Liderler Ağaçtan Toplanmıyor, Liderliği Yöneticilerimize Öğretebilir Miyiz?


@bilgitivi @istasarimcisi #modelmiplanmi

HAKİM KIZDI DİYE AĞLAMIYORUM…..

boss1İki sene evvel… Adliye yolunda aklıma fakültedeki ilk ders geliyor. Çekine çekine, süklüm püklüm ders salonuna giren ben, ders saati sona erdiğinde yeleleri kabaran bir aslan gibi salondan çıkmıştım. Artık şöyle düşünüyordum: “Ben ayrıcalıklıyım. Ben hukukçuyum. Hepiniz benim hukuksal bilgilerime muhtaçsınız. Küçük dağları önce fakültedeki hocam, sonra da ben yarattım, tamam mı? Ben, ben, ben var ya ben…” Aklınızdan geçeni tahmin edebiliyorum: “Haspama bak, sevsinler…” Valla sevsinler…”

Diye başlıyor Av. Pelin Pınar Kaya’nın yazısı ve daha ileride kim olduğuna karar verirken sistemin nasıl burnunu sürttüğünü ve hangi yollardan geçtiğini anlatıyor.

Bazıları, çıkarları örtüşmediği ve kişisel çıkarları her şeyin önünde olduğu için bunu anlayamıyor, bazıları Dunning-Kruger etkisi ile cehaletinden anlayamıyor, bazıları ise hakikaten küçük dağları yaratanlardan olduğunu sanıyor. Başka bir grup ise, yine kişilik yetmezliği sonucu  en-el hak demenin masturbasyonunu yaşayabilmek için.

Tabi ki bu sadece hukukçular için geçerli değil, doktorlar, askerler, mühendisler, maalesef öğretmenler, devlet memurları ve müdürlerle genel müdürleri de kapsıyor. Apartmanınızdaki avukat, köşedeki emekli general, alt sokaktaki öğretmen, yokuşun başındaki imam, sizin kapıcı, bizim bakkal. Sadece meslekle kısıtlı değil tabi ki, anne, baba da var bunların içerisinde, politikacıların neredeyse tamamı dahil bunlara. Kimimiz farkına vararak veya varmayarak, kimimiz ise sürekli, kendimizi “fasulye gibi nimetten” sayıyoruz.

Bu yapı, doğal olarak istenmeyen, sevilmeyen ve insanların kaçtığı bir yapı. Belki elli yıl önce yokluktan işe yarıyordu ama yeni nesiller artık bunlara papuç bırakmıyor.

Yeni nesil, artık değişen dünyaya sizden daha değişik baktığı için, yaşam ve iş kelimelerinin anlamlarının onun için değişik olması nedeni ile, artan seçenek şanslarının sunduğu olanaklarla, bu gibi insanlardan uzaklaşmayı tercih ediyor.

Çevrenizde sizden yeteneksizler kalıyor ki bu da sizin değil ilerlemeniz, gerilemeniz için en büyük neden.

İyi bir patron, iyi bir yönetici hatta iyi bir insan olabilmek için bilmediklerinizin, bildiğinizi sandığınız şeylerden ne kadar çok olduğunu anlamaya ve görmeye çalışın.

İNSANLAR İŞTEN DEĞİL, YÖNETİCİLERİNDEN AYRILIR

pg-58-employment-gettyBu sabah, ABD’li yöneticilerin neden işten ayrıldıkları ve işlerine bağlılıkları konusunda yapılmış olan bir kaç araştırma okudum Gallupun sitesinde.

Bu araştırma sonuçlarının dünya geneli için ne kadar geçerli olduğu tartışılsa bile en azından başlıkların sıralamasında bir değişiklik olmayacağını düşünüyorum, o nedenle rakamların detaylarına girmek yerine sıralamayı oluşturan bazı genel başlıkları taşıyacağım buraya.

