Gelecekte çalışma ortamı ve çalışan kavramları nasıl değişecek?

#planmımodelmi

HEPİNİZ SERBEST ÇALIŞANSINIZ, HABERİNİZ YOK!

Teknolojideki değişimin logaritmik etkisi ekonomik ve sosyal yaşama da hızla yansıyor ve doğal olarak bu yansıma iş yaşamımızı da direkt olarak etkiliyor.

Bu etki öncelikli olarak mal ve hizmet üretim süreçlerini etkilediği için firmaların üretim süreçlerini etkiliyor ve bu da direkt olarak firmaların iş gücünde değişiklik yapmalarına neden oluyor. Ayrıca bu değişimler, uyum sağlamayı beceremeyen firmaların da ömrünün kısalmasına neden oluyor.

Teknolojik değişim tüketici zevk ve tercihlerini de etkileyerek ürün ve hizmetlerin ömürlerini de etkiliyor. Bu da yukarıdaki döngüyü hızlandırıyor.

Tüm bunların üzerinde ayrıca kapitalizmin daha ucuza üretmek baskısı da eklenince sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı iş gücü de işini uzun süreli korumakta zorlanıyor.

 Üniversitelerde, yirmi yıl önce olmayan bir çok yeni bölüm var ve bunlar hızla çoğalıyor. İnsanlar yaklaşık yüz yıl öncesinde nesiller boyu aynı işi yürütürken şimdi iş yaşamları boyunca bırakın 7-8 iş değiştirmeyi, 7-8 değişik sektörde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca dünyadaki gelişmeler, nitelikli iş gücünü daha ucuz olan niteliksiz işçiliğe doğru çekerken, kurum içerisinde yapılan birçok işi de taşeronlara devretmeye zorluyor, çünkü bu daha ucuza geliyor ve şirketlere esneklik sağlıyor.

Dünyada giderek artan, çalışılanları evde çalışmaya teşvik eden uygulama bunun başlangıcıdır aslında. Evde çalışanlar, oldukça pahalı olan ofis alanı işgal etmiyor, aynı şekilde ofiste çalışanların kullandığı su, elektrik maliyetleri ortadan kalkıyor, iş yerindeki çatışmaları azaltıyor vs.vs.

Önümüzdeki yıllarda beyaz yakalı çalışanların çoğu taşeron olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalacak.

Aslında ister bir şirketin maaş ile çalışan üst düzey yöneticisi, veya alt kademe çalışanı, isterse bir şirketin sahibi olalım, biz aslında “serbest çalışan bir iş sahibiyiz” (feelancer) ve patronuz.

Çünkü sonuç olarak biz herhangi bir kurumda çalışarak o kurum için bir değer yaratıyorsunuz. Bu değeri yaratırken de bilgi, beceri ve zamanımızı kullanarak bunun karşılığında değeri (ÜRÜN) belli bir maaş karşılığında (FİYAT) bir kuruma (MÜŞTERİ) satıyoruz.

Bizler artık kendimizi memur veya işçi olarak göremeyiz, çünkü sistem bizi ister istemez bir taşeron – “serbest çalışan” haline getirecek ve bu da oldukça kısa bir süreçte gerçekleşecek.

Serbest çalışan” olduğumuzu algıladığımız zaman, şapkanızı önümüze koyarak bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşünmenin zamanıdır. Bir işin oluşturulması ve yönetilmesi ise öncelikle “iş modelinin yaratılması”, iş modeli doğrultusunda “iş planının” yapılmasından geçer.

 Bunları erken kavrayarak halihazırda yaptıklarımız doğrultusunda “iş modeli”, “iş planı” çalışmaları yapmaya başlamamız da, girişimciliğe “serbest çalışan”  olarak  geçişimizi kolaylaştıracak bir yatırım olacağı gibi, işimizigeliştirerek “kar” veya “kazançlarınızı” maksimize etmemize yardımcı olacaktır.

 “Serbest çalışan olmamanın tek alternatifi işsiz olmaktır, çalışmamaktır”. – Geoffrey James

ÇALIŞAN MIYIZ? / ŞİRKET SAHİBİ MİYİZ?

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN İŞİMİZE YANSIMASI

İŞİMİZİN GELECEĞİ

 

Global Peter Drucker Forumu 2015 – Digital Çağı Yönetmek ve İnsanlığımızı Kazanmak

Global Peter Drucker Forumu 2015 from Tufan Karaca

KASABA POLİTİKACILARI ve ŞİRKETİMİZ

politikBu sıralarda işimizin geleceği, gerek çalıştığımız ve maaş aldığımız iş açısından gerekse de şirketler açısında çok ilgimi çeken, okuduğum ve üzerinde çalıştığım bir konu.

