TOPLANTILAR ve YÖNETİMİ

YANLIŞ OLAN İŞ PLANINI NEDEN YAPIYORUZ?

Her iş planı, hatta her plan yapıldığı andan itibaren yanlıştır diyoruz. Peki neden iş planı yapmakta veya istemekte israr ediyoruz?

Her zaman yazdığım, söylediğim gibi öncelikle iş modeli hazır olan bir işin iş planının hazırlanması çok uzun ve karmaşık bir iş değildir. Uzun ve karmaşıksa da o zaman model zaten daha oturmamıştır.

Planında aslında yaptığımız tek şey işin gelişimindeki vizyonu kağıt üzerine dökmeye çalışarak nihai kararların verilmesi ve kendimiz dahil her paydaşın anlayabileceği bu gün ve yarın tanımlaması yapmaktır.

Yani şu anda bulunduğumuz noktadan, yarın varmak istediğimiz noktaya gidip gidemeyeceğimizi, veya nasıl gidebileceğimizi, bunun için neler gerektiğini görmektir.

Ayrıca, iş planının, işletmelerin büyümesini ve performansını  geliştirdiği, Brinckmann, J., Grichnik, D., ve Kapsa, D. nin 11,046 şirket ile yaptığı araştırmada anlaşılmıştır.

Başka bir araştırma ise (Burke, A., Fraser, S., & Greene, F. J.) iş planı yapan şirketlerin yapmayanlara göre %30 daha hızlı büyüdüğü gözlenmiştir.

Hızlı büyüyen şirketlerin %71’inin iş planı var (Upton, N., Teal, E. J., & Felan, J. T).

“İş Planı”’nın önemini ve yararını gösteren bir çok bilimsel çalışma var.

Aslında kavramlar konusunda mutabık kalmadığımız için ve belki de biraz işin kolayına kaçmak istediğimiz için İŞ MODELİ’nin önemini gözardı ediyormuş gibi görünse bile aslında kavramlarda uzlaştığımızda herkesin aynı şeyi söylediğini ve planlamanın önemini görüyoruz. (İŞ PLANIMI?–İŞ MODELİMİ? (1))

Daha işin başında olan girişimlerin planlarının, yol katetmiş, belli bir yaşa ve noktaya gelmiş şirketlere göre daha basit ve daha kısa planlar hazırlaması aslında doğal. Doğal, çünkü işin başında olanlar, çok hızlı bir biçimde ürünleri, müşterileri hakkında sürekli yeni şeyler öğrenerek sürekli strateji geliştirmek zorundalar ve iş planlarının da değişim hızının bu esnekliğe uyması gerekmekte.

Aslında İş Planı yapmak, sadece geleceği ve gideceğiniz yolu belirlemek değil, belirli hedefler koyarak işiniz, ürününüz ve müşterinizi daha iyi tanıdıkça gerekli değişikliklerin yapılmasını sağlamak için gerekli bir işlev.

İşi başında olanları yapması gereken 50-60 sayfalık iş planları değil, basitleştirilmiş hatta mümkünde 1 tek sayfaya sığabilecek iş planları.

YENİ İŞ KURALLARI

Son zamanlarda işimizin ve şirketlerin geleceği konularında oldukça sık ve çok yazıyorum. Ama aslında farkına vardığımız veya farkına varmadığımız bir şekilde bir çok iş kuralı değişti ve değişmekte hızla devan ediyor ancak bazılarımız bunun farkında bazılarımız ise henüz anlayamadı.

Bugün benim yaşlarımda olan bir arkadaşım ve onun oğlu ile konuşuyordu, arkadaşım cep telefonuna nasıl direndiğini ve sonunda oğlunun ısrarları ile aldığını anlattı ve bugün akıllı cep telefonu yanında olmadığı zamanlar paniğe girdiğini söyledi. Aslında bu arkadaşım bazı değişimlerin farkına varmasına rağmen bir çok şeyin henüz farkında değil veya anlamsız bir şekilde direniyor.

Dünyadaki bu tip değişimlerin çoğu batıdan bu tarafa doru esse de artık bu esinti çok hızlandı ve değişimin ülkemize yansıma süresi eskisine oranla çok hızlandı. ABD’de son yapılan araştırmalara göre bağımsız, kendi başına çalışanların sayısı 53 milyona ulaşarak çalışan nüfusun %34’ünü oluşturmuş ve bunların çoğu evde veya ortak kullanılan ofislerde çalışıyor.

