BU BİR KENDİMLE GURU DUYMA VE KENDİMİ ÖVME YAZISIDIR

cityGeçenlerde bir milletvekilinin (gerçi kendisi örnek alınacak bir kişilik değil ama) lafı vardı, kendi bulunduğu yerde başkalarının anons edilip kendisinin anons edilmesine çok kızmış ve etrafındakileri haşlarken “Nefis bu anons edilmek isteniyor,alkışlanmak istiyor ” demiş. Ben de geçenlerde bir tanıdığım ile yaptığım bir konuşmada bazı şeyleri hatırlayarak kendimle gurur duydum ve sizlerle paylaşarak “nefsimi körelteyim” dedim. Smile

Uzun yıllar ve değişik ülkelerde süren yöneticilik yaşamımda bir çok “ilk” i yapma, yapabilme şansım oldu ve bunları yaptıktan sonra düşündükçe kendimi çok şanslı buldum her zaman.

Bu hafta Arnavutluk’tan bir ziyaretçim vardı, sevgili Altin, Arnavutluk’ta Little Big ve Flo’nun temsilcisi, bir çok mağazası olan başarılı bir perakendeci arkadaşım. Buluştuk, çay, kahve içtik ve konuşmalar arasında Altin’in hem yakın çalışma arkadaşı hem de sevgili eşinin söylediği bir şey beni hem keyiflendirdi hem de gururlandırdı.

Arnavutluk çalıştığım süre profesyonellik yaşamımın en keyifsiz, verimsiz ve sıkıcı dönemlerinden biri oldu. “Cumartesi Sabahı Tiran Trafiğinde” başlıklı yazım Arnavutluk iş ve iş ilişkilerini anlatan bir yazıdır, “YÖNETİCİYİ ÖLDÜRMENİN 9 YOLU” başlıklı yazı ise oradaki işvereni anlatır. Bu yazıları okursanız o dönemin benim için neden en keyifsiz, verimsiz ve sıkıcı dönemlerinden biri olduğunu anlarsınız.

Buna karşılık gerek sosyal yaşamımda gerekese müşteri ilişkilerinde çok keyifli, değerli arkadaşlar dostlar kazandım ki Altin ve sevgili eşi bunlardan biridir.

2009 yılın Aralık ortasında açmıştık Tirandaki AVM’yi. Noel ve yılbaşı hazırlıkları yapıyoruz ve herkes 1 Ocakta AVM’nin kapalı olacağını varsayıyor, ben sürekli kiracılara açık olacağımızı söylüyorum. Onlarsa, “hayır kapatalım”, “hiç iş olmaz”, “Arnavutluk’ta yeni yılın ilk günü aile ziyareti yapılır, kimse bir yere girmez” havasında. Aynı tartışmaları daha önce başka ülkelerde, özellikle Bükreş’in ilk AVM’sini açtığım zamanda da yaşadığım için ben bastırıyor ve itirazları kulak arkası ediyorum.

Bu arada jurnalci kullanmayı çok seven işveren doğal olarak bu tartışmaları yakından takibediyor ve nihayet benle konuşmaya karar verdi. O da herkes gibi ve aynı gerekçelerle açmamam gerektiğini söylüyor, ben se açmam gerektiğini, en kalabalık günlerden birini yaşayacağımızı, insanların her yer kapalı olduğu için hiçbir yere gitmediklerini iddia ediyor ve açmak için direniyorum.

Bu tartışmalar günler sürdü ve iyice yıpratıcı bir hale geldi başka bir iş yapamaz oldum ancak direndim ve AVM’yi 1 Ocak günü açtım. O gün, ben işten ayrılana kadar yaşanan en kalabalık gün oldu, etkisi daha sonra da devam etti.

Nereden açıldıysa, Alin’in sevgili eşiyle o günleri konuşuyorduk ve bana, “Tufan Bey o gün en kalabalık gündü artık hep açılıyor ve en kalabalık günlerden biri oluyor” dedi. O zaman farkettim, Arnavutluk da da bir ilki yapmıştım ve ufak da olsa Arnavutluk perakendecilik tarihin bir köşesinde kimsenin hatırlayıp bilemeyeceği bir imzam var.