Dünyada, çalışanların %87’sine işine bağlı değil, sevmiyor. (Bu global bir çalışmanın sonucu)

Aslında bu çok önemli bir oldu ve geleceğin işgücünün nasıl şekilleneceği konusunda da bazı noktaları yakalamamızı sağlıyor.

Artık dünyada şirkete liyakat söz konusu değil. Aslında bu çok doğal çünkü artık şirketlerin ömürleri gittikçe kısalıyor ve şirketlerin yaşamlarının daha kısa olacağını da biliyor ve hissediyoruz.

Liyakat artık şirketlerden kişilere, yani çalışanın yöneticisine ve birlikte çalıştığı ekibe kaymış durumda.

Bu memnuniyetsizlik, doyumsuzluk ve işe (şirkete) bağlı olmama durumunun bir de akıcılık tarafı var. İşine bağlı olmayan yöneticilerin astları da işine bağlı olmuyor.

Yöneticilerin, yöneticilik yetenekleri ile orantılı artan bir işlerine bağlılık oranı var. Yöneticilik yetenekleri yüksek olanların bağlılık oranı %54’ken, ortalama yetenekte olanlarınki %39’a, kısıtlı yetenekte olanlarınki ise %27’ye düşüyor.

Bu akışı bir daha gözden geçirelim, yetenekli yöneticiler işlerine daha bağlı, onların altında çalışanlar da işlerine, diğerlerine oranla daha bağlı ise yetenekli yöneticilere sahip şirketlerin neden daha iyi oldukları ortaya çıkar. Tabi burada küçük ve orta ölçekli işletmelerin, aile şirketlerinin çıkartmaları gereken çok önemli bir sonuç var. Yetenekli yöneticileri ancak YETENEKLİ PATRONLAR bulabilir, kabul edebilir ve ikna edebilir.

BAŞARILI/BAŞARISIZ LİDER/YÖNETİCİ

LİDER Mİ – YÖNETİCİ Mİ?

ManLead

Geçenlerde okurken Henry. Mintzberg’in söylediği bir şey epeyce ilgimi çekti ; “Liderlik edemeyen yöneticiler cesaret kırıcıdır, ancak yönetmeyen liderler ise olup bitenden habersizdir. Bu anlamda ikisini birbirinden ayırmak anlamsızdır.”

Lider yönetici ayırımı yapan bir çok insan, yazar ve düşünür var. Liderlerin ve yöneticilerin niteliklerinden tutun yaptıkları şeylere kadar bir çok ayırım listelenmiş durumda.

Kişisel olarak her zaman düşündüğüm aslında her ikisinin vasıfları ne kadar farklı olursa olsun bunları bir arada barındırmayan kişiler yönetici ve/veya lider olamazlar. Sadece iyi ve kötü yönetici ve liderler vardır.

Aslında vasıfları ne kadar farklı olursa olsun da yanlış bir deyiş, ikisin de aynı olmadığı o kadar konuşuldu, ve varsayılan farkların listesi o kadar çok yazıldı  ki, söylem hatasına düşmek kolay oldu. Her ikisinin de vasıfları arasında çok az fark vardır.

Liderlik vasıflarının bazılarını barındırmayanlar yaşamlarını orta seviye yönetici ve oradan oraya sürüklenen bir yapıda geçirirler.

Yöneticilik vasfında eksiklik olanlar ise fitili ateşledikten sonra yangının büyümesine fırsat bulamadan yer değiştirirler ve arkalarından iyi idi ama bize uymadı dedirtirler.

Tabi bu arada başarı için, lider-yönetici ile eğer uzun zamandır yürüyen bir organizasyona geliyor ise uyum sorunlar her zaman olabilir ve patronlar paydaş değil patron olarak davranıyorsa uyum sağlamak zorlaşacak ve lider-yöneticini o organizasyonda başarı şansı kalmayacaktır. Ancak bu da onun başarısızlığı olarak algılanmamalıdır.

