İş Modelinin Yapı Taşları – Tufan Karaca & Baran Korkut – Bilgi TV – Bilgitivi.com


#planmımodelmi

Tazedirekt Spekülasyonlarına Katkılarımız

#planmımodelmi

Plan mı Model mi #planmımodelmi

Tufan Karaca ve Baran Korkut Bilgitivi’de plan mı model mi sorusuna cevap arıyor ve sizin için yorumluyor.

Tufan @tkaraca ve Baran @istasarimcisi

Tufan @tkaraca ve Baran @istasarimcisi iş planı, iş modeli ve iş dünyası üzerine sohbetleriyle Bilgitivi’de

#planmımodelmi  –

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARTMAYIN

Bir süre önce 9 Eylül 2013 de sizden bir mail almıştım, ama o ilk mailde imza olarak bir isim vardı, ve aramızda ilginç bir yazışma olmuş. Bu yazışmanın ilginçliğinin yattığı yer, ben şirketin bana önerdiğiniz işi yapabileceğimi bildiriyor ve bana ödeyeceği para ile ilgili olarak da fatura bilgilerini göndermesini rica ediyorum. Aldığım yanıt birebir aşağıda :

“İyi Günler Furkan Bey,
Fatura göndermemekteyiz. Siz hesap bilgilerinizi belirtiniz yazı yayınlandıktan sonra tarafımızdan yatırılacaktır.”

61 yıllık adım Furkan oldu ve karşımdaki insanlar faturanın ne olduğunu bilmiyor. Zaten yazışmalar tip mektuplarla başlamıştı, ne yaptığını bilmeyen, bir şeyler yapmaya çabalayan ancak çabalarken de ben ne yapmalıyım diye düşünmeyen kişilerle uğraşmaya değmeyeceği aşikardı.

Aradan aylar değil yıllar geçmiş ve 6 Mart 2016 tarihinde aşağıdaki maili alıyorum tekrar:

“Merhaba,
Daha önce tanıtım yazısı yayınlama ile ilgili mailleşmiştik. Sitenizde hala tanıtım yazısı yayınlıyor musunuz? Sizinle birlikte çalışmayı çok isteriz.
Dönüşünüzü bekliyorum,
İyi çalışmalar

Outreach Department”

İmzada artık isim yok, sadece koskoca bir departman adı yazılı.

Yanıt bile vermeyi düşünmezken birden bire 3 yılda birşeyler öğrenip öğrenmedikleri dürtüsü beni yanıt vermeye zorladı. Daha önceki yazışmalarda ödemeleri iş yapıldıktan sonraki Pazartesi yaptıklarını yazmışlardı, bende de hiç güven oluşmadığından ödeme şartının peşin olduğunu belirten kısa bir yanıt yolladım aşağıdaki gibi:

“Daha önceki yazışmalarımıza bakarak bazı şartların gerçekleşmesi halinde yayınlıyorum.

Fatura bilgilerinin gönderilmesi ve ödemenin peşin olması şartlarının yanı sıra bazı konu ve firmalar hakkında yayınlamama hakkını  saklı tutarım.”

Bugün gelen yanıt ise muhteşem. İlk yazışmalarımızdaki yazılarını copy-paste ile biraz değiştirmişler ancak yazının girişinde kullandıkları font boyutu, copy-paste yaptıkları diğer kısımlarda kullanılan 2 değişik font boyutunun ikisinden birine dahi uymuyor.

Ayrıca “Olumlu dönüşünüz için teşekkür ederim” derken ödeme şartları için de “Ödemeler yazı yayınlandıktan sonra Pazartesi günü iletilmektedir. “ diye bitirmişler.

Yani benim 2 satırlık mailimi bile okumaya zahmet etmemişler ve geri dönüşü olumlu olarak algılamışlar.

Merak ettim sayfalarına baktım, linklerden sadece biri çalışıyor diğerleri çalışmıyor.

Linkedin sayfaları olduğunu söylüyorlar, oraya da bir bakayım dedim. Oooo karşımda koskoca bir “public company” var, hem de “online reputation management” bile yapıyorlar, bunu yaparken de hiç mi hiç kendilerinin reputation’ını düşünmeye bile gerek görmeyerek benim itibarımı onlara teslim etmemi istiyorlar.

seo

 

Birçok girişimcinin yaptıkları en büyük hatalardan biri de hazırlıksız ve bilgisiz olarak ortaya çıkmak. Bunun nedenleri çok tartışılabilir ancak ben Steve Blank ve Eric Ries’I duyup da okumamalarına, anlamamalarına bağlıyorum.

Bilmediğiniz konuda bilen kişilere danışarak öğrenin, bilmediğinizi kabul edin ve öğrenin. Unutmayın, cehalet ile bilgelik arasındaki çizgi, bilmediğini bilmekte yatar.

Yaptıkları işin teknolojisi, yani SEO benim bildiğim bir iş değil ama çok karmaşık ve özen isteyen bir iş olduğunu biliyorum. Kendi işine dahi özen göstermeyen insanlara bu işi nasıl emanet edebilirim, kendi itibarını ayaklar altına alan insanlara kendi itibar yönetimimi nasıl verebilirim?

