NEDEN, NEDEN DİYE 5 DEFA SORMALIYIZ ?

İş yaşamımızda genellikle gördüğümüz sorunları olduğu gibi Kabul etmek ve bunları hızla çözmeye çalışmak eğilimindeyiz. Böyle olunca da çeşitli çözümleri deneme yanılma yoluyla uygulayarak hem zaman kaybeder, hem de bazen işimize daha fazla zarar veririz.

Aslında her sorunun altında, o sorunu yaratan başka sorunlar vardır ve bu sorunları, yani temel sorunları çözemediğimiz sürece, görünen soruna getirmeye çalışacağımız çözümler yararlı olmayacaktır.

Sorunları çözmeye girişmeden önce onların temelinde yatan sorunun ne olduğunu araştırmak ve onu çözmek ana soruna köklü bir çözüm getirecektir.

Bunun en iyi yollarından bir de, Toyota’nın geliştirip kullandığı 5 kez neden diye sormak yöntemidir.

Bu yöntemi uygularken, önce sorunu belirler ve bu NEDEN OLDU ? sorusunu sorarız.

Bu sorunun yanıtı birden fazla olabilir, bunları yazdıktan sonra bunların NEDEN OLDUĞUNU sorgular ve bunları dökeriz.

Aynı döngüyü 3 defa daha yaptığımızda temel sorunu anlama imkanımız olacak ve bunu çözerek de köklü bir çözüm getirmiş olacağız.

BU GÜN İŞİM İÇİN YAPMAM GEREKEN 3 ŞEY

Bir şirketin veya işin gücü, iyiliği, başarısı,  en zayıf işlevinden ileriye gidemez.  Zaman zaman patron, yönetici şapkamızı çıkartıp, dışarıdan bir kişi, müşteri gibi işimize bakmakta büyük yarar vardır.

Sung Tzu’nun dediği gibi ”kendini tanıyan tüm savaşları kazanır”.

Kendini tanımak ise sorgulamaktan, soru sormaktan geçer. Bunu da, bizi işi daha iyi yapmaya kışkırtacak sorularla yapmak gerekir.

Artık hepimiz, işimizin varlığının müşteriye, müşterinin sorunlara çözüm getirmeye bağlı olduğunu biliyoruz, onun için müşteri gözü ile başlamakta büyük yarar var:

  1. “En iyi müşterim benim için ne düşünüyor ?” sorusu gibi olumlu bir soru ile başlayarak müşterilerimize sunduğumuz çözümlerin analizine başlayabiliriz. Tabi bunu takip edecek ikinci soru, “memnun olmayan müşterim neden memnun değil?” sorusu olacaktır.  Bu sorular, müşterimize sunduğumuz çözümün hakikaten sunduğumuzu varsaydığımız çözüm olup olmadığını bize göstererek, bu çözümün kendisini veya çözümü yeniden tanımlamamıza yardımcı olacak ve bizi daha fazla müşteri memnuniyetine doğru yönlendirecektir.
  2. Ardından rakip şapkası giyerek, en önemli rakibimizin bizi işe aldığını varsayabilir ve kendi şirketimizi alt edebilmek için neler yapmamız gerektiğini kendimize sorabiliriz. Böylece rakiplerin bizi nasıl tanıdığını, algıladığını ve neler yapabileceklerini görmemizi sağlar ve bu doğrultuda kendi yolumuzu daha sağlam bir şekilde nasıl belirleyeceğimizi görebiliriz.
  3. Son olarak da, kendimizi işin tüm sorunlarından, politikalarından ve sıkıntılarından soyutlayarak, elimde sihirli değnek olsa, “bu işi en iyi hale getirmek için yapacağım 3 şey ne olurdu?” sorusu ile vizyonumuzu geliştirmek ileriye yönelik çözümleri sıralamak için yararlı olacaktır.

Böylece zaman zaman işinizi dışarıdan, rakamlardan ziyade soyut kavramlarla ele almak, işiniz geliştirmek için çok önemli bir araçtır.

 

ZAMANINIZI YÖNETEBİLİYORMUSUNUZ?

Gelişen teknolojinin bize zaman kazandıracağını düşünürken aslında kazandığımız zamandan daha fazlasına da ihtiyaç duymamız gerekmeye başladı.

Aşağıda, her ne kadar Türkiye’ye uyarlamak için bu rakamları 2 ile 3 le çarpmak gerekse de, ilginç bir araştırma sonuçları var:

Bu araştırmayı ABD standartlarına göre değerlendirmek gerek, 40 saatin üstü çalışmanın fazla mesai olarak nitelendirildiği, öğlen aralarının özel zaman sayıldığı standartlarda.


