Şirketler çoğu zaman kriz gelmeden önce sinyal verir. Nakit akışı, müşteri davranışı, karar gecikmeleri, kapanmayan projeler ve çalışan sessizliği aslında yönetimin duyması gereken işaretlerdir. Mesele, şirketin konuşup konuşmaması değil; yöneticinin bu sesi motor arızaya geçmeden duyup duyamamasıdır.
İyi motosiklet binicilerinin temel prensibi: Motor bir anda bozulmaz.
Önce sesi değişir.
Sonra titreşimi artar.
Gaz tepkisi gecikir.
Fren biraz daha derinden tutmaya başlar.
Zincir başka ses çıkarır.
Lastik yolu eskisi gibi okumaz.
Hararet göstergesi hafifçe yukarı çıkar.
Acemi sürücü bunları “normal” sanır.
Deneyimli sürücü ise bilir: Motosiklet konuşuyordur.
Şirketler de böyledir.
Kriz çoğu zaman bir sabah aniden kapıyı çalmaz. Şirket uzun süre önce konuşmaya başlamıştır. Nakit akışı konuşur. Müşteri davranışı konuşur. Toplantıların uzaması konuşur. Kararların ertelenmesi konuşur. Çalışanların susması konuşur. Projelerin kapanmaması konuşur. Tedarikçinin vade istemesi konuşur. Bankanın daha fazla bilgi talep etmesi konuşur.
Sorun, şirketin konuşmaması değildir.
Sorun, yönetimin bunu duymamasıdır.
Birçok şirket kendisini raporlarla, bütçelerle, organizasyon şemalarıyla ve toplantı gündemleriyle anlamaya çalışır. Bunlar gereklidir. Ama yeterli değildir. Çünkü şirketin gerçek hali çoğu zaman belgelerde değil, tekrar eden davranışlarda görünür.
Örneğin organizasyon şemasında karar yetkisi bellidir. Ama herkes bilir ki kritik kararlar aslında başka bir kişinin onayından geçer. Strateji sunumunda “müşteri odaklılık” yazıyordur. Ama kaynaklar sürekli iç yangınları söndürmeye gidiyordur. Toplantılar yapılır. Sunumlar hazırlanır. Herkes konuşur. Fakat toplantıdan karar değil, yeni toplantı çıkar.
Bu bir sinyaldir.
Şirketin en güçlü sinyallerinden biri nakit akışıdır. Kâr iyi görünebilir. Satış artıyor olabilir. Siparişler dolu olabilir. Ama tahsilat gecikiyor, stok büyüyor, banka limitleri daha sık kullanılıyor ve tedarikçi vade kısaltıyorsa şirketin nefesi daralıyor demektir.
Kâr şirketin hikâyesini anlatır.
Nakit akışı şirketin nefesini gösterir.
Motosiklette motor sesi iyiyken yağ göstergesini görmezden gelmek ne kadar tehlikeliyse, şirkette ciro artarken nakit döngüsünü görmezden gelmek de o kadar tehlikelidir. Bir noktadan sonra motor kilitlenir. Şirkette de nakit kilitlenir.
Bir başka sinyal karar gecikmesidir.
Aynı konu üçüncü kez toplantıya geliyorsa, herkes “tamam” diyor ama iş ilerlemiyorsa, karar alındı zannediliyor ama uygulama başlamıyorsa, orada yönetim sistemi konuşuyordur.
Krizde en pahalı cümlelerden biri şudur:
“Bir bakalım.”
Elbette bakmak gerekir. Ama sürekli bakıp hiç karar vermemek, ihtiyat değil yönetim zayıflığıdır. Karar gecikmesi büyüdükçe seçenekler azalır. Seçenekler azaldıkça maliyet artar.
Müşteri de konuşur.
Büyük müşteri artık daha sık teyit istiyorsa, teslimat tarihini birkaç kez kontrol ediyorsa, alternatif tedarikçileri ima ediyorsa, eskiden sormadığı detayları soruyorsa bu sadece “müşteri hassasiyeti” değildir. Güven sinyalidir.
Tedarikçi de konuşur.
Daha kısa vade ister. Fiyat teklifini daha kısa süreyle geçerli tutar. Stok garantisi vermez. Ön ödeme ister. Bunların her biri küçük görünebilir. Ama birlikte okunduğunda şirketin etrafındaki güven alanının daraldığını gösterir.
Çalışanlar da konuşur. Bazen konuşarak değil, susarak.
Toplantıda risk söylemeyen, kötü haberi yukarı taşımayan, sadece talimat bekleyen, koridorda konuşup masada susan ekipler de şirkete bir şey anlatır. Şirket içinde resmi iletişim gecikirse, boşluğu WhatsApp grupları doldurur. Yönetim konuşmazsa, söylenti konuşur.
Projeler de konuşur.
Her fikir proje oluyor, her proje acil sayılıyor, hiçbir proje kapanmıyor ve herkes çok çalışmasına rağmen şirket ilerlemiyorsa mesele tembellik değildir. Mesele kapasite muhasebesi yapılmamasıdır. Kadro vardır ama dikkat yoktur. Toplantı vardır ama karar yoktur. Hareket vardır ama ilerleme yoktur.
İyi yönetici, bütün bu sesleri ayrı ayrı değil, birlikte duyar.
Motosiklet sürücüsü sadece motordan gelen sese bakmaz. Titreşimi, fren hissini, lastiğin tutuşunu, gaz tepkisini, harareti ve yolu birlikte okur. Şirket yöneticisi de sadece finans raporuna, sadece satışa, sadece müşteri şikâyetine veya sadece çalışan memnuniyetine bakarak karar veremez. Sinyalleri birlikte okumak zorundadır.
Çünkü kriz, şirketin bilmediği bir şeyi değil; normal zamanda görmezden geldiği boşlukları görünür kılar.
İyi yönetim, kriz anında kahraman aramak değildir. Kriz gelmeden önce şirketin ne söylediğini duyabilmektir.
Şirket zaten konuşur.
Nakit akışıyla konuşur.
Karar gecikmeleriyle konuşur.
Müşteri sorularıyla konuşur.
Çalışan sessizliğiyle konuşur.
Kapanmayan projelerle konuşur.
Tedarikçi davranışıyla konuşur.
Mesele şirketin konuşup konuşmaması değil.
Mesele, sizin o sesi motor arızaya geçmeden duyup duyamamanızdır.