Görüyorsunuz 3 yıl önceki deneyim bile hatırlanıyor, saçmalıklar unutulmuyor.

Siz siz olun hazırlıklarınızı ciddi anlamda yapmadan “minimum viable product” oluşturduğunuzu sanmayın.

Başarısızlık başarıdan daha yakındadır.

_____________________________________________________________________

Baştan savma olsa bir yanıt vermişler esas konulara girmeksizin:

_____________________________________________________________________

Merhaba,

Kusura bakmayın lütfen, mailleşmelerimizde bazı anlaşmazlıklar olmuş. 3 yıldır blog sahipleri ile çalışmalarımız sorunsuz bir şekilde ilerlemekte. Herhangi bir güven sorunu veya anlaşmazlık yaşamamaktayız.
Size mail attığımız tarihlerde stajyerimiz sanırım doğru bir dil veya anlatım kullanamamış. Tekrar özür dilerim bu durum için.
Sitemizin tasarımı yenilenmektedir, bu yüzden diğer sayfalar görünmemektedir. Kısa bir süre içerisinde bütün sayfalarıyla tekrar aktif olacaktır.
Gözünüzde bu şekilde kötü bir izlenim oluşturduğumuz için gerçekten çok üzgünüm.
İyi çalışmalar
______________________________________________________________________

TAZEDIREKT ve ASLANOBA’nın DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Tazedirekt’in kapanmasının ardından çıkan birçok dedikodu ardından da son günlerde nihayet konunun en yakını olan Aslanoba’dan bazı bilgiler geldi WEBRAZZI üzerinden. Aslında neredeyse Aslanoba’nın söylediklerine yakın şeyleri TAZEDIREKT’in eski CTO’su Umut Gökbayrak’da söylemişti birkaç gün önce.

Aslanoba söz konusu yazıda oldukça samimi davranmış ancak bazı şeyleri yörumlarken’de sanki üstü kapalı geçmiş gibi geldi bana. Onun söylediklerinin üzerinden geçtiğim zaman birçok şeyin “İŞ MODELİ” ve “İŞ PLANI” zaaflarına bağlı olduğunu düşündüm.

“İş modelinde sonradan keşfettiğimiz bazı zaaflardan hızlıca kurtulmak çok zordu” diyor Aslanoba, ki bu da hazırlanan iş modeline yeteri kadar özen gösterilmediğini düşündürüyor.

Buradaki en önemli konulardan biri TAZEDIREKT’in sadece bir internet girişim değil, arka planda gerçek bir fiziksel bir üretimin olmasında yatıyor sanki.

Salt “İŞ MODELİ”nin yeterli olduğu ve “İŞ PLANI”na gerek olmadığı görüşünün savunucularının vurguladıkları noktalardan biri “İŞ PLANI”nın zaman aldığı konusudur ve bu zamanı harcayamak yerine hemen işe başlamak gerektiğini söylerler. Arka planda fiziksel bir üretim konusu olduğunda ise aslında “İŞ MODELİ “ne de bayağı zaman harcamak gerekir. “İŞ MODELİ”nde oluşan zaaflar sanki “İŞ MODELİ”ne yeterli önemin ve zamanın harcanmadığını düşündürüyor bana.

Aslında her zaman söylediğim gibi “İŞ MODELİ” “İŞ PLANI”nın altyapısını hazırlar ve “İŞ MODELİ”nden sonra “İŞ PLANI” hazırlamak için gereken bilgilerin çok büyük bir kısmı hazırlanmış olur.

“İŞ PLANI”nın hazırlanması da işe başladıktan sonra yeterli değildir, sürekli revize edilmelidir.

Sabit giderleri yüksek (özellikle de fiziksel üretime dayalı) iş modellerinde, ana faaliyetler ve ana kaynaklar yapıtaşlarının önemi fazlası ile artmakta ve çok iyi irdelenmesi gerekmektedir. Bunu yapmadığımız zaman her zaman beklenenin aksine, TAZEDİREKT’de olduğu gibi, sıkıntı “değer önerisi hazırlanmasında” değil, üretim de çıkacaktır. “Özellikle sipariş hazırlama merkezimizde, sebze-meyve kategorisinde aşırı hurda-fire çıkıyor, ürün marjlarımızı dramatik düşürüyordu.” Diyen Aslanoba da sanki bunu teyidediyor.

Aslanoba’nın dediği gibi “emek yoğun” işlerde çalışan planlaması iş planının en önemli kısımlarından birini oluşturur ve bu planlamada bazı kriterler konarak takibedilmesi, revize edilmesi gerekir. Bu kritelerde ağırlıklı olarak satış seviyelerine bağlanır, özellikle de hızlı büyüme aşamalarında bu kriterlerin sürekli gözden geçirilerek simüle edilmesi, revize edilmesi gerekecektir.