KÖTÜ PATRON YÖNETİCİ İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR

Bugünlerde Hürriyet İK bazı konular için ilham kaynağı olmaya başladı nedense. Bugün Serdar Devrimin güzel bir yazısı varKÖTÜ YÖNETİCİ PATRON İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR, güzel bir yazı ve büyük bir kısmına katılıyorum, katılıyorum ancak sanırım buradaki örnek biraz yetersiz kalmış.

Örnekteki patron – yönetici karşılaştırılmasına baktığımızda, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş sonucunu çıkartıyorum ben.

Aslında bu tencere – kapak ilişkisi çoğunluktadır çalışma yaşamında. Burada patron sadece “işveren” olarak tanımlamadığımı, her zaman ast – üst ilişkisinde de kullandığımı parantez içerisinde belirtmek isterim.

Evet, genelde birbirlerini bulurlar.

Genelde iyi ekipler kurmaya çalışanlar her zaman kendilerinden daha iyilerini bulmak peşindeyken bunu yapmayanlar, düşünmeyenler zaten ister istemez zora girer.

Serdar Devrim’in deyimleri ile devam edersek, bazı pislikler de, çete kurarken, insanların algısını lehte kullanabilmek için “iyi insanları” da kullanıyor. Daha da açarsak, “pislik” patron, esas gündemini saklamak, düzgün bir imaj verebilmek için “iyi yöneticiyi” de kullanıyor ve bunu zamanında fark edemeyen veya kandırılmış “iyi yönetici” bu tuzağa düşebiliyor.

Ve sonuç daha da vahim oluyor çünkü “KÖTÜ PATRON YÖNETİCİ İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR” aslında.
Tabi yinelemek istiyorum, Devrimin örneği için geçerli değil bu, sadece başlığı için geçerli . 

Şirket Yönetici ve Patronlarının #direngezi den Çıkartması Gereken Dersler

Son yaşadığımız  ve yaşamakta olduğumuz Türkiye’nin direniş hareketi , şirket yöneticileri ve patronları için bir çok dersi içermekte ve pratik sonuçlarını göstermektedir . Bunların tamamını toplamanın mümkün olmadığını düşünüyorum, ancak yapılacak araştırmalar çok ilginç sonuçlar çıkartacaktır ortaya.

2 Haziranda aslında çok çala kalem yazdığım yazıyı biraz daha düşünerek ele alıp tekrar üzerinden geçmek ve bazı eklemeler yapmak istedim bugün.

Aşağıda çıkartacağım her madde, 40 gündür süren direniş hareketinin direkt ve ana aktörleri olan başbakan, bakan, vali, belediye başkanı, polis, yandaş ve halk’ın göstermiş olduğu davranış biçimlerine dayanmaktadır.

1. Yanlış kararlarda direnmeyin, direnmeniz gerekiyorsa de bunun nedenini ekibinizle paylaşın ;

Sürekli yanlış karar veren, ekibinin katkısını gözardı eden  ve bunları tekrarlayan yönetici ve patronlar tüm çalışanları karşılarına alacaklarından sonunda işini sevmeden yapan ve her an hatta ilk fırsatta kaçmaya hazır olan bir ekibe sahip olurlar ki bu da başarısızlığın bu önemli şartlarından biridir.

2. Herşeyi ben biliyorum demeyin ve hatta bunu sanmayın bile ;

Bir yönetici veya patronun herşeyi bildiğiniz sanması ve bunu sürekli söylemesi etrafında çalışan insanlar karşısında komik ve küçük düşmesine neden olur., çünkü herkes bilirki, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi “bilmediğini bilmekte” yatar. Evet, hepimizin bazılarından daha fazla bildiği konular cardır, ancak bunlarda dahi herşeyi bilmek mümkün değildir ve bunu iddia eden kişi aslında en cahil kişidir, dinlemesini bilmez, sürekli bilgelik satmaya çalışarak konuşur, ve konuştukça artık komik duruma düşmeye başlar ve çevresindekilerin saygısını yitirir. Çalışanları ve hatta belki de müşterileri tarafından saygı görmeyen bir yönetici veya patron her zaman için işinde başarısız olacaktır.