Artık Türkiye’de ortak kullanılan ofis ilanları her geçen gün artmakta ve bunlar çeşitli bölgelere doğru hızla yayılmakta.

Guy Kawasaki’nin dediği gibi, artık “Nerede çalışıyorsun?” sorusu anlamsız ve hatta kaba bir soru haline geldi. “Şu sıralarda ne üzerinde çalışıyorsun?” daha mantıklı bir soru oldu.

Artık iş günün her saatinde, her yerde yaşamımıza girmiş durumda ve gittikçe derinleşerek kazınıyor yaşama.

Şu anda bazılarımızın (Türkiye’de birçoğumuzun) kurtulamadığı eski kurallar aslında fabrika ve yazıhane kurallarına göre, kalıcı iş sağlayan sabit işverenler tarafından, insanların kariyerini belirleyecek bir şekilde, eski düzen tarafından yazılmış kurallar.

Yeni düzen ise neredeyse başka bir gezegene ait; esnek, işimizin sürekliliği güven altında değil, ve işimiz belirli saatlerden, yerlerden ve işverenlerden bağımsız.

Yeni iş kuralları konusunda FASTCOMPANY’de Ross Perlin’in güzel bir yazısı var, ondan bazı alıntılarla yeni iş kurallarını aktaracağım.

Eski kural : Her sabah işe gidilir.

Yeni kural : İş veya çalışma, dünyanın herhangi bir yerinde, sizin bulunduğunuz yerde yapılır.

New York’da artık sabah işe gidiş, akşam iten dönüş saatlerindeki trafik yoğunluğu ve kargaşa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamış. Evde çalışma esnekliği ve ortak ofislerin kullanımın bundaki etkisi çok yüksek. Ortak çalışma alanlarının toplamda 20,000 üniteye vardığı tahmin ediliyor.

WordPRess’in sahibi olan şirket çalışanlarının 100%’ü ofis dışında çalışıyor.

Burada teknolojinin katkılarının yanısıra insanların rahat oldukları yerde çalışmayı tercih ettikleri gerçeği de var.

Eski kural : İş, 9 – 5 arasında yapılır.

Yeni kural : İş 7/24 yapılır.

Artık işverenler için işin ne zaman yapıldığı değil, zamanında ve istenen standartlarda yapılıp yapılmadığı önemli. İstediğiniz zaman istediğiniz yerde işinizi yapabilirsiniz, özel yaşam ile iç içe girmesi ise sizin sorununuz.

American Psychological Assosiztion’ın yaptığı araştırmalar göre :

ABD’lilerin neredeyse tamamı tatil günlerinde en az bir kez iş elektronik postalarını kontrol ediyorlar,

Yine neredeyse bunların tamamı hastalık izninde de, hafta içerisinde işten çıktıktan sonra da yapıyorlar.

%44’ü tatildeyken de bunu yapıyor,

Siz nasılsınız bu konuda?

Uykumuz bile artık elimizden alınıyor. Jonathan Crary’ın çalışmalarına göre bugün yetişkin bir ABD’linin günlük ortalama uykusu 6.5 saat, bir nesil önce bu 8 saati ve 20. yüzyılda ise 10 saat.

Siz ne kadar uyuyorsunuz?

Yine yapılan araştırmalar, insanların bir çoğunun gece en az bir kez elektronik posta kontrolu yapmak için uyandığını söylüyor.

Eski kural : Tam gün, sigortalı iş.

Yeni kural : İşten işe, projeden projeye geçiş.

Arık yap işini al maaşını dönemi bitti DEĞİŞİM bizi bambaşka yerlere sürükledi. Yakın bir zamanda bir çoğumuz kendi işimizi yapmak zorunda kalacağız. Kendi işini yapanlar ise projeden projeye atlamak zorunda yaşamak için.

Size daha ne kadar maaş verecekler?

Eski kural : İşve kişisel yaşam iki ayrı ve değişik hayattır.

Yeni kural : İş ve yaşam arasındaki ince çizgi artık neredeyse yok.

İş yaşamı ve kişisel yaşam eskiden beri sürekli konuşulan ama ancak aslında pek de var olmayan kavramlardır. Artık ikisi de iç içe geçmiş, birbirine karışmış durumda. O derece ki sosyal medya paylaşımlarınız ve hatta arkadaşlıklarınız bile iş çerçevesine uymaya başladı.

Sizin durumunuz ne?

Eski kural : Ailenizi ve kendinizi geçindirmek üzere para kazanmak için yapılır.