Aynı şekilde Türkiye, Azerbaycan, Romanya ve Montenegro’da da yaptığım bazı ilklerin olduğunu düşünmek hem keyif verdi hem de gururlandırdı beni.

TEKRAR – TEKRAR THY :)

@TK_HelpDesk Bugün, 22 Mayıs 2009 tarihinde yazdığım yazıya twitter üzerinden yanıt verdi. Bugün 27 Ocak 2015. Uçuşlardaki gecikmeyi anladınız mı şimdi?

thy

HEMEN İŞ PLANI HAZIRLAMAK İÇİN 4 NEDEN

93HHer zaman söylediğim şeydir, Türkiye’de yeni kurulan işletmelerin %24’ünün iki yıl içerisinde, %51’inin dört yıl içerisinde ve %63’ünün altı yıl içerisinde yok oluyor. ABD’de ilk faaliyet yılı içerisinde yok olan şirketlerin %65’inin bir iş planı yok.

Geçenlerde okuduğum bir çalışmaya göre yazılı bir iş planı olan şirketlerin, yazılı bir iş planı olmayan şirketlere göre satışlarındaki artış %50, karlılıklarındaki artış ise %12 dolaylarında imiş.

İyi bir iş planı hazırlandığında büyüme fırsatları gözle görülebilir bir şekilde ortaya çıkacağından yol haritanız daha da detaylanmış olacaktır, fırsatları önceden görerek belirleme şansınız artacaktır.

Aynı zamanda, gerektiğinde dış kaynak bulmanızı çok daha kolaylaştıracak bir araç sürekli olarak elinizin altında olacaktır.

Daha yılın başında olduğumuza göre eğer hala bir iş planınız yoksa hemen hazırlamakta, varsa hemen güncellemekte işiniz geleceği için büyük yarar sağlayacaktır.

Bugüne kadar iş sahiplerine, “Neden İŞ PLANI yapmadıklarını” sorduğumda aldığım yanıtlar genelde aşağıdaki başlıklarda toplanıyor:

İş Planı’na, işe ilk başladığım veya finansman ihtiyacım olduğunda gerek var:  En büyük yanılgılardan bir bu konu, çoğu iş sahibi iş Planı’nı bir işe başlama veya girişim döneminde kullanılan bir araç zannediyor. Halbuki, iş planı işin her aşamasında, işimizin el kitabı, yol haritası olarak elimizin altında olması gereken, sürekli güncellenmesi şart olan bir araç.

Unutmayın, varmak istediğiniz noktayı bilmiyorsanız izleyeceğinizin yolun da önemi yoktur.

İş planı hedeflerinizi belirleyen, ve o hedeflere varmak için izlenmesi gereken yolu gösteren stratejik bir dokümandır.

İş Planı yazmama gerek yok, her şey zaten kafamda: Yazılı hale getirilen bir iş planı işin sistematik bir yapıya dönüşmesinin ilk adımıdır. Kafanızdan çıkıp yazılı hale gelen plan, işin sizsiz olarak kendi kendisine yürümesinin başlangıcı olacağından sizin başka fırsatları gözlemlemenize olanak sağlayacak, işin günlük taraflarından ziyade stratejisi ile ilgilenmenizi sağlayacağından getirisi daha fazla olacaktır.

İşim o kadar çok ki, iş planı yapmaya vaktim yok: İşiniz aslında muhtemelen iş planınız olmadığı için çok ve bir sistem kuramamışsınız demektir bu. Aslında bu duruma gelmeden iş planı hazırlanmış olması gerekirdi ve daha fazla gecikmeden hemen iş planı hazırlamaya başlanmalı. Bir sistem, bir model geliştirmeli ki işi büyümeye devam edebilsin.