Ekibinizi ve ekibin katılımını sürekli sağlayabilmek için gerekenleri yapmanız başarılı bir yönetimin ilk şartıdır.

3. Ekibinizi ve Müşterilerinizi küçümsemeyin ;

Bunu yaparsanız zaman içerisinde hızla kaybedersiniz onları. Unutmayın bir iş, insanlar tarafından insanlar için yapılır. Ekibiniz ve müşterileriniz arasında ayırım yapmaya başlarsanız, sadece dışarıda bıraktıklarınız değil, içeride tutmaya çalıştıklarınız da sizi terkeder. Müşterisi ve çalışanı olmayan bir iş de sadece yönetici veya patrondan ibaret kalır ki bu da iş değildir.

Unutmayan, kaybedilen müşteriyi geri kazanmanın maliyeti, yeni müşteri edinmenin maliyetinin on bir mislidir. Aynı şey yeni ekip toparlamak içinde geçerlidir.

3. Yalaka ve casus kullanmayın;

Bir yöneticini ve patronun çevresinde, hiç bir işe yaramayan ve bunu bildikleri içinde yalakalık yaparak bir yere geleceğine inanan bir çok kişi vardır. Öncelikle bunları çevrenizden ve hatta işinizden uzak tutmak gerekir, çünkü bunlar size faydadan çok zarar getiren yapıda kişilerdir, aynı kişiler başkalarına yaranabilmek için sizin bile arkanızdan konuşacaklardır veya daha önce konuşmuşlardır. Bunlara paye vermeye başlarsanız, size yararı olacak insanları kendinizden uzaklaştıracağınızdan kısa zamanda yanlız kalmaya mahkum olursunuz.

4. Sosyal medyayı bir kez daha düşünün ;

Burada çıkartılması gereken en önemli sonuçlardan biri de sosyal medyanın yaşamımızdaki yerinin ne olduğunu anlamaktır. Artık hiç bir şey saklanamıyor, sosyal ağlar sayesinde çok hızlı ve etkin bir şekilde duyuluyor. Tüm olaylar, ana akım medyanın güçlü ve büyük unsurları tarafından saklanmaya çalışıldı, ancak gittikçe güçlenen sosyal ağlar herşeyin çok hızlı bir şekilde duyulmasını sağladı.

Tüm bu süreç içerisinde, müşterisini adamdan saymayan ve onu aşağılayan kuruluşlar hızla deşifre edildi, buna karşılık müşterisine ve insana saygılı olan kuruluşlar da aynı hızla duyuldu.

Müşteri ilişkileri açısından sosyal medyanın hem szie destek sağlayabileceğini, hem de yaptığınız hataların sonuçlarını hızla duyurabileceğini unutmayın.

Öncelikle müşterinize, bir müşteri olarak size davranılmasını istediğiniz şekilde davranmayı ana hedefiniz olarak benimseyin ki hatalarınız minimumda kalsın.

İkincisi sosyal medyayı kendi lehinize nasıl kullanabileceğiniz konusunda kafa yorun. Ancak bunu yaparken de, tamam ben nasıl kullanırım öğrendim diye hemen işe dalıp, hedefi, stratejisi belli olmayan bir şekilde bu işe girişirseniz ters teper. Hali hazırda bun böyle yapan bazı komedyen belediye başkanlarına dönersiniz ki bu da yarardan çok zarar getirir. Herşeyde olduğu gibi bunda da profesyonelliği ön plana çıkartmanız. gerekir.

Unutmayın:   Şirketler insanlar tarafından (ekip) ve insanlar(müşteriler) için vardır.   Kurumsallaşma çabalarını kurum tutmak için yapmayın.

Bu yazı gelişerek devam tmeyi düşünüyorum ve sizlerin de katkılarını bekliyorum.

YANINDA ÇALIŞILABİLECEK BİR YÖNETİCİMİSİNİZ?

(23 Ağustos 2010 da HABERTÜRK de yayınlanan yazı.)