Değişimin hızı ortalığı yıkıp geçirirken (yıkıcı değişim) bunun etkilerini sosyal yaşamımızda görüyoruz ve nesillerin düşünce, algı yapıları değişirken 2-3 hatta 4 nesil bir arada yaşamaya, çalışmaya başlıyor.

X, Y, Z, millenial nesillerinin yanında ve hatta maalesef çok üst kademelere ulaşmış, ancak maalesef değişimi algılamaktan uzak bir dinozorlar nesli var ki ben bunu yıllardır “kasaba politikacısı” olarak adlandırıyorum kişisel konuşmalarımda.

Bu kasaba politikacıları her yerde hala, ve maalesef yeni nesillerin içerisine de sızmış durumdalar.

Kim bu yaşamımızdaki kasaba politikacıları?

Şirket sahibi,

Şirketinizde müdür,

Devlet dairelerinde müdür,

Okulda öğretmen,

Taksi de şoför,

Apartmanınızda yönetici,

Çevrenizdeki esnaf,

Mahallenizde avukat.

Tanımlamaya çalışırken kasaba politikacılarını o kadar çok not almışım ki, bir türlü tanımlamayı yazamamışım bugüne dek ve onun için de yazılarımda kullanmaktan kaçındım. Ancak bugün belki de 30 yıldır görmediğim, eski arkadaşım Rüştü Bozkurt’un yaptığı tanımlamayı gördüm ve çok beğendim.

Aşağıdaki tanımlamayı Rüştü Bozkurt’un yazısından aktarıyorum:

Kasaba politikacısının özellikleri

1.Kasaba politikacısının en önemli göstergesi, herhangi bir ilke, kural, standart, kuram, bilgisi olmadan, sadece kulaktan  dolma  malumatla   siyaset yapmaya iman etmiş; o nedenle, dedi-kodu, dedim-dedi düzeyini aşamamış olmaktır.

2.Kasaba politikacılığı, bir güce yamanarak,değer katmayan sadakat, sorgulamayan itaat, tartışmadan alkışlayan dalkavukluktur.

3.Kasaba  politikacılığı, farklı olan ve kendinden önde bulunan değerli insanları karalayarak, çelmeleyerek, pusu kurarak, arkadan vurarak,düello cesareti göstermeden siyaset ortamında dolaşmaktır.

4.Kasaba politikacılığı, insanların  kim olduklarına odaklanma, hangi inanca, hangi aşirete, hangi cemaate, ırka, mahalleye, kente,kasabaya mensup olduklarını  esas alan ittifaklar üzerinden siyaset yapmaya çabalamaktır, insanların ne yaptıklarını önemsememektir.

5.Kasaba politikacılığı, siyaseti  ayırma, gruplmama, çatışma, düşman yaratma üzerinde kurgulayarak, kendi dar çevresi ve dükalıklarıyla  sadece makam ve mevki arayışı, kişisel tatmin peşinde olmaktır.

6.Kasaba politikacılığı,  fiziki ve entelektüel değer katmadan, ortada görünerek "meydan amirliği" ile "siyaset üretimini" ayırmayan "şark kurnazlığı"dır.

7.Kasaba politikacılığı, yöre ile ilgili hiçbir proje üretmeden, projeleri kitlelere ulaştırılması için emek ve zaman harcamadan, kitlelerin maddi ve kültürel zenginliğini artırma motivasyonunu  yükseltecek  işbirlikleri için  çabalamadan,kendi çıkarlarından bir kıymık bile ödün vermeden, makam ve mevki sahibi olmanın ilkesiz tutkusudur.

8.Kasaba politikacılığı, "sadece ben bilirim,benden büyüğü yoktur" ego şişirmesi nedeniyle "topraklara ve kurumlara küsülmez" evrensel ilkesini görmezden gelmek; toplumun diğer aktörlerine  tepeden bakmak,"sorgulamayan toplumların" yarattığı boşlukları değerlendirme fırsatı  yakalamış olmaya  aşırı değer yükleyerek, kuruluşlara, kurumlara ve yöreye orta ve uzun dönemde verilen zararı irdelemeyen, "kendine ayna tutmasını" bilmeyen, akıl gözü  kapanmış davranışlara sahip olmaktır.

9.Kasaba politikacılığı,en şeffaf ortamlarda, konuyu bilenlerin huzurunda  tartışarak düşünceleri arındırmanın etkin aracı olan gönüllü "hesap verme" ilkesinden kaçınmayı şiar edinen erdemsizliktir.