İş planı yazmanın anlamı yok çünkü işim sürekli değişiklik gösteriyor: Aslında sürekli gelişen işiniz değil, çevresel faktörler, değişen çevre işinizin değişmesini gerektiriyor. Ancak unutulmaması gereken nokta, “siz müşteriden önce değişmezseniz” yok olursunuz. İyi bir plan, veya planlama alışkanlığı sürekli ileriye baktığından bu değişimleri zamanında görerek doğru yolda kalmanızı sağlayacaktır. Ve yine unutmayın, her plan yapıldığı andan itibaren yanlıştır, onun için sürekli olarak güncellenmelidir.

Evet, hemen oturup iş planı hazırlamaya başlamanın tam vakti.

HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY

hiyerarşiDeğişim içerisinde yeniden şekillenmekte olan işletmeler bir çok şeyi değiştirmek zorunda artık, hem de klasik olarak yerleşmiş olan bir çok şeyi.

Her zaman söylediğim gibi, benim gibi danışmanları, şirket organizasyonu yapmak için kullanmaya çalışan bir çok yönetici ve patron, artık bizleri disorganization – dağınıklık yani düzeni bozmak için çağıracak.

Sanırım bunların içerisinde de en hızlı değişecek olanlar merkeziyetçilikten ademi merkeziyetçiliğe (her birimin kendisinin merkez olması) ve hiyerarşiden HOLACRACY’e geçiş olacak.

Aslında her ikisi de hiyerarşi il ilgili. Işıklar içinde yatsın sevgili Ulaş Bıçakçı bundan 15 yıl önce “hiyerarşi hıyararşidir” dediği zaman hiyerarşik yapılardaki bir çok hıyarın ne kadar alınıp kızdığını hatırladım bu yazıyı yazarken.

Eski General Electric CEO’larından Jack Welch’in yaklaşımı da çok benzer U.Bıçakçı’ya. J.Welch, “Hiyerarşi herkesin yüzünü CEO’ya,poposunu da müşteriye döndüğü yerdir.” diye tanımlar.

Örgütlenmedeki yapılara baktığınız zaman da aşağıdaki resmi görürsünüz. Hiyerarşinin tepesindekiler aşağı baktıklarında sadece pislik görürler, aşağıdakiler yukarı baktıklarında ise sadece ve sadece kocaman popolar.

hiyerarşi

Ve maalesef en çok pislik de, bu hiyerarşinin en tepesinde olan veya olması gereken müşteriye gider.

Geleceğin yönetiminde hiyerarşinin yeri olamayacak çünkü artık insanlar özellikle de,30 yaşın altındakiler yönetilmek, veya güdülmek istemiyor, birlikte çalışmak istiyor”, Karl Moore’ın dediği gibi.

Aslında bu sadece işletme yönetimi kavramını değil tüm yönetim kavramlarını değiştirecek zaman içerisinde.

Yönetim kelimesinin İngilizcesi “management” dır. Bu kelimenin aslı da, Türkçede “manej” olan,  İtalyanca “manegio” ve Fransızca “menége” köklerinden gelir ve at eğitimi, bu eğitimin yapıldığı yerdir. (TDK)

Yani elinde kamçı ve ip olan insanların olduğu yer.

Geçen gün değerli dostum Prof.Dr. Veysel Batmaz’la sohbet ederken siyaset kelimesinin de seyis kelimesinden geldiğini öğrendim, Yani yine kamçılı ve ipli insanlar.

Ama artık günümüz insanı (her yerde aynı hızda gitmese de) elinde kırbaç ve ip olan lider veya yöneticiler değil, birlikte yaratıp, birlikte çalışıp, birlikte yürüyecek yapıları tercih ediyorlar.

Sonuç olarak da yönetimden konuşurken hiyerarşi, yerine holacracy’yi kullanır olacağız.

Holacracy, 2007 de Brian Robertson tarafından örgütsel sistemlere getirilen bir uygulamadır. Yunanca holon, kelimesinden gelir ki bu da “holos” yani “bütün kelimesinin karşıtıdır. Otonom ve kendine yeterli ancak parçası olduğu bütüne de bağımlı demektir.

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.

Bunları anlayabilmek ve uygulayabilmek için ise örgütsel yapının yalın ve çok çevik olması gerekecektir, ve bunlar yapıyı daha yalın ve çevik hale getirecektir.