Çoğumuz, hatta neredeyse hepimiz, bizimle birlikte çalışanların bundan mutlu olduklarını, yanında çalışılması kolay ve keyifli olan kişiler olduğumuzu düşünürüz, daha doğrusu sanırız. Aslında gerçekten öyle birisimiyiz ?

Gelin aşağıdakileri gözden geçirdikten sonra bir daha düşünelim ve karar verelim, yanında insanların çalışmak istediği bir yöneticimiyiz ? Yoksa değilmiyiz ?

1. Her çalışanın ne yaptığını en ince detayına kadar yakından takibeden birisiminiz ? Astlarını çokyakın takibe alan, yaptıkları işlerin en küçük detayına kadar karışan, kontrol eden yönetim tarzına mikroyönetim (micromanagement) diyoruz ki bu bir çok yöneticide bir hastalık olarak ortaya çıkıyor. Bir çalışan olarak düşündüğünüz zaman, yapılan işi sürekli olarak beğenmeyen , eleştiren, nasıl yapılacağını anlatan bir yönetici ile çalışmanın ne kadar bunaltıcı olduğunu düşünün. İyi bir yönetici, işini iyi yapabilecek kişileri işe alır, bu nedenle de onların yaptıklarına güvenerek de detaylara girmek zorunda kalmaz.

2. Eğlenceli bir kişimisiniz? İnsanların çalıştıkları işlerde para dışında, yeni şeyler öğrenmek, yeni insanlar tanımak, yeteneklerini geliştirmek, mutlu bir ortamda çalışmak gibi bir çok beklentileri vardır. İyi bir yönetici, çalışırken gülümsenebileceğini de bilen, bunun verimlilik açısından önemini anlıyan bir insandır.

3. İnsanları sürekli zorlayan ama geri adım atılması gereken yerde de durmasını bilen bir insanmısınız ? Zaman zaman verimi artırmak açısından çalışanları zorlamak gerekebilir ancak iyi yöneticiler aynı zamanda iyi bir koçtur ve çalışanların nereye kadar zorlanması gerektiğni, nerede ise durulması gerektiğini bilir ve bunu verim üzerindeki etkisini çok iyi bilir.

4. Nazik bir kişimisiniz ? Diğer bir deyişle, ‘lütfen’, teşekkür ederim’ demesini biliyormusunuz ? Bunlar küçük şeyler gibi gözüksede, insanlar üzerindeki etkisi büyük ve önemlidir, insanlara duyduğunuz saygıyı, verdiğiniz değeri ancak böyle gösterir ve size de saygı duyulmasını sağlıyabilirsiniz.

5. Çalışanlara olgun insanlar gibi davranıyor musunuz ? Yanınızda çalışan birisi hafta içerisinde bir gün izin istediği zaman bunun nedeni sorup soruştururmusunuz, yoksa buna hiç gerek duymadan, o çalışanın bu izini istemek için gerekli bir nedeni olduğunu düşünür ve gereğini yaparmısınız ? Yanımızda çalışanları birer çoçuk gibi değil, olgun insanlar olarak değerlendirmek karşılıklı sevgi ve saygı bağlarını güçlendirir.

6. Tarafsız davranabiliyormusunuz ? Kötü yöneticilerin en önemli özelliklerinden biri tarafsız olamamaları ve bazı çalışanları kayırmaları, belirsiz önceliklere göre hareket etmeleridir ki, bu da çalışanların yaşamını zehireder. İyi yöneticiler herşeye ve herkese karşı tarafsız davranırlar. Ancak unutmamalıdır ki zaman zaman biraz da ayırımcılık gerekebilir,örneğin ailesinde bir hastalık olan kişiyi 3-4 gün üstüste işten erken çıkmasını sağlamak gibi.

7. İyi yapılan işleri ödüllendirebiliyormusunuz ? Tabiki en iyi ödüller maddi ödüller olarak değerlendirilebilir ama gönül alıcı bir söz, bir sırt sıvazlama da zaman zaman çok iyi bir ödül yerine geçebilir, iyi yapılan bir işin iyi yapıldığını kabul edip çalışanlarınızı br şekilde ödüllendiriyormusunuz ?