10.Kasaba politikacılığı, kendisini doğrudan veya dolaylı ilgilendiren olay ya da olguların eleştirileri karşısında "açık hesap verme özgüveni" yerine "kulakları sağır eden sessizliğin karanlığına" sığınma kolaycılığı ve ilkelliğidir.

Eğer şirket sahibiyseniz;

Bu şirketin sahibi siz, kasaba politikacısı iseniz ya hemen değişin, ya da batmadan şirketinizi kapatın,

Eğer şirketinizdeki yöneticilerden biri veya bir kaçı kasaba politikacısı ise hemen işine son verin,

Eğer çalışansanız;

Şirketin sahibi veya yöneticileri kasaba politikacısı ise hemen yeni bir iş aramaya başlayın,

Bireysel olarak ise;

Kasaba politikacılarını apartman yöneticisi seçmeyin,

Onların yakınlarında fazla durmayın, onlara iş vermeyin.

Çünkü onlar size ve çevrelerine zarar vermek için yaratılmışlardır.

İŞİMİZ ve ROBOTLAR

İnsanoğlu endüstri devriminden bu yana sürekli makinalar benim işimi ne zaman elimden alacak korkusunu yaşıyor. Bugüne dek gelişen her teknoloji insanların işini eline alırken insana yeni işler yaratıyordu ama artık robot – bilgisayar – haberleşme – teknolojilerinin geldiği son durum düşünen ve öğrenen makinaları da geliştirmeye başladı.

Artık yok olmaya başlayacak meslekler mekanik işler değil beyaz yakalıların işleri de. Yani sadece şoförlük, kaptanlık ve pilotluk gibi işler değil avukatlık, doktorluk gibi işlerde önümüzdeki yıllarda hızla yok olmaya aday.

Yukarıdaki video AMAZON’un bir dağıtım merkezini nasıl işlediğini gösteriyor. O dağıtım merkezinde 10 yıl kadar önce yüzlerce kişi koşturuyordu.

İHA’lar (insansız hava aracı)  artık neredeyse savaş uçaklarının yaptığı bir çok şeyi yapabiliyor, arabalar kendi kendine gidiyor.

Çok ama çok yakın zamanda doktorluk mesleği gibi günümüzün gözbebeği meslekler de yok olacak.

Oxford üniversitesini yaptığı bir çalışmaya göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde ABD’deki işlerin %47 si yok olma riski ile karşı karşıya.

Sadece çalışanların değil, şirketlerin de işleri yok olma yolunda.

Şirketlerin ve çalışanların geleceği yaşamsal olarak önem kazanmakta ama unutmayın, Dan Pink’in dediği çok doğru: “Yetenekli insanların örgütlere,  örgütlerin yetenekli insanlara olan ihtiyacından çok daha az ihtiyacı var.” Bunun için ileride yaşamınızı sürdürebilmek açısından yeteneklerinizi geliştirmek ve kendinizi bir şirket gibi görerek İş Modelinizi yapmak zorundasınız.

NESNELERİN İNTERNETİ İŞİMİN GELECEĞİ OLABİLİRMİ?

“Internet of Things”,  “Nesnelerin İnterneti” veya “Şeylerin İnterneti” olarak kullanılıyor Türkçe’’de. Ben neslerin interneti demeyi tercih ediyorum.

Nedir bu nesnelerin interneti denen şey? Çok basit bir şekilde baktığımızda, günlük yaşam içerisinde kullandığımız objelerin internet bağlantısı ile bilgi alıp vermesi ve bu bilgilere veya bilgilerle tepki alıp vermesidir. Başka bir deyişle gün içerisinde kullandığımız araç ve gereçlerin akıllanmasıdır, manuel kullanımın yavaş yavaş sizin isteklerinize uymaya başlayarak otomatikleşmesidir.

İnternet kullanımı, mobil haberleşme araçları, internet bağlantı hızı arttıkça nesnelerin interneti giderek artış gösteriyor ve gittikçe de artacak. GARTNER’in yaptığı bir araştırmaya göre evlerimiz gittikçe akıllanacak ve internete bağlı olan objelerin, araçların sayısı 2020 yılında 25 milyar adede ulaşacak. Bugün bu sayı sadece 3 milyar dolayında.

Infographic: Internet of Things to Hit the Mainstream by 2020 | Statista
You will find more statistics at Statista

Bu gelişmenin hangi alanlarda ve ne şekilde artacağı tahminini yukarıdaki tabloda görebilirsiniz.

Nesnelerin interneti için en güzel örnek akıllı binalar ancak akıllı binalarda kullanılan bir çok şey henüz günlük yaşamımızda evimizin içerisine girmedi, ki girmesi çok yakın.