HASTA KRALDIR, ÇÜNKÜ BENİM MÜŞTERİMDİR

hospital5Sağlık sektöründe HASTA = MÜŞTERİ denklemini anlamayan kuruluşların batacağını söylemek henüz zor, ancak kardan zarar ettikleri muhakkak. Defalarca yazdım bu konuda ve bu sefer de büyük sayılabilecek MEDICAL PARK’ta yaşadım sorunları.

Göztepe MEDICALPARK’ın yöneticisi kim bilmiyorum ancak doktor olduğunu sanıyorum.

Ne var bunda diyeceksiniz? Bir çok doktor çeşitli sanat dallarında, başka mesleklerde de başarılı oluyor, ayrıca hastane yönetiminde de doktor olması normal.

Hayır, eğer o doktor iyi bir doktor olabilir ama iyi bir yönetici olması şart değil.

Bu kanıya nasıl vardığıma gelince, hastanenin servis katlarında her şey mükemmel, doktorlar, hemşireler güler yüzlü, ilgili, sorunların çözümü için herkes elbirliği ile çalışıyor. Yani nihai hizmet mükemmel. Ancak bunun dışında her şey tam bir rezalet. Bu da bana yönetimin doktor olduğu izlenimini uyandırıyor.

Bir

Evet fazla uzatmadan olanları anlatayım. Hafta sonu karımın ufak bir operasyonu için Cumartesi sabahı geldik MEDICALPARK’a. Arabayı karımın kardeşi kullanıyordu ve kendisi buraya sık sık geldiği için park bekçisi onu hemen tanıdı ve kapının girişindeki “engelli” park yerine yönlendirdi. Azerbeycan’da kuruluşunu yaptığım yapı marketin arka çıkışından çıkan tüm arabaların, çalışanlar ve patron dahil bagaj kontrolu yapılması talimatını veren, ve genel müdür olduğum için benim arabamı aramadan çıkartan görevliyi kovan bir kişi olarak bu beni çok rahatsız etti.

Bırakın engelli park yerlerinin engelsizler tarafından kullanılmasını, hastanede çalışan en yüksek kişi bile arabasını park yerindeki en uzak köşelere park etmelidir. Çünkü parkın en iyi yerleri krala, yani müşteriye aittir, hele ki gelen müşterinin büyük bir kısmının sağlık sorunu varsa.

İki

Girer girmez sanırım adı Hasta Yatış ve Çıkış olan departmana yönlendirildik. İçerde suratsız bir kızcağız yüzümüze bakıp günaydın, geçmiş olsun dahi demeden (bırakın gülümsemeyi) “adınız?” diye isim sordu. Masasında bir tane dosya var ve en üstünde de karımın nüfus kağıdı fotokopisi duruyor, dosya onların, bizim tarafımızdan verilmedi.

Yine suratımıza bakmadan “nüfus kağıdı” komutu verdi ve olacak iş değil ama unutulmuş. Çıkmadan önce muhakkak fotokopisini getirin talimatını verince dosyadaki fotokopiyi göstererek, bundan alsanıza dedim ve ancak o zaman fark etti durumu.

Yine suratsız bir görevli tarafından odaya götürüldük.

Hasta Yatış veya her neyse adı, aslında bizim anladığımız anlamda “MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ” ama kimse bunun farkında değil. Arık ortaya memnuniyetsiz bir müşteri yaratıp çıkardıktan sonra ona her şey batacaktır, ve her şeye benim yaptığım gibi eleştirel bir gözle bakacaktır.

Kullanın buradaki fırsatı, biraz eğitim, biraz gözlemlemeyle bu girişi huzurlu ve mutlu bir müşteri yaratmaya çalışın. Ama bunu görebilmek ancak yönetici gözü ile olur.

Üç

Daha önce de söylediğim gibi katlarda her şey mükemmel, yemek ve temizlik dahil. Taşerona verildiği belli olan temizlik ve yemek servisi de çok güzel. Tek bir sorun var, neredeyse hepsi çok kötü ter kokuyor. Bu onların kabahati değil, ama sorun bunu farkedemeyen taşeron ve hastane yöneticilerinde. En basit mağaza bile satış elemanlarını bu konularda eğitir.

