FIRSAT ve GİRİŞİMCİLİK

Silicon Vadisi İHA (insansız hava aracı) ile ilgili hala birçok vaatte bulunurken, geçen sene google’ın Virginia Tech.’de (söylemeden geçemeyeceğim – benim okulum) Chipotle (Meksika Yemekleri zinciri) ürünlerini taşıma denemesi için izin aldığı yerde iken hala ABD, Ruanda’da çok daha ciddi ürünlerin, kan ürünlerin, ilaçların, yılan zehrine karşı serumların taşınması için kurulmuş ciddi boyutlarda İHA filosu var ve ciddi nakliye işleri.

Tanzanya acil sağlık sorunlarının çözümü için 2018 yılında günde 2 bin dolayında İHA taşıması yapacak bir operasyona başlamış.

WIRED dergisinde bunları okurken aklıma geçenlerde rastladığım girişimcilik ile ilgili bazı istatistikler geldi.

Gişimciliğin en çok olduğu ülkeler listesinin ilk 25 sırasında gelişmiş bir ülke yok. Bu sıralama:

Uganda – Tayland -Brezilya – Kamerun – Vietnam diye başlıyor.

Ve en alt da: İtalya – Japonya – Fransa var.

ABD 42. sırada.

Neden böyle olduğu araştırıldığında ise karşımıza şu yanıtlar çıkıyor:

  1. Gelişmekte olan ülkelerde fırsatlar, gelişmiş ülkelere göre çok daha fazla.
  2. Gelişmekte olan ülkelerde doğru dürüst para kazanmanın tek yolu kendi işini yapmak.
  3. Sorunların acil çözüme ihtiyacı olması.

Sanatçıların yaşamlarındaki en yaratıcı, dolayısı ile en başarılı dönemleri en sıkıntılı oldukları zamana rastladığı gibi girişimcilik ve yaratıcılık da sıkıntılı ekonomilerde yukarı çıkıyor.

Girişimci olmak istermisiniz?” sorusuna olumlu yaklaşma oranı da yukarıdaki verilerle baş başa gidiyor:

Guatemala %95.62

Kazakistan %75.42

Botsvana %61.85

Bunlara karşılık Norveç ise %4.78

Diğer ilginç bir konu da girişimcilerin %68 fikirlerinin diğer fikirlerden çok daha üstün olduğunu düşünmelerine karşılık girişimlerin %90 ının başarısız olması.

Bunun temel nedenleri ise:

%42 – Pazarın bu girişime ihtiyacının olmaması

%29 – Nakit yetersizliği

% 23 – Yanlış ekip

% 19 – Yoğun rekabet

% 18 – Fiyat – maliyet ilişkisi

Bu istatistikler birçok soruya yol açarken birçok yanıtı da barındırıyor ama unutulmaması gereken en önemli 2 nokta:

        Değer Önerisi

        İş Planı – Yalın İş planı

çok ama çok önemli

“İş Modeli” Her Alanda Kullanılabilir

“İş Modeli” Her Alanda Kullanılabilir, Kariyerimiz Dahil – http://tinyurl.com/h4m7mo3 @bilgitivi @istasarimcisi #modelmiplanmi

İş Modelinin Yapı Taşları – Tufan Karaca & Baran Korkut – Bilgi TV – Bilgitivi.com


#planmımodelmi

Tazedirekt Spekülasyonlarına Katkılarımız

#planmımodelmi

Plan mı Model mi #planmımodelmi

Tufan Karaca ve Baran Korkut Bilgitivi’de plan mı model mi sorusuna cevap arıyor ve sizin için yorumluyor.

TAZEDIREKT ve ASLANOBA’nın DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Tazedirekt’in kapanmasının ardından çıkan birçok dedikodu ardından da son günlerde nihayet konunun en yakını olan Aslanoba’dan bazı bilgiler geldi WEBRAZZI üzerinden. Aslında neredeyse Aslanoba’nın söylediklerine yakın şeyleri TAZEDIREKT’in eski CTO’su Umut Gökbayrak’da söylemişti birkaç gün önce.

Aslanoba söz konusu yazıda oldukça samimi davranmış ancak bazı şeyleri yörumlarken’de sanki üstü kapalı geçmiş gibi geldi bana. Onun söylediklerinin üzerinden geçtiğim zaman birçok şeyin “İŞ MODELİ” ve “İŞ PLANI” zaaflarına bağlı olduğunu düşündüm.