Yeni kural : Bir işten zevk alındığı, bir anlamı olduğu için çalışılır, yaptığınız işi sevmelisiniz.

Artık “iş arıyorum” demek yeterli değil diyor Miya Tokemitsu, kendi markanızı geliştirmek için bazı nedenler, sebepler olmalı ve coşkuyu doğurmalı. Bizi buna inandırmaya çalışıyorlar.

Siz işiniz ne kadar seviyorsunuz? :)

İŞ PLANI & İŞ PROGRAMI

Sanırım Türkçede “iş” kelimesinin anlamına bağlı olsa gerek, iş planı” ve “iş programı” kavramları sürekli karıştırılmakta ve birçok yönetici, patron “iş programı” tabirini kullanarak çalışanların da kafasını karıştırmakta.

Geçenlerde arayıp yardım isteyen bir okuyucum, büyük bir şirkete iş başvurusunda bulunmuş ve üçüncü görüşmeden sonra karar aşaması için İK departmanı, patronun (veya üst düzey yöneticinin) okuyucumun aday olduğu görev ile ilgili olarak bir “iş planı” sunumu yapmasını istediğini bildirmiş. Burada kafası karışan okuyucum konuyu açarak anlamaya çalışırken İK’nın da aslında bu farkı bilmediğini görmüş.

İK’ların birçoğunda maalesef bu tip işletmecilik cehaleti var ve ben anlamam, ben İK’cıyım mantığına sürekli rastlıyorum ama bu yazının konusu değil.

Zaten bu yazının konusu olan iş planını kısa bir tanımla geçeceğim.

İş Planı, bir şirketin geçmişini, gelecek için vizyonunuzu ve bu vizyondaki hedeflerine varmak için uygulayacağı planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır.

Peki “iş programı” nedir ?

Bir işin, faaliyetin, optimum süre ve ve maliyette nasıl yapılacağını planlamak için, o işin, faaliyetin birbirinden bağımsız en küçük parçalarına bölünmesi ve ardından da birbiri ile bağımlı ve bağımsız olan küçük faaliyetlerin sıralandırılarak o işin faaliyetin nasıl yapılacağının planlanmasıdır.

Sürekli olarak rutin bir şekilde yapılmayan her işin bir proje olduğunu düşünürsek, aslında bu “proje yönetimi”dir. Her ne kadar ağırlıklı olarak inşaat yönetimi ile karıştırılsa da, proje yönetimi prensipleri her türlü projede uygulanabilir ve en basit şekliyle CPM ve GANT yöntyemleri kullanılabilir.

Sonuç olarak bu kavramları karıştırarak çalışanların da kafasını karıştırmamakta yarar var.

İŞİMİZ ve ROBOTLAR

kuraAynı konu ile ilgili geçenlerde, ağırlıklı olarak beyaz yakalıların işlerinin robotlara doğru kayışı ile ilgili bir yazı yazmıştım.

Yeni okuduğum bazı yazılar, mavi yakalıların işlerini robotlara kaptırışı
ile ilgili.

Servis sektörü hızla otomasyona gidiyor. Bunun en büyük
örneklerinden biri aslında ATM’ler. 1980 li yıllarda (bu evre Türkiye’de
yaşanmadan geçti), ABD’de tüm ATM’ lerde insanlar istihdam edilirdi.
1990’larda nerdeyse dünyadaki tüm ATM’ler makineleşti robotlaştı.

Hızlı servis veren (fast food) restoranlar dünyanın en düşük ücretleri
ödeyen, aynı zamanda da en büyük insan sayılarını istihdam eden
kuruluşlar ama acaba bu daha ne kadar devam edebilecek?

Momentum Machines Inc. gurme kalitesinde hamburger yapan tam
otomatik robotlar geliştirmeye başlamış. Fast food restoran çalışanı
daha önce hazırlanmış olan hamburgeri ocağa atarken bu robot, taze
kıymadan hamburgeri istenen şekilde hazırlıyor, ızgaraya koyuyor, en
iyi şekilde pişmesini sağlıyor, hamburgeri ekmeğin içerisinde
yerleştirirken sipariş aşamasında istenen domates, soğan vs. yi de
yerleştirerek servis ediyor. Üstüne üstlük saatte 360 hamburger
hazırlayabiliyor.

Yapılan hesaplara göre bu robot bir yıldan kısa bir süre içerisinde
kendisini geri ödüyor, mutfakta kullanılan yeri minimize ettiği için satış
alanlarının genişlemesine de destek vererek restorana katkısını
yükseltiyor.