Dört

Girişte bir kafeterya var, çok şık bir kafeden farkı olmadığı gibi güzel bir de menüsü var. Listede denediğimiz krep ve çorba çok lezzetli idi. Ancak bankoların düzeni ve bankolardaki teşhir lise kantininden farksız. Bu o kadar göze batıyor ki, adım atarken düşünüyorsunuz. Müşteriye bu etkiyi vermeyi hakketmiyor yemekleri. Bunun da muhakkak gözlemlenmiş olması gerekirdi.

Beş

Yine giriş kısmında iç alanda kafenin karşısına üç tane reklam panosu konmuş ve kocaman başlı vida ile tutturulmuş. Ne yeri, ne de tutturuluş şekli uygun. Üstüne üstlük panolarda kullanılan sloganlar sanki tabelacı ağızından çıkmış.

Altı

Bina sanırım 10 katlı ve bu on kata hizmet veren 10-12 asansör var. Ancak senkronizasyon sorunları olduğu aşikar asansörlerin önünde beklemek ve katlara çıkmak epey zaman alıyor. Bu tip sorunlar servis tarafından kolaylıkla çözülebilir, ancak birisinin bunu görmesi ve servisi çağırıp yaptırması gerek.

Yedi

Pazar günü doktorumuz 8:30 da geldi, taburcu ettiğini ve bu bilgiyi de yetkililere verdiğini söyledi. Saat 11 e kadar bir ses çıkmayınca kat görevlisine gidip sordum, sekretere haber verileceğini ve beklememi söylediler. Yarım saat sonra tekrar gittiğimde aşağıya Hasta Çıkışa gitmem söylendi ve 10 dakika sonra çıkabilir hale geldik. Ama eğer ben peşinde koşmasaydım muhtemelen 2-3 saat daha beklerdim.

Ciddi ameliyatlar geçirmiş birisi olarak doktorundan çıkabilirsin lafını duyduktan sonra o yatağın, odanın içerisinde geçen her dakikanın insana ne kadar battığını bilirim. Erken çıkabilseydik, MÜŞTERİ olarak memnun ayrılırdık, ama ilk karşılaşma olan girişteki, ve son karşılaşma olan çıkıştaki kötü deneyimler kattaki hizmet ve servis kalitesini hızla unutturuyor.

Ayrıca çıkışımız zamanında sağlanabilseydi fazladan kullandığımız üç saatlik elektrik, su, havalandırma, taşeron maliyetleri de olmazdı.

Koridorlarda diğer hasta yakınlarından dinlediğim şikayetleri yazmak gereği bile görmedim.

Aslında bunları böyle uzun uzun yazmamın sebebi işyerlerinin, iş sahiplerinin bazı şeyleri görmesini sağlamaya çalışmak. Yeterli olmadığınız konularda muhakkak yardım alın. Unutmayın bir işin başarısı konusunda kararı veren ve o işin yaşamasını sağlayan sadece ve sadece müşteridir. Müşteri odaklı olmayı ana prensip haline getirmemek, o işi öldürmekle eş anlamlıdır.

YENİ YILA GİRERKEN DÜŞÜNMEMİZ GEREKEN 6 ŞEY

newyear1Yeni yıla girerken işimiz işimiz için neler yapmalıyız yazısı artık neredeyse gelenek oldu.

Peki bu sene neler yapmalıyız yeni yıla girerken ve yeni yılda.

Bu soruyu sorarken, bu bloğun takipçilerine “İş Planını Revize “ etmek gibi bir şey söylemeyi düşünmüyorum, çünkü bunu zaten yaptığınızı düşünüyorum. Ama burada da “İş Planı”nı daha sık elden geçirmenizde yarar olduğunu hatırlatmak isterim.

