüzün değişim hızı içerisinde siz ve/veya şirketiniz hala altı ay önceki siz ve/veya şirketiniz iseniz, her altı ayda sürekli olarak değişmiyorsanız, yenilenemiyorsanız başınız büyük bir dertte demektir.

Siz, müşterinizden (iç ve dış) hızlı değişemiyorsanız müşteriniz sonunda sizden kaçacaktır.

Sürekli kendimi tekrarladığımın farkındayım, ancak ne kadar vurgularsam vurgulayayım, bunun ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Peki bu sürekli yenilenmeyi, nasıl sağlarız?

Kanımca öncelikli olan gereksinim sürekli okumak, öğrenmek ve bunu bir alışkanlık haline getirmek. Sektörü, rakipleri, ekonomiyi, politikayı, dünyayı, teknolojiyi, sosyal eğilimleri, değişimi ancak sürekli olarak okuyarak takip edebiliriz. Bunları takip ettikçe anlamaya başlarız, anladıkça da kendimizi, işimizi yenileyebiliriz.

Bunları öğrendikçe dünyayı sadece olduğu gibi değil ileride olabileceği gibi de görme şansımız artacaktır. Bugün artık geçmiştir, yarın neler olabileceğini hayal edebiliyor olmamız gerekir, yani vizyonumuzun geniş olması şarttır yarınları yaşayabilmek için.

Hala dünkü insan, dünkü şirket, dünkü iş olarak kalıyorsak yaşama şansımız yoktur.

DEĞİŞİM YÖNETİLEMEZ, YAŞAM VE KÜLTÜRDÜR ARTIK

Artık iş yaşamımız eski iş yaşamı değil. Değişimin hızı ve getirdikleri, her gün hayata yeniden adapte olmamızı gerektiriyor, sadece kendimiz değil şirketimiz, çalışanlarımız da her gün yeni bir hayata başlıyorlar. Dün olan şeyler bu gün yok, bu gün olanlar da muhtemelen yarın olmayacak. Hiper bir değişim sürecindeyiz ve bu daha da hızlanacak.

20-30 yıl önceki değişim hızı günümüze göre o kadar yavaştı ki, o zamanlar değişimi yönetirdik, yönetmeye çalışırdık. Buradaki tek hedef, her gün aynı şeyleri yapmaya alışmış, değişimin getireceği bilinmezlerden ürken çalışanların değişime karşı olan direncini kıramaya çalışmak ve değişimi gerçekleştirmekti.

Ama bir düşünürün dediği gibi önümüzdeki 20 yıl içerisinde olacak değişiklikler, tüm insanlık tarihindekinden kat be kat fazla olacak.

1980 li yıllarda zamanının en önemli kredi kartı şirketinin genel müdürüydüm. İlk hedeflerimden biri, el ile defterlerde tutulan muhasebe sistemini bilgisayara aktarmaktı. Düşünün, binlerce kart sahibi ve kart kabul eden mağazada kartla yapılan alışverişlerin muhasebesinin el ile tutulmasını ve bu harcamaların ödenerek tahsil edilmesini. Bu gün hayal bile etmekte zorlanacağınız bir iş. Bu değişim sürecinde arkadaşlarımdaki bilinmezlik korkusunu yenmek, karşı çıkışlarını göğüslemek için harcadığım çaba nerede ise insanüstüydü.

Yine o zamanlar “Değişim Yönetimi” konusu oldukça ilgi çeken ve yönetim eğitimlerine damgasını vurmuş bir konuydu, aslında hala da öyle.

Ama hiper değişim çağında artık değişimin yönetmekten çok bir yaşam biçimi, şirket kültürü haline getirilmesi gerekiyor. Bunu başaramayan şirketler, yöneticiler ve hatta bireyler yok olmaya mahkûm. Çünkü bir düşünürün dediği gibi önümüzdeki 20 yıl içerisinde olacak değişiklikler, tüm insanlık tarihindekinden kat be kat fazla olacak.

Unutmayın, “Müşteriniz sizden önce değişirse veya sizi değişmeye zorlasa çok geç kaldınız, siz müşterinizden önce değişmeli ve onu değiştirmelisiniz.” Bu da ancak değişimin şirket içerisinde bir yaşam biçimi ve kültür olması ile mümkün.

Nasıl zamanı yönetemezseniz, değişimi de yönetemezsiniz, ancak yaşar ve yönlendirirsiniz.

Next Page →

Follow on Feedly