Yukarıdaki satırın noktasını koyduğum anda, bu yazıyı yazmak için konsantre olmuş ve başlamışken 530 950 78xx no’lu tanımadığım bir telefondan cep telefonumu aradılar. Arayan kişi karımın adını söyleyerek onunla konuşmak istediğini söyledi. Neden aradığımı sordum, onu yanıtı size nesi oluyorsunuz? Terbiye bile almamış belli. Anka Yapı tanıtım için arıyor. Sonunda beni küfür ettirme raddesine getirdi, iş yapıyormuş. Benim yaptığım iş değil.


 

Her neyse araştırmaya dönelim, gitti 15 dakika.

Bir de kendinizi düşünün…

Zaman, geri dönmemek üzere akıp gider.

Başlıktaki soru yanlış.

Zamanı yönetemezsiniz.

Yönetebileceğiniz tek şey kendinizsiniz.

Unutmayın, kaybolan zaman, kaybolan enerjinizdir.

İŞ FİKRİ – FİZİBİLİTE – İŞ MODELİ – İŞ PLANI NEDİR ?

BU FİLMİ YOUTUBE SANSÜRÜNDEN DOLAYI İZLEYEMİYOR OLABİLİRSİNİZ

YA DNS AYARLARINIZI DEĞİŞTİRİN, YA VPN KULLANIN YA DA RTE’NİN GİTMESİNİ BEKLEYİN LÜTFEN

Get your own valid XHTML YouTube embed code

NEREYE GİDİYORUZ ?

İşimizin dolayısı ile bizim geleceğimizin başarısı, daha önce de bir çok kez söylediğim ve yazdığım gibi geleceği görebilmekte ve vizyon oluşturabilmekte yatıyor.

Drucker’ın söylediği gibi; “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu yaratmaktır.”

Bunu yapabilmek için de çevreyi ve dünyayı çok iyi izlemek, sürekli neler olup bittiğini görmek ve yorumlamak gerekir.

William Gibson’ın söylediği de bunu destekler nitelikte; “Gelecek burada, ancak dağınık.”

Yaşamımız ve başarımız için bugünü görüp anlamak, yorumlamak ve onu tahmin ederek vizyon oluşturmak yaşamsal önem taşıyor.

Artık geleceği belirleyen en önemli şey teknoloji. Hızla gelişen teknoloji yaşamımızı sürekli değiştiriyor. Düne kadar robotların insanların yerini alacağını sanıyorduk , insana karşı robot. Ama artık bu karşıtlık eskisi kadar keskin gözükmüyor.

Makinalar hala bazı konulara insanın yerini almaya devam edecek ancak bunun yanı sıra :

-          İnsanlara destek vermekte,

-          Ve insanlarla yan yana çalışmakta.

Bu farkları çok iyi gözlemlemek, anlamak ve işimize yapacağı etkiyi görebilmek gerekiyor.

Bu konuyu ileride biraz daha geniş yazmak istiyorum ancak bugün aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim, dünyanın en hızlı robotu Kuka ile en hızlı ping pongcusu Timo Boll’a karşı:

tkaraca.com Digitalage’de

blo

İŞ YAŞAMINDA “BAKTIĞIN YERE GİDERSİN”

İş planını anlatıken ve öneminden bahsederken iş planının bir yol haritasını olduğunu ve bunun önemini vurgularım. Pekiştimek için de bir motosikletçi deyimini kullanırım; “Baktığın yere gidersin.”

Bu gerçekten doğrudur, motor sürerken motor sizi baktığınız yere yönlendirir. Bunun neden olduğuna dair bir iki yazı okumuştum ancak nedenini anlatacak kadar hatırladığımı söyleyemem ama bir motosiklet sürücüsü olarak doğru olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.

Aslında sadece motor sürerken değil, iş yaşamımızda da ve hatta genelde yaşamımızda baktığımız yere gidiyoruz.

Bugün tesadüfen elime iki örnek geçti.

Birinci örnekteki sürücünün gidişini kaskına taktığı kamera ile biz de görüyoruz, dikkat edin, “baktığı yere” gidiyor. Bu sürücü şanslı, zamanında durabildi.

İkinci sürücünün şansı birinci sürücü kadar yaver gitmedi maalesef.

Unutmayın, iş yaşamınızda aynı şeyler başınıza gelebilir.

kapandığını,

2013 Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre :

yok olduğunu biliyor muydunuz?

Kapanma sebepleri ise genelde;

Bu nedenleri önceden görebiliyorsanız yaşama şansınız çok yükselir, bu da ancak bir İŞ Planı ile mümkündür.

KÖTÜ PATRON YÖNETİCİ İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR

Bugünlerde Hürriyet İK bazı konular için ilham kaynağı olmaya başladı nedense. Bugün Serdar Devrimin güzel bir yazısı varKÖTÜ YÖNETİCİ PATRON İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR, güzel bir yazı ve büyük bir kısmına katılıyorum, katılıyorum ancak sanırım buradaki örnek biraz yetersiz kalmış.