TEKNOLOJİ KULLANIMI : Eski yıllardaki yazılarımda teknolojiyi takip edin, kullanın diyordum ancak artık herkesin, her işin teknoloji ile iç içe olduğunu veya en azından olmak için uğraştığını görüyorum. Ancak teknolojiyi kullanırken yaptığımız yatırımdan ne kadar faydalanabiliyoruz, tam olarak ve sonuna kadar kullanabiliyormuyuz, elimizdeki teknolojiden daha neler elde edebiliriz gibi konuları iyice irdelemek ve yatırım geri dönüşünü hızlandırmamız gerekir. Bir çok küçük ve orta işletme, kullanmaya başladıkları teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanamıyor.

Müşterilerin ödeme şekli artık değişmeye başlıyor, mobil araçların ödemede kullanımı dünyada hızla yaygınlaşıyor, kredi kartını atıl hale getiriyor. Bizim pazarımız bu konuda nereye gidiyor, neler yapmalıyız, bunları düşünmemiz gerekir. Unutmayın, müşteriniz sizden önce değişiyorsa her şey için çok geç kalırsınız.

MÜŞTERİ : Artık müşterinin tek seçici ve karar verici olduğunu anlamış ve kabul etmiş olduğumuzu varsayıyorum. Müşteri ilişkilerimizi nasıl geliştirebiliriz, onunla nasıl daha da yakınlaşabiliriz konusunu geliştirmek bu yılın en önemli hedeflerinden biri olmalıdır. Unutmayın inovasyon sadece ürün de değil, şirketimiz çalışma şeklinde, müşteri ile olan ilişkilerinde de yapılabilir ve bunu geri dönüşü çok hızlı olacaktır. Müşteri ilişkilerini ve hizmetlerini sürekli geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmamız gerekir.

PAZARLAMA FAALİYETLERİ : Yeni müşterilere ulaşmak, eskilerine kendimizi hatırlatmak için yapmamız gereken faaliyetler neler olmalıdır, daha önce yaptıklarımız hala geçerlimi yoksa yeni yollar mı denemeliyiz? Sosyal medyadan nasıl faydalanabiliriz? Tüm bunları tekrar gözden geçirmemiz gerek, unutmayın pazarlama faaliyetlerinde sosyal medyanın etkin kullanımı gittikçe ve hızla artıyor. Pazarlama faaliyetlerini sürekli ve uyum içerisinde devam ettirilmelidir.

ÇEVİK OLMAK İÇİN NELER GEREKİYOR : Hızlı ve logaritmik bir şekilde artan değişimin hızı sadece iş yaşamımızda değil günlük yaşamımızda bile çok etkili. Buna uyum sağlayabilmek ve herkesin, özellikle rakiplerimizin önünde olabilmek için her zaman hızlı hareket kabiliyetine sahip olmamız gerek. Unutmayın girişimcilik için sürekli kullandığımız, önerdiğimiz ve uyguladığımız yalın kavramı yönetim için de geçerli.

VAZGEÇMEKTEN KORKMA, GEÇ KALMA : İşimizde yaptığımız bazı şeyler, faaliyetler hatta ürettiğimiz ve/veya satmaya çalıştığımız bazı ürünler, hizmetler başarılı olmayabilir. Bu durumda çalışmayan, b,ize yararı olmayan uygulama veya ürünlerden hızla vazgeçmemizde büyük yarar var, aksi halde onların verdiği zarar da zaman içerisinde kapanamayacak büyüklüklere ulaşabiliyor. Aslında bu da çevik olmanın bir şekli ancak zaman zaman bunu anlamakta çok geç kalabiliyoruz.

GERÇEKÇİ HEDEFLER KOYUN : Yeni yıl hedeflerinizi belirlerken iyimserlik ve kötümserlikten kaçının, gerçekçi hedefler koyarak iş planınızı buna göre revize edin, aksi halde hayal kırıklıkları veya motivasyon eksikliği kaçınılmaz olacaktır.

Mutlu, sağlıklı, başarılı yeni bir yıl dileği ile.

BUMERANG 2014–İLK 3

Destekleyen herkese çok teşekkürler.

bum14

fotoğraf 1

ÖDEVİMİ YAP, SAKIN GECİKME !!!

tennessee 087Bu blogu yazmaya başladığımdan beri iş planı konusunda yardım isteyen çok kişi olmuştur, bir kısmına elimden geldiğince yardım ettim, bir kısmına yol gösterici bazı bilgileri gönderdim, bir kısmından ise artık bıkıp bunaldım ki bunlar gitgide de çoğalmaya başladı.