“İş modelinde sonradan keşfettiğimiz bazı zaaflardan hızlıca kurtulmak çok zordu” diyor Aslanoba, ki bu da hazırlanan iş modeline yeteri kadar özen gösterilmediğini düşündürüyor.

Buradaki en önemli konulardan biri TAZEDIREKT’in sadece bir internet girişim değil, arka planda gerçek bir fiziksel bir üretimin olmasında yatıyor sanki.

Salt “İŞ MODELİ”nin yeterli olduğu ve “İŞ PLANI”na gerek olmadığı görüşünün savunucularının vurguladıkları noktalardan biri “İŞ PLANI”nın zaman aldığı konusudur ve bu zamanı harcayamak yerine hemen işe başlamak gerektiğini söylerler. Arka planda fiziksel bir üretim konusu olduğunda ise aslında “İŞ MODELİ “ne de bayağı zaman harcamak gerekir. “İŞ MODELİ”nde oluşan zaaflar sanki “İŞ MODELİ”ne yeterli önemin ve zamanın harcanmadığını düşündürüyor bana.

Aslında her zaman söylediğim gibi “İŞ MODELİ” “İŞ PLANI”nın altyapısını hazırlar ve “İŞ MODELİ”nden sonra “İŞ PLANI” hazırlamak için gereken bilgilerin çok büyük bir kısmı hazırlanmış olur.

“İŞ PLANI”nın hazırlanması da işe başladıktan sonra yeterli değildir, sürekli revize edilmelidir.

Sabit giderleri yüksek (özellikle de fiziksel üretime dayalı) iş modellerinde, ana faaliyetler ve ana kaynaklar yapıtaşlarının önemi fazlası ile artmakta ve çok iyi irdelenmesi gerekmektedir. Bunu yapmadığımız zaman her zaman beklenenin aksine, TAZEDİREKT’de olduğu gibi, sıkıntı “değer önerisi hazırlanmasında” değil, üretim de çıkacaktır. “Özellikle sipariş hazırlama merkezimizde, sebze-meyve kategorisinde aşırı hurda-fire çıkıyor, ürün marjlarımızı dramatik düşürüyordu.” Diyen Aslanoba da sanki bunu teyidediyor.

Aslanoba’nın dediği gibi “emek yoğun” işlerde çalışan planlaması iş planının en önemli kısımlarından birini oluşturur ve bu planlamada bazı kriterler konarak takibedilmesi, revize edilmesi gerekir. Bu kritelerde ağırlıklı olarak satış seviyelerine bağlanır, özellikle de hızlı büyüme aşamalarında bu kriterlerin sürekli gözden geçirilerek simüle edilmesi, revize edilmesi gerekecektir.

Aslanoba’nın kullandığı “sermayenin bolluğu” deyişi de rahatsız edici. İş planı hazırladığımız zaman gerekli sermayenin ne olacağı açıkça gözükecektir, yeterli olmadığı noktalarda fon girişi gerekecektir ve bu fonların geri ödenmesi gerekecektir. Sermaye bolluğu ise geri ödeme baskısını sağlamayacağından bazı düşünceler ertelenerek baskı başka konulara kayacak ve önemli konular atlanacaktır.

Sonuç olarak:

“İŞ PLANI”nın alt yapısını oluşturan “İŞ MODELİ” titizlikle hazırlandıktan sonra “İŞ PLANI”nın da aynı titizlikle hazırlanması gerektiğini ve her iki kavramın da aslında iç içe olduğunu, sürekli güncellenmesi ve revize edilmesi gerektiğini tekrar tekrar vurgulamak istiyorum.

HEPİNİZ SERBEST ÇALIŞANSINIZ, HABERİNİZ YOK!

Teknolojideki değişimin logaritmik etkisi ekonomik ve sosyal yaşama da hızla yansıyor ve doğal olarak bu yansıma iş yaşamımızı da direkt olarak etkiliyor.

Bu etki öncelikli olarak mal ve hizmet üretim süreçlerini etkilediği için firmaların üretim süreçlerini etkiliyor ve bu da direkt olarak firmaların iş gücünde değişiklik yapmalarına neden oluyor. Ayrıca bu değişimler, uyum sağlamayı beceremeyen firmaların da ömrünün kısalmasına neden oluyor.

Teknolojik değişim tüketici zevk ve tercihlerini de etkileyerek ürün ve hizmetlerin ömürlerini de etkiliyor. Bu da yukarıdaki döngüyü hızlandırıyor.