Japon sushi zinciri Kura başarılı bir şekilde fast food sektöründe robot kullanımına öncülük ederek 262 restoranının tamamında robot kullanımına başlamıştır. Bu sektörde ürünün tazeliği en önemli kriterlerden biri olduğu için bunun takibini yapan otomasyon sistemiz süresi dolan ürünü servis alanından hızla kaldırabilmektedir. Masalarındaki ekranlardan siparişlerini veren müşterilere siparişleri otomatik taşıyıcılarla gelmekte, yemeğini bitiren müşteriler tepsiyi masa yanındaki girintiye koymakta, bütün bulaşıklar robotlar tarafından toplanıp yıkandıktan sonra tekrar mutfağa yönlendirilmektedir.

Artık her restoranda ekip bulundurmak zorunda kalmayan şirket yönetimi de merkezileştirerek çalışan yönetici sayısından oldukça tasarruf etmeye başlamıştır.

Tüm bunların sonucu sushi fiyatın 100 yene (yaklaşık 2.5 TL) ye indirebilen şirket rakipleri üzerinde büyük bir baskı sağlamıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ancak unutulmaması gereken en önemli şey, Momentum Machines yöneticilerinden Martin Ford’un söyledikleri:

“Yaptığımız araçların amacı çalışanların verimliliğini artırmak değil. Onlardan tamamen kurtulmak.”

Peki biz buna hazırmıyız?

ZAPPOS VE HOLACRACY

“HOLACRACY”, otoritenin dağıtıldığı, örgütlerdeki geleneksel yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarı yaklaşımı yerine herkesin rolleri doğrultusunda hem lider hem de takipçi olduğu yeni ve modern bir yönetim sistemi.

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.” demiştim geçenlerdeki “HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY” yazımda.

Holacracy’i dünyada ilk ve en sadık uygulayıcılarından biri ZAPPOS.

Bu radikal örgütsel değişim doğrultusunda ZAPPOS’un CEO’su Tony Hsieh çalışanlara geçenlerde nazik ve kibar bir duyuruda bulunarak “öz yönetimin” ve “öz örgütlenmenin” herkese göre olmadığını ve arzu edenlerin 3+3 aylık maaş ve tazminatlarını alarak ayrılmakta özgür olduklarını bildirmiş ve sonuç olarak 1,503 ZAPPOS çalışanından 210’u, yani çalışanların %14’ü şirketten ayrılmayı tercih etmiş. (FASTCOMPANY)

Holacratic (bu kelimeyi ben uydurdum galiba, holacracy ile çalışan örgüt anlamında) bir ortamda çalışmak bazı alışkanlıkları yıkmayı gerektiriyor doğal olarak. Yıkmak istediğimiz, emir almak, sorumluluktan kaçmak gibi sistemin üzerimize onlarca yıldır yıktığı vazgeçilmesi zor, hayatı kolaylaştırıcı olduğuna inanılan ve biraz da eski nesil alışkanlıklar. Holacratic bir ortamda çalışma özgüven, bilgi, hedefe varma içgüdü, paylaşma, güven, takım oyunu gibi bir çok kavramı içermekte. Bakalım ZAPPOS nereye gidecek.

GİRİŞİMCİLİK DERSİ–yyü – VAN

14 Şubat’da, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde, Hüseyin Şıvgın’ın “”İş Planı” sunumuna 2 dakika bile olsa, aşağıdaki video ile katıldım. Teknik olanakları çözebilseydik derse skype üzerinden real time, online katılacaktım.

Beni ders davet eden Hüseyin Şıvgın’a, derse katılmama izin veren Sayın Doç.Dr.Abdullah OĞRAK’a teşekkür ederim.

ŞİRKETLERİN YAŞAM SÜRESİ

tracksSürekli değişimin hızından, teknolojik değişimin logaritmik yapısının hem iş hem de özel yaşamımızı nasıl etkilediğinden, buna bağlı olarak da şirketlerin yaşamlarının nasıl kısaldığından bahseder dururum.

Şirketlerin kısalan yaşamları, toplumum tüm çalışan kesimlerinin iş yaşamını da doğrudan ilgilendiriyor ve değiştiriyor.

Bugün konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek okudum. Amazon’un artık sattığı ürünleri insansız uçan araçlarla göndermeye çalıştığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu teslimatlarda kullanılacak olan sistemin test edilmesi için gerekli izinleri almak amacıyla Amazon, Federal Havacılık Kuruluşuna başvurmuş, bürokratik nedenlerle bu izinin alınması altı ay kadar sürmüş ve geçenlerde izin belgesi ellerine ulaşmış.