Kim bu beni bunaltanlar.

Maalesef genelde öğrenciler. Üzülerek görüyorum ki bazıları neredeyse ödevlerini yapmamı isterken zaman tarih falan da veriyorlar. Eminim onların ödevlerini onlar için yapmayınca kızıp arkamdan küfür bile ediyorlardır.

Dün akşam gelen bir tanesi:

“Merhabalar. Öncelikle 20 yaşındayım, İstanbul Ticaret Üniversitesi 2.sınıf lojistik öğrencisiyim. E-Ticaret dersinde 3 arkadaş olarak proje yapmamız gerekiyor. Projemizin konusu; Türkiye de 1.lig takımlarının bir siteyle para karşılığı anlaşıyor ve bu site halka açıktır. Sitenin amacı, anlaşmalı olduğu kulüplere, halkın bu siteden forma tasarımı yapması ve kulüplerde en çok beğeni alan forma-şort, o sezon o formanın giyilmesi anlamına geliyor. Sizden isteğim kaç gündür düşündüğüm iş planını yapamadım ve sizden yardım istiyorum. Bu anlattığım konu üzerine bana taslak olarak bir iş planı yapıp, rica etsem, zahmet olmazsa yapıp gönderir misiniz acaba? Ödev teslimi bu Cuma günüdür. Mailime geri dönüş yapacağınızı umuyor, iyi akşamlar diyorum. “

Bunu yazanın Türkçesine, yazış şekline baktığımızda üniversite 2. sınıfa kadar nasıl geldiğini merak ediyor insan. Bırakın gramer veya noktalama işareti gibi şeyleri, yazıda bir akış, bir mantık, bir nezaket yok. Sanki benim görevim onun ödevlerini yapmak.

Üstüne üstlük iş planı yapmamı beklediği konuyu tam anlatmaya bile uğraşmamış, bırakmış ben GÖREVİMİ yaparken anlayayım.

“Ödev teslimi bu Cuma günüdür” diyor. Sakın gecikme haaaa, der gibi.

Bunun gibi çok istek geliyor. Anlamıyorum bu öğrenciler ödevlerini yaptıracak insanları bu kadar kolay mı buluyorlar?

Buna alışan veya kendisinde buna hak gören öğrencinin profesyonel yaşamını hayal bile edemiyorum.

İnsanların takıldığı, anlamadığı yerlerde onlara yardım etmek tabi ki doğal. Ama birisini benim 2-3 günümü alacak bir işi fütursuzca benden talep etmesini anlamakta hakikaten güçlük çekiyorum ve bundan sonra böyle yaklaşanların kimliklerini açıkça yazmayı düşünüyorum.

“Ben bu videoyu frederick tayloru sunacağım ödevde kullanıcam ama videoda tam olarak ne anlatılıyor ?”

Arkadaşımız bunu “BİLİMSEL YÖNETİM – TAYLORİZM” başlığı altına koyduğum Charlie Chaplin’in Modern Times adlı filimden alıp kullandığım bir bölüm için yorum olarak yazmış.

Sunacağı ödevde ne olduğunu anlamadığı bir şeyi sırf başlıkta TAYLOR var diye kullanmak istiyor. Yazık.

Aslında bunu yapan sadece öğrenciler değil, bir tanesi, geçen sene sanırım başka birisine iş planı yapmak üzere anlaşmış, ve o iş planını bana yaptırmak için çok uğraşıyordu. Yani ben uğraşıp çalışıp o iş planını yapıp bitireceğim, o da bunu müşterisine ben yaptım diye satacak Smile.


Sevgili kardeşimiz Mertcan A. yazıyı görür görmez dayanamamış önce verip veriştirmiş :

“Beyefendi niye blogunuzda dun aksam attigim mail ile dalga gectiniz? Hayir yani duzgun cumle kuramadiysam size ne yani? Ayiptir terbiyesizliktir. İyi gunler.”