Aslında bunlar artık çok pahalı teknolojiler de değil, şu anda hemen kullanmaya başlayabileceğiniz evinizdeki ışıkların siz kapıyı açarken veya yaklaşırken yanmasından başlayıp ısıtma kontrolüne kadar gidebilecek düzeyde. Bundan sonra olmasını arzu ettiğiniz şeyler sizin artık hayal gücünüzle sınırlı.

İşte size bugün düşünebileceğiniz bazı sorular.

ŞİRKETLER VE ÇALIŞANLAR NEREYE GİDİYOR?

10353568_652630504828199_5386808695703217477_nGallup’un 2013 yılı sonlarında 142 ülkede yaptığı bir araştırmaya göre çalışanların sadece %13’ü işlerine bağlı, yani motive olmuş, örgütsel hedeflere inanmış ve onlara ulaşmak için çabalıyor. %63’ü işlerine bağlı değil, yani işleri onları motive etmiyor, örgütsel hedefler bir anlam ifade etmiyor ve o yönde büyük bir çaba göstermiyorlar.

%24’ü ise aktif bir şekilde işlerine bağlı değiller, yani mutsuzlar, üretken değiller ve çevrelerine olumsuzluk saçıyorlar.

Küresel bir çalışma olan bu araştırmayı rakamlara çevirdiğimizde 900 milyon kişinin işine bağlı olmadığını ve 340 milyon kişinin de aktif olarak bağımlı olmadığını, yani şirkete zarar verir bir durumda olduğunu görüyoruz.

Deloitte’nın 90 ülkede ve 2,500 şirkette yaptığı Küresel İnsan Kaynakları Eğilimleri – 2014 çalışmasının temel sonuçları ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Şirketlerin ve İnsan Kaynakları yöneticilerinin % 83’ü ileride şirketlerine liderlik edecek kaynakların olmadığını söylüyor ve % 38’i bunu acil bir sorun olarak görüyor,

Tüm bunlar, artık şirketlerin bir çok şeyi değiştirmek zorunda olduklarını gösterirken çalışanlarında değişeceğinin göstergesi.

Daha ileride sürekli olarak yazacağım ÇALIŞANLARIN ve ŞİRKETLERİN geleceği konulardaki yazlılarda yukarıdaki rakamları hatırlamamız gerekiyor.

“BİZ BİR AİLEYİZ” ALDATMACASI

Bir şirkette işe başladığınız ilk gün amiriniz size hoş geldin aramıza der ve sizinle birlikte yola devam etmekten ne kadar memnun olduğunu söyler, şirketin bir aile gibi olduğunu ve aileye katılmanızdan ne kadar mutlu olduğunu anlatır falan.

Daha sonra İK’ya yönlendirilirsiniz ve orada 2-3 ay deneme süresinde olduğunuzu, bu süreç içerisinde her an işten çıkartılabileceğinizi vs. anlatırlar.

Hoş geldiniz aileye.

Aslında bu aile benzetmesi eski ekonomiden kalan bir kavram.

       Çok çalış

       İyi okullara git

       İyi bir şirkete gir

       Denilenleri yap

       Maaş + Sigorta

       Hatta belki de bir araba

       Emekli ol

 

yalanlarının geçerli olduğu yıllarda kullanılan bir benzetme. O yıllarda iyi ve büyük bir şirkette çalışmaya başladığınız zaman hızla yükselme ve yukarıdaki aşamalardan geçme şansınız çok yüksekti.

Ama logaritmik bir hızla değişen teknoloji, küreselleşme her şeyi değiştirdi. Öncelikle şirketlerin yaşam eğrileri kısaldı. Hisse senedi piyasa ekonomisi, şirketlerin kısa vade finansal hedefleri zorlayarak hisse senedi değerleri üzerine yoğunlaşmalarına ve buna bağlı olarak maliyet düşürmek amacıyla yeniden yapılanma, yani işten çıkarma senaryolarını sürekli hale getirmeleri, “biz bir aileyiz” yaklaşımını ortadan kaldırdı.

1962 yılında General Electric yöneticilerinden Earl Willis, “Çalışanların sadakatını, ömür boyu iş sağlayarak cevaplıyoruz.” derken bu söylem 1990 yılında,  General Electric CEO’su Jack Welch tarafından, “bir şirkete sadakat mı? Saçmalık.” şekline dönüştü.

Artık Netflix CEO’su Reed Hasting’in dediği gibi “Biz bir ekibiz, aile değil.”

Bundan böyle çalışanlar bir şirketin başarısına yatırım yapmalı ve karşılığında da şirket çalışanın pazardaki değerinin yükselmesine yatırım yapmalıdır diyor Reid Hoffman.