Ulaşmış, ancak izin başvurusunda belirtilen insansız hava aracı bu süreç içerisinde artık demode olduğundan kullanımdan kalkmış…

(Kaynak : Amazon Wins Approval to Test Delivery Drones in US)

Evet, çağımız arık hız çağı, eskiden kullandığımız zaman kavramına ilişkin bir çok şey artık geçerli değil.

Ancak yaşamımızı da hızla değiştiriyor, değişimin önüne geçemez isek de yok oluyoruz. Şirketlerin yaşamları da bu yüzden kısalıyor.

1930 lardan bu yana bir şirketin beklenen yaşamı yarı yarıya düşmüştür.

Prof. Rolf Strom Olsen

1955 yılında Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerden sadece 61 tanesi (%12.2si) 2014 yılı listesinde vardı.

Mark J.Perry
American Enterprise Institute

1955 yılındaki listede bulunan şirketlerin ortalama yaşı 58 iken, 2011 listesinde bulunan şirketlerin ortalama yaşı 13’ e inmiştir.

Fortune 500 Extinction

Tabi bu arada hala yüzyıllardır yaşayan çok aza sayıda şirketler var, Businessweek’de yayınlanan güzel bir yazı var bu konuda. Yazı, uzun yaşayan şirketlerin ortak özelliklerini araştırmış ve incelemiş. Bu ortak özellikler şöyle sıralanıyor:

  1. Uzun ömürlü şirketler çevreye duyarlı,
  2. Uzun ömürlü şirketler kişilik sahibi ve bu kişiliğe bağlı,
  3. Uzun ömürlü şirketler esnek,
  4. Uzun ömürlü şirketler para harcarken çok tutucu.

Değişimin içerisinde yaşarken değişmek yetmiyor, değişime yön vermek gerekiyor.

İŞ PLANIMI?–İŞ MODELİMİ? (1)

planİş planı bitti, iş planına gerek yok artık diyen birçok yaklaşım var ancak yıllar içerisinde birçok girişimin içinde ve başında olarak veya birçok girişim projesine aday yatırımcı olarak baktığımda gördüğüm şey beni sürekli İş Planı’na doğru sürüklemekle birlikte tabi ki İş Model’inin de önemi konusunda hiçbir şüphem yok.

İş Modeli tartışmalarını başlatan iki anahtar olay vardır:

Alexander Ostarwalder’in 2010 yılında yazdığı “İş Modeli Üretimi (Business Model Generation)” ve Eric Ries’in 2011 yılında yazdığı “Yalın Yeni Girişim (The Lean Startup)” kitapları.

Ayrıca 2012 yılında Steve Blank ve Bob Dorf’un yazdığı “ Girişimcinin El Kitabı (The Startup Owner’s Manual)” adlı kitabı ile de yalın girişim ve İş Modeli kullanımı konularına ağırlık vermiştir.

Aslında 2007 de yazmaya başladığım ve çalışma yaşamım nedeni ile sürekli kesintilere uğrayan “Girişimciler İçin Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama” adlı kitabı 2009 yılında bitirmiş olmama rağmen yayıncı arayışı, yayıncının hazırlık aşaması vs. derken gerek İş Modeli gerekse Yalın Girişim kitabımda maalesef yer alamadı. Yer alamadı, çünkü bu kavramlar henüz neredeyse ortada yoktu.

Aslında kitabın başlığı içerisinde KOBİ’lerin de belirtilmesini istememe ve düşünmeme rağmen yayıncı bu ismi daha uygun buldu.

Bunu istememin nedeni gerek girişim gerekse yaşayan bir işin İş Plansız sağlıklı bir şekilde yürümesine olanak olmayacağı konusundaki kesin inancımdır ki bu inanç bence 35 yıllık profesyonel yaşamımda kanıtlanmıştır.

2011 den bu yana birçok görüşü değerlendirdim, birçok görüş sahibi ile tartıştım. Sonuçta her zaman söylediğim gibi önce kavramların birbirine karıştığını, sonra da bazı yazarların isim yapmak veya parlamak adına sivri çıkışlar yaptığı sonucuna vardım.

Aslında benim vardığım sonuç, her iki kavram da aynı, ikisinin amacı da kurduğumuz veya kuracağımız işi hem kendimize, hem başkalarına tanımlayabilmek, anlatabilmek için kullanılan, işin varmasını istediğimiz noktaya gidebilmesi için gereken yol ayırımlarını belirleyen stratejik bir araç ve doküman .