Kullanılan dile dikkat Smile

Sonra rica kısmına geçmiş :

“Ayrica o yaziyi kaldirmanizi rica ediyorum. “

Ve tabi standart son TEHTİD Smile :

“Peki gerekli isleri yapmaya baslariz, iyi gunler :)”


BLOGUM İLK ÜÇTE : 4. Bumerang Ödüllerİ’nde İlk 3 Belİrlendİ!

Blog dünyasının gelenekselleşen ve heyecanla beklenen Blog Oscarları’nın yıldızları belli oldu.
Türkiye’ nin en iyi blog ve web sitelerinin seçildiği 4. Bumerang Ödülleri’nde birbirinden farklı, özgün içerik üreten bloglar bu sene de kıyasıya yarıştı.

SMS oylaması ile ilk 10’a kalan blog/web siteleri alanında uzman jüri kadrosu tarafından değerlendirildi. Merakla beklenen 4. Bumerang Ödülleri’nin ilk 3’ü belli oldu.

En Uzman Site

http://blog.tkaraca.com

http://oitheblog.com

http://www.gokhansenses.com


Sanırım 2. katılışım BUMERANG ÖDÜLLERİ’ ne. Bu sefer ilk 3 e girdim En Uzman Site dalında.

Hala gençlerle yarışabilmek ve takdir edilmek çok keyifli. Teşekkürler.

“HOCA ÇOK ADALETSİZ” AMA YAŞAM DA ÖYLE

Özyeğin Üniversitesi 2014 yaz okulunda Girişimcilik dersi verdim. Tüm eğitimlerde (ders de dahil) beni geliştireceğine çok inandığım katılımcı değerlendirmeleridir, ancak ders bitiminde ben daha dersle ilgili öğrenci değerlendirmelerini göremeden okulun sistemine giriş şifrem geçersiz oldu. Her neyse bu değerlendirmeler ancak bugün ulaşabildim. Kendimle övünebileceğim, bana hakkımda bir şeyler öğreten, bundan sonraki derslerim için yararlı olacak bir çok bilgi edindim bu değerlendirmelerden.

Ancak bir tanesi vardı ki keşke ders sürecinde görebilseydim. Çünkü bu değerlendirme sadece dersimizin konusunu değil belki de yaşamı özetliyor, üzerinde saatlerce konuşabilirdik.

Sevgili öğrencimin (kim olduğunu bilmiyorum) değerlendirmesi şöyle :

“Hoca çok adaletsiz davranıyor. 1 saatte yapılan projelere full puanı dağıtırken günlerce uğraşılmış sunumlara aynı değeri vermedi.”

Muhtemelen çok haklı bunu yazan arkadaşım.

Maalesef iş yaşamı, yaşam böyle. Eğer doğru şeyle uğraşmıyorsak yaşam bize puan vermiyor. Doğru olmayan şeylere bir ömür harcayanlar var, aslında başkalarınca doğru olmayan şeylere. Maalesef puan alamıyorlar.

Doğru olan şeyleri sadece düşünenler bile “yeteri kadar” ve “gerekli olan” şeyleri yaparak tüm puanları topluyor.

Önemli olan ne kadar yorucu bir şekilde ve ne kadar koştuğun değil bir fikir üzerinde, önemli olan doğru fikri yakalamak.

Biliyorum, bazı gruplar işi çok ciddiye alarak günlerce uğraştılar ama projeleri para kazandıracağı, pazarı olan, süreklilik sağlayacak bir proje değildi.

Bazıları ise o kadar basit, ama o kadar insanların ilgisini çekeceğini gösteren projeler yaptılar ki kısa sürede.

Zaten başta projelerin değerlendirme kriterini koymuştuk. Sunumda, projeye ben para yatırır mıyım sorusunun cevabı önemliydi. İkna olup o projeye para yatırmaya karar verdiğim projeler not (yani para) alıyor, bunu beceremeyenler ise alamıyordu.

Bundan sonraki derste ilk ne anlatacağımı biliyorum artık.

Next Page →