Tüm bunların üzerinde ayrıca kapitalizmin daha ucuza üretmek baskısı da eklenince sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı iş gücü de işini uzun süreli korumakta zorlanıyor.

 Üniversitelerde, yirmi yıl önce olmayan bir çok yeni bölüm var ve bunlar hızla çoğalıyor. İnsanlar yaklaşık yüz yıl öncesinde nesiller boyu aynı işi yürütürken şimdi iş yaşamları boyunca bırakın 7-8 iş değiştirmeyi, 7-8 değişik sektörde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca dünyadaki gelişmeler, nitelikli iş gücünü daha ucuz olan niteliksiz işçiliğe doğru çekerken, kurum içerisinde yapılan birçok işi de taşeronlara devretmeye zorluyor, çünkü bu daha ucuza geliyor ve şirketlere esneklik sağlıyor.

Dünyada giderek artan, çalışılanları evde çalışmaya teşvik eden uygulama bunun başlangıcıdır aslında. Evde çalışanlar, oldukça pahalı olan ofis alanı işgal etmiyor, aynı şekilde ofiste çalışanların kullandığı su, elektrik maliyetleri ortadan kalkıyor, iş yerindeki çatışmaları azaltıyor vs.vs.

Önümüzdeki yıllarda beyaz yakalı çalışanların çoğu taşeron olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalacak.

Aslında ister bir şirketin maaş ile çalışan üst düzey yöneticisi, veya alt kademe çalışanı, isterse bir şirketin sahibi olalım, biz aslında “serbest çalışan bir iş sahibiyiz” (feelancer) ve patronuz.

Çünkü sonuç olarak biz herhangi bir kurumda çalışarak o kurum için bir değer yaratıyorsunuz. Bu değeri yaratırken de bilgi, beceri ve zamanımızı kullanarak bunun karşılığında değeri (ÜRÜN) belli bir maaş karşılığında (FİYAT) bir kuruma (MÜŞTERİ) satıyoruz.

Bizler artık kendimizi memur veya işçi olarak göremeyiz, çünkü sistem bizi ister istemez bir taşeron – “serbest çalışan” haline getirecek ve bu da oldukça kısa bir süreçte gerçekleşecek.

Serbest çalışan” olduğumuzu algıladığımız zaman, şapkanızı önümüze koyarak bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşünmenin zamanıdır. Bir işin oluşturulması ve yönetilmesi ise öncelikle “iş modelinin yaratılması”, iş modeli doğrultusunda “iş planının” yapılmasından geçer.

 Bunları erken kavrayarak halihazırda yaptıklarımız doğrultusunda “iş modeli”, “iş planı” çalışmaları yapmaya başlamamız da, girişimciliğe “serbest çalışan”  olarak  geçişimizi kolaylaştıracak bir yatırım olacağı gibi, işimizigeliştirerek “kar” veya “kazançlarınızı” maksimize etmemize yardımcı olacaktır.

 “Serbest çalışan olmamanın tek alternatifi işsiz olmaktır, çalışmamaktır”. – Geoffrey James

ÇALIŞAN MIYIZ? / ŞİRKET SAHİBİ MİYİZ?

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN İŞİMİZE YANSIMASI

İŞİMİZİN GELECEĞİ

 

İŞ MODELİ ve KENDİNİ YENİDEN KEŞFETMEK

Hızlı değişim sürecinde şirketler yaşamlarını devam ettirebilmek için zaman zaman kendilerini yeniden tanımak, tanımlamak ve keşfetmek zorundadırlar. Bu süreç aslında İŞ MODELİ‘nin elden geçirilmesi, yeni modeller düşünülmesi, yaratılması ve uygulanması sürecidir. Sadece ürünlerimiz, hizmetlerimiz değil iş modellerimiz de değişimin hızına yenik düşüyor, düşmek zorunda.

Bunu yapmakta gecikenler zaman içerisinde diğerlerine yetişebilmek için koşmaya başlayıp hiçbir zaman öne geçmeyi başaramadan koşmaya, çabalamaya devam ediyor.

Bazı şirketler ise zamanında ve başarılı bir uygulama ile tüm sektörü etkileyerek değiştiriyor ve herkes onları takip etmek zorunda kalıyor.

Bu kendini yeniden keşfetme işlemi sırasında bazı şeyleri gözetmekte yarar var.