İş Modelinin, İş Planından farklı olarak, en önemli özelliklerinden biri de bir sayfa üzerinde ve görsel olarak hazırlanmasıdır. Ostarwalder’in buradaki görsel ve tek sayfada sunumu, işin hızlı anlaşılabilmesi açısından çok önemlidir. İş Planı, tek sayfaya dökülebilen ve görselliği ön planda tutmayan bir yapıda olduğu için hazırlanması ve okunması açısından daha fazla zamana ihtiyaç göstermektedir.

Her ikisini karşılaştırırken İş Modeline ağırlık verenler temel olarak İş Planının hazırlanması için gerekli sürecin uzun olması, bu uzun sürecin ise zaman kaybına, hatta çevre değişikliklerine bağlı olarak geride kalmaya neden olacağına bağlanmaktadır. Benim buna yanıtım ise her zaman .” Benim tecrübelerim sonucu önerim, eğer bir İş Planı için gerekli bilgileri (işin yapısına bağlı olarak) 2-6 hafta arasında toparlayamıyorsanız ve bu süreden sonra İş Planı’nı hazırlamanız 2-4 haftayı aşıyor ise muhtemelen yanlış bir iş düşlüyorsunuz demektir.” (kitaptan alıntı)

Burada iki önemli nokta var,

HAKİM KIZDI DİYE AĞLAMIYORUM…..

boss1İki sene evvel… Adliye yolunda aklıma fakültedeki ilk ders geliyor. Çekine çekine, süklüm püklüm ders salonuna giren ben, ders saati sona erdiğinde yeleleri kabaran bir aslan gibi salondan çıkmıştım. Artık şöyle düşünüyordum: “Ben ayrıcalıklıyım. Ben hukukçuyum. Hepiniz benim hukuksal bilgilerime muhtaçsınız. Küçük dağları önce fakültedeki hocam, sonra da ben yarattım, tamam mı? Ben, ben, ben var ya ben…” Aklınızdan geçeni tahmin edebiliyorum: “Haspama bak, sevsinler…” Valla sevsinler…”

Diye başlıyor Av. Pelin Pınar Kaya’nın yazısı ve daha ileride kim olduğuna karar verirken sistemin nasıl burnunu sürttüğünü ve hangi yollardan geçtiğini anlatıyor.

Bazıları, çıkarları örtüşmediği ve kişisel çıkarları her şeyin önünde olduğu için bunu anlayamıyor, bazıları Dunning-Kruger etkisi ile cehaletinden anlayamıyor, bazıları ise hakikaten küçük dağları yaratanlardan olduğunu sanıyor. Başka bir grup ise, yine kişilik yetmezliği sonucu  en-el hak demenin masturbasyonunu yaşayabilmek için.

Tabi ki bu sadece hukukçular için geçerli değil, doktorlar, askerler, mühendisler, maalesef öğretmenler, devlet memurları ve müdürlerle genel müdürleri de kapsıyor. Apartmanınızdaki avukat, köşedeki emekli general, alt sokaktaki öğretmen, yokuşun başındaki imam, sizin kapıcı, bizim bakkal. Sadece meslekle kısıtlı değil tabi ki, anne, baba da var bunların içerisinde, politikacıların neredeyse tamamı dahil bunlara. Kimimiz farkına vararak veya varmayarak, kimimiz ise sürekli, kendimizi “fasulye gibi nimetten” sayıyoruz.

Bu yapı, doğal olarak istenmeyen, sevilmeyen ve insanların kaçtığı bir yapı. Belki elli yıl önce yokluktan işe yarıyordu ama yeni nesiller artık bunlara papuç bırakmıyor.

Yeni nesil, artık değişen dünyaya sizden daha değişik baktığı için, yaşam ve iş kelimelerinin anlamlarının onun için değişik olması nedeni ile, artan seçenek şanslarının sunduğu olanaklarla, bu gibi insanlardan uzaklaşmayı tercih ediyor.

Çevrenizde sizden yeteneksizler kalıyor ki bu da sizin değil ilerlemeniz, gerilemeniz için en büyük neden.

İyi bir patron, iyi bir yönetici hatta iyi bir insan olabilmek için bilmediklerinizin, bildiğinizi sandığınız şeylerden ne kadar çok olduğunu anlamaya ve görmeye çalışın.

Next Page →

Follow on Feedly