8. Bir takım yaratabiliyormusunuz ? Başarı ancak bir takım çalışması ile mümkündür, kendinizi ve çalışanlarınızı bir takımın ögeleri olarak görebiliyormusunuz ? Takıma ulaşılacak hedefler gösterip, bu hedeflere doğru gidebilmeleri için yol gösterebiliyormusunuz ?

9. Lider olabiliyormusunuz ? Yöneticinin işi, çalışanları ile bir ekip oluşturup sonuçlar almaktır.Bunun için de yaptığı işle ilgili bir vizyonu olması, bu vizyonu çalışanlara aşılıyabilmesi, ve onları bu vizyon doğrultusunda yönlendirebilmesi, yani bir lider olması gereklidir, bunu becerebiliyormusunuz ?

10. Hem öğretip hem de öğrenebiliyormusunuz ?
Yöneticiler, çalışanlar için aynı zaman da iyi bir de öğretmen ve eğitici olmalı, onların bazı becerilerini geliştirmelerine, bazı incelikleri öğrenmelerine ve hatta zaman zaman onlara yaşam dersleri vermek zorundadırlar. Daha da iyi yöneticiler, çalışanlardan da öğrenilecek çok şsyler olduğunu bilirler, unutmayın, bilgelikle cehalet arasındaki çok ince çizgi, bilmediğini bilmekte yatar.

11. Dinlemesini biliyormusunuz ? Dinlemesini bilmemek aslında çok yaygın genel bir hastalıktır. Kötü yöneticiler çalışanlarını çok az ve seyrek dinler, buna karşılık iyi yöneticiler ise, hemfikir olmadığı zaman dahi çalışanlarını sürekli dinler, bu da çalışanlara tarafsızlığının, açık fikirli olduğunun en büyük göstergesidir.

12. Ofis politikalarından uzak kalabiliyormusunuz ? iyi yöneticiler dedikodu yapmazlar, insanları birbirlerine düşürmezler, başkalarının yaptığı işi kendisi yapmış gibi göstermezler. Çalışanlardan gelen, özellikle iyi fikirleri kendilerine karşı bir tehdit olarak algılamaz ve kendilerine olan güvenlerini gösterirler ve böylece çalışanlarının saygı ve sevgisini kazanırlar.

13. Yanınızda çalışanların kendilerini değerli ve önemli hissetmelerini sağlıyabiliyormusunuz ? Kötü yöneticilerin yanında çalışanlar, yaptıklarının ve düşündüklerinin bir işe yaramıyacağını hissetiklerinden ve bildiklerinden işlerine karşı ilgisizdirler. İyi yöneticilerin yanında çalışanlar ise tam tersine, kendilerine saygı duyulduğunu, değer verildiğini bildikleri için işlerine ve işyerlerine bağlanırlar ve onlar da size değer verirler.

14. Ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler belirliyebiliyormusunuz ? Hedeflerin gerçekçi ve ulaşılabilir olması önemlidir, aksi halde hedef olmaktan çıkarlar. İyi yöneticiler ile çalışanlar, kendilerinden ne beklendiğini bilir ve bu doğrultuda çalışırlar.

15. Hep eleştirip hem de övebiliyormusunuz ? İyi bir yönetici, hem eleştirmeyi, hem de övmeyi dengeli bir şekilde yapabilen bir insandır, bu denge kurulamadığı zaman çalışanlar arasında da bir dengesizlik oluşacaktır.

16. İnsanlara ilham kaynağı olabiliyormusunuz ? İyi yöneticiler, çalışanları yaratıcılığa teşvikederek ilerlemelerini, kendilerini aşmalarını sağlar.

Siz nasıl bir yöneticisiniz ?

23Agustos2010HT

_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.

Teşekkür ederim.

Follow on Feedly