Öncelikle kendimizi yeniden keşfederken yarınki yani gelecekteki şirketimizi yaratmak zorundayız ancak doğal olarak bu belli oranda bir risk faktörü taşıyacaktır. Ama yukarıda da belirtildiği gibi gecikirsek başkalarına yetişme çabasından hiç bir zaman kurtulamayız.

Kendimizi yeniden keşfedebilmemiz için kendimize dışardan ve başka gözlerle bakmayı benimsememiz şart, yoksa sürekli yansımamızı görürüz.

Aynı zamanda dışarıda, yani diğer şirketlerde de neler olduğunu gözlemlemek gerekir, sadece rakiplerimiz değil diğer sektörlerdeki şirketlerde neler oluyor?

İnsanların davranışlarını, değerlerini, beklentilerini de göz önüne alarak insan üzerine odaklanmak gerek. Bu da sadece müşteri veya paydaşlar üzerinde değil, çalışanlar üzerinde de olmalıdır. Artık çalışanları değişken gider olarak algılamktan çok bir sermaye olarak algılamamız ve kabul etmemiz şart.

Yaptığımız çalışma bize yeni kaynaklar yaratmalı veya var olan kaynaklara ulaşmamızı sağlamalı.

Elle tutulur, gözle görülür müşteri deneyimi ve iş modeli değişiklikleri sağlamalıyız sonuçta.

GİRİŞİMCİLİK DERSİ–yyü – VAN

14 Şubat’da, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde, Hüseyin Şıvgın’ın “”İş Planı” sunumuna 2 dakika bile olsa, aşağıdaki video ile katıldım. Teknik olanakları çözebilseydik derse skype üzerinden real time, online katılacaktım.

Beni ders davet eden Hüseyin Şıvgın’a, derse katılmama izin veren Sayın Doç.Dr.Abdullah OĞRAK’a teşekkür ederim.

ŞİRKETLERİN YAŞAM SÜRESİ

tracksSürekli değişimin hızından, teknolojik değişimin logaritmik yapısının hem iş hem de özel yaşamımızı nasıl etkilediğinden, buna bağlı olarak da şirketlerin yaşamlarının nasıl kısaldığından bahseder dururum.

Şirketlerin kısalan yaşamları, toplumum tüm çalışan kesimlerinin iş yaşamını da doğrudan ilgilendiriyor ve değiştiriyor.

Bugün konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek okudum. Amazon’un artık sattığı ürünleri insansız uçan araçlarla göndermeye çalıştığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu teslimatlarda kullanılacak olan sistemin test edilmesi için gerekli izinleri almak amacıyla Amazon, Federal Havacılık Kuruluşuna başvurmuş, bürokratik nedenlerle bu izinin alınması altı ay kadar sürmüş ve geçenlerde izin belgesi ellerine ulaşmış.

Ulaşmış, ancak izin başvurusunda belirtilen insansız hava aracı bu süreç içerisinde artık demode olduğundan kullanımdan kalkmış…

(Kaynak : Amazon Wins Approval to Test Delivery Drones in US)

Evet, çağımız arık hız çağı, eskiden kullandığımız zaman kavramına ilişkin bir çok şey artık geçerli değil.

Ancak yaşamımızı da hızla değiştiriyor, değişimin önüne geçemez isek de yok oluyoruz. Şirketlerin yaşamları da bu yüzden kısalıyor.

1930 lardan bu yana bir şirketin beklenen yaşamı yarı yarıya düşmüştür.

Prof. Rolf Strom Olsen

1955 yılında Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerden sadece 61 tanesi (%12.2si) 2014 yılı listesinde vardı.

Mark J.Perry
American Enterprise Institute

1955 yılındaki listede bulunan şirketlerin ortalama yaşı 58 iken, 2011 listesinde bulunan şirketlerin ortalama yaşı 13’ e inmiştir.

Fortune 500 Extinction

Tabi bu arada hala yüzyıllardır yaşayan çok aza sayıda şirketler var, Businessweek’de yayınlanan güzel bir yazı var bu konuda. Yazı, uzun yaşayan şirketlerin ortak özelliklerini araştırmış ve incelemiş. Bu ortak özellikler şöyle sıralanıyor:

  1. Uzun ömürlü şirketler çevreye duyarlı,
  2. Uzun ömürlü şirketler kişilik sahibi ve bu kişiliğe bağlı,
  3. Uzun ömürlü şirketler esnek,
  4. Uzun ömürlü şirketler para harcarken çok tutucu.

Değişimin içerisinde yaşarken değişmek yetmiyor, değişime yön vermek gerekiyor.

Next Page →

Follow on Feedly