Sonuç olarak tüm beyaz yakalılar yaptıkları işi bir girişim, şirket olarak görmeden başarıya ulaşamayacaktır.

Bu da ancak yalın yöntemlerle ve model belirleyerek yürütülebilir.

Konuyu ilerideki yazılarda daha da açacağım.

KİŞİSEL İŞ MODELİ

İŞİMİZİN GELECEĞİ

YENİ EKONOMİNİN EĞİTİM MODELİ

3 BOYUTLU YAZICILARIN YARATACAĞI SINIRSIZ DÜNYA

3 boyutlu yazıcılar şu sıralarda düşüncemi oldukça kurcalıyor, neredeyse her gün bu konu ile bir kaç haber okuyorum.

Kişisel olarak, 3 boyutlu yazıcıların geleceği şekillendireceğini, en az endüstri devrimi kadar önemli bir atılıma neden olacağını ve gerek kişisel iş yaşamlarını, gerekse şirketler üzerinde yönlendirici düşünüyor ve düşlüyorum.

3 boyutlu yazıcılar gün geçtikçe çeşitleniyor ve ucuzluyor, yaptıklar şeylerin yelpazesi elbiseden gıdaya, mandaldan motor parçalarına kadar uzanıyor.

Bugün FORBES‘da 3boyutlu yazıcılar ile yapılan şeylerle ilgili bir yazı vardı :

3 boyutlu yazıcı ile üretilen insan organları : Yaşayan hücrelerle üretilmiş organlar üretmiş Dr. Anthony Atala. Bunun anlamı da, çok yakın zamanda organ bağışı beklemeye gerek kalmayacak, insanların kendi hücreleri ile gerekli organ üretilebilecek.

2011 Ekiminde, Dr. Glenn Green ve Dr. Scott Hollister, nefes borusu çok zayıf olan ve en azından günde bir kez kalbi duran Kaiba Gionfriddo adındaki bebek için 3 boyutlu yazıcı ile gerekli parçaları üreterek bebeğin hayatını kurtarmış.

Geçtiğimiz yaz Princeton Üniversitesinde bilim insanları biyonik kulak üretmişler.

biyonik kulak
Geçen yıl Hollanda’da 83 yaşındaki bir kadın için çene üretilmiş ve yerine konduğunun ertesi günü kadın konuşmaya ve yutmaya başlamış.

yapay çene
Otomotive sektörü : Urbee 2, tamamen 3 boyutlu yazıcılarla üretilen bir araba.

General Motors, 2014 model Malibu’ların tüm prototip parçalarını, zamandan kazanmak amacı ile 3 boyutlu yazıcılar ile üretmiş.

Ford, tüm silindir kapağı, vantilatör, vites kutusu gibi bir çok prototipi 3 boyutlu yazıcılar ile yapıyor.

Ford’un vizyonu içerisinde artık fiziksel parça satış ve dağıtımını bırakıp, istediğiniz parçayı eğer evdeki yazıcınız uygunsa evde, değilse dışarıda uygun bir yazıcıda üretilmesine geçmek.

Düşünün böyle bir sistemin dağıtım kanalarına, müşteri ilişkilerine getireceği değişikliği.

Havacılık endüstrisi : NASA’nın roketler için 3 boyutlu yazıcıda ürettiği enjektörler ısı testlerini geçmiş.

NASA’nın vizyonunda, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS)tüm gerekli parça ve aletleri 3 boyutlu yazıcılar ile üretmek ve böylece yolculuklarda malzeme taşıma derdinden kurtulmak var.

Artık bu haberler sürekli var.

Ben aslında bu yazıcıları “herşeyi üretebilen mini fabrikalar” olarak yorumluyorum ve bunların seri üretim ve ölçek ekonomisini çok etkileyeceklerini görüyorum.

Öncelikli etki sanırım girişimcilerin ve yenilikçilerin üzerinde olacak, prototipleri hızla ve ucuza üretebilecekler.

Bazı tasarımlar endüstriyel üretim aşamasına girmeden arzu eden kişiler için, arzu edilen değişikliklerle ve uygun fiyatla üretilebilecek.

Bu makinaların çalışmasını sağlayan tasarımcılık büyük bir iş kaynağı olacak.

Muhtemelen tedarik zincirleri çok etkilenecek. Düşünün bazı ürünleri internet üzerinden alacak, evdeki yazıcınız uygunsa onda, değilse dışarıda bastıracaksınız. Belki bunları kargo şirketleri bile nakliye yerine baskı tekniği kullanarak transferlerini yapacaklar.

Follow on Feedly