Örnekteki patron – yönetici karşılaştırılmasına baktığımızda, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş sonucunu çıkartıyorum ben.

Aslında bu tencere – kapak ilişkisi çoğunluktadır çalışma yaşamında. Burada patron sadece “işveren” olarak tanımlamadığımı, her zaman ast – üst ilişkisinde de kullandığımı parantez içerisinde belirtmek isterim.

Evet, genelde birbirlerini bulurlar.

Genelde iyi ekipler kurmaya çalışanlar her zaman kendilerinden daha iyilerini bulmak peşindeyken bunu yapmayanlar, düşünmeyenler zaten ister istemez zora girer.

Serdar Devrim’in deyimleri ile devam edersek, bazı pislikler de, çete kurarken, insanların algısını lehte kullanabilmek için “iyi insanları” da kullanıyor. Daha da açarsak, “pislik” patron, esas gündemini saklamak, düzgün bir imaj verebilmek için “iyi yöneticiyi” de kullanıyor ve bunu zamanında fark edemeyen veya kandırılmış “iyi yönetici” bu tuzağa düşebiliyor.

Ve sonuç daha da vahim oluyor çünkü “KÖTÜ PATRON YÖNETİCİ İÇİN KÖTÜ REFERANSTIR” aslında.
Tabi yinelemek istiyorum, Devrimin örneği için geçerli değil bu, sadece başlığı için geçerli . 

Takım Çalışması

“BRIEF” VERMEK – 5N-1K / İŞİMİZİN ÖZÜ

İngilizce “brief” kelimesinin tam karşılığını ararken, “özetlemek”, “bilgi vermek”, “talimat vermek” olarak Türkçeye çevrildiğini fark ettim.

Düşünmeye başlayınca gördüm ki, aslında yöneticilik, patronluk yaşamının çok büyük bir kısmı “brief” vermekle, kalan kısmında büyük bir kısmı “brief” almakla geçiyor, ancak çoğumuz bunun ve öneminin farkında değiliz.

Satış yaparken, kişileri işe başlatırken, satın alırken, departmanlardan beklentilerimizi belirlerken, görev verirken, “İş Planı” hazırlarken yaptığımız iş aslında “brief” vermekten başka bir şey değil.

İşimiz konusunda en önemli “brief” vermemiz gereken kişi aslında yine kendimiziz, kafamızda işimizle ilgili her şeyi yazılı hale getirerek bir “İş Planı” hazırlamaz isek, her gün, her şey değişir, işimizin tarifi bile. Ancak bunu yaptıktan sonra birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarımıza onlardan ne beklediğimizin “brief”ini verebiliriz, ancak bunu yaptıktan sonra web sitemizi yaptıracağımız kişi veya kuruluşa “brief” verebiliriz.

İş Modelimiz, İş Planımız yoksa işi tarif etmek, kendimize bile tarif etmek zorlaşır ve bu tarifi yapamadığımız sürece istediklerimize ulaşmakta zorlanırız çünkü hedeflerimizi belirleyemeyiz, daha doğrusu neyi istediğimizi bilemeyiz.

Bazı şirketler reklam verelim kararı veriyorlar, ama reklamı neden vereceklerini bilmeden, pazarlama planı olmadan reklam vermek kuyuya para atmaktan farksızdır, paranız boşa gider. Öncelikle bu reklamın amacını belirlemeli, planlarınızla uyum içinde olmasını sağlamak zorundasınız, aksi halde ajansa “brief” verirken söyleyeceğiniz şeyler “aman şu ünlüyü kullanalım”, “yok model sarışın olsun”dan öteye geçemeyecektir ki bunun da yardan çok zararı vardır.

Şirketlerin web sayfalarına bakın, büyük bir kısmının nerede ise birbirinden kopya olduğunu, sadece renk resim değiştirildiğini göreceksiniz. Neden? Çünkü o sayfayı, herkeste var bizim de olsun mantığı ile hazırlattıkları için, ne için hazırlandığını değil sayfayı hazırlayanlar, kendilerine dahi anlatamadıkları için.

Bunların sağlıklı yapılabilmesi, iş modelimizi ve iş planımızı hazırlamaktan geçer.

Aslında işinizle ilgili, gazetecilerin düsturu olan 5N-1K ilkesini:

Ne?
Ne zaman?
Nerede?
Nasıl?
Neden?
Kim?

Kullanarak hızla iş modelinizi, iş planınızı hazırlamaya başlayabilirsiniz, her beklentinizi, tarifiniz anlatırken bu modeli kullandığınız zaman elinizde belirgin bir “brief” hazırlama kuralı olacaktır.

 

Next Page →