Aslanoba’nın kullandığı “sermayenin bolluğu” deyişi de rahatsız edici. İş planı hazırladığımız zaman gerekli sermayenin ne olacağı açıkça gözükecektir, yeterli olmadığı noktalarda fon girişi gerekecektir ve bu fonların geri ödenmesi gerekecektir. Sermaye bolluğu ise geri ödeme baskısını sağlamayacağından bazı düşünceler ertelenerek baskı başka konulara kayacak ve önemli konular atlanacaktır.

Sonuç olarak:

“İŞ PLANI”nın alt yapısını oluşturan “İŞ MODELİ” titizlikle hazırlandıktan sonra “İŞ PLANI”nın da aynı titizlikle hazırlanması gerektiğini ve her iki kavramın da aslında iç içe olduğunu, sürekli güncellenmesi ve revize edilmesi gerektiğini tekrar tekrar vurgulamak istiyorum.

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI from Tufan Karaca

HEPİNİZ SERBEST ÇALIŞANSINIZ, HABERİNİZ YOK!

Teknolojideki değişimin logaritmik etkisi ekonomik ve sosyal yaşama da hızla yansıyor ve doğal olarak bu yansıma iş yaşamımızı da direkt olarak etkiliyor.

Bu etki öncelikli olarak mal ve hizmet üretim süreçlerini etkilediği için firmaların üretim süreçlerini etkiliyor ve bu da direkt olarak firmaların iş gücünde değişiklik yapmalarına neden oluyor. Ayrıca bu değişimler, uyum sağlamayı beceremeyen firmaların da ömrünün kısalmasına neden oluyor.

Teknolojik değişim tüketici zevk ve tercihlerini de etkileyerek ürün ve hizmetlerin ömürlerini de etkiliyor. Bu da yukarıdaki döngüyü hızlandırıyor.

Tüm bunların üzerinde ayrıca kapitalizmin daha ucuza üretmek baskısı da eklenince sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı iş gücü de işini uzun süreli korumakta zorlanıyor.

 Üniversitelerde, yirmi yıl önce olmayan bir çok yeni bölüm var ve bunlar hızla çoğalıyor. İnsanlar yaklaşık yüz yıl öncesinde nesiller boyu aynı işi yürütürken şimdi iş yaşamları boyunca bırakın 7-8 iş değiştirmeyi, 7-8 değişik sektörde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca dünyadaki gelişmeler, nitelikli iş gücünü daha ucuz olan niteliksiz işçiliğe doğru çekerken, kurum içerisinde yapılan birçok işi de taşeronlara devretmeye zorluyor, çünkü bu daha ucuza geliyor ve şirketlere esneklik sağlıyor.

Dünyada giderek artan, çalışılanları evde çalışmaya teşvik eden uygulama bunun başlangıcıdır aslında. Evde çalışanlar, oldukça pahalı olan ofis alanı işgal etmiyor, aynı şekilde ofiste çalışanların kullandığı su, elektrik maliyetleri ortadan kalkıyor, iş yerindeki çatışmaları azaltıyor vs.vs.

Önümüzdeki yıllarda beyaz yakalı çalışanların çoğu taşeron olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalacak.

Aslında ister bir şirketin maaş ile çalışan üst düzey yöneticisi, veya alt kademe çalışanı, isterse bir şirketin sahibi olalım, biz aslında “serbest çalışan bir iş sahibiyiz” (feelancer) ve patronuz.

Çünkü sonuç olarak biz herhangi bir kurumda çalışarak o kurum için bir değer yaratıyorsunuz. Bu değeri yaratırken de bilgi, beceri ve zamanımızı kullanarak bunun karşılığında değeri (ÜRÜN) belli bir maaş karşılığında (FİYAT) bir kuruma (MÜŞTERİ) satıyoruz.

Bizler artık kendimizi memur veya işçi olarak göremeyiz, çünkü sistem bizi ister istemez bir taşeron – “serbest çalışan” haline getirecek ve bu da oldukça kısa bir süreçte gerçekleşecek.

Serbest çalışan” olduğumuzu algıladığımız zaman, şapkanızı önümüze koyarak bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşünmenin zamanıdır. Bir işin oluşturulması ve yönetilmesi ise öncelikle “iş modelinin yaratılması”, iş modeli doğrultusunda “iş planının” yapılmasından geçer.

 Bunları erken kavrayarak halihazırda yaptıklarımız doğrultusunda “iş modeli”, “iş planı” çalışmaları yapmaya başlamamız da, girişimciliğe “serbest çalışan”  olarak  geçişimizi kolaylaştıracak bir yatırım olacağı gibi, işimizigeliştirerek “kar” veya “kazançlarınızı” maksimize etmemize yardımcı olacaktır.

 “Serbest çalışan olmamanın tek alternatifi işsiz olmaktır, çalışmamaktır”. – Geoffrey James

ÇALIŞAN MIYIZ? / ŞİRKET SAHİBİ MİYİZ?

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN İŞİMİZE YANSIMASI

İŞİMİZİN GELECEĞİ

 

Önce Başarısızılık Sonra Başarı, Başka Yolu Yok…

Girişimcinin çok şanslı birisi olmaması halinde ilk girişiminde başarıyı yakalaması çok düşük bir olasılıktır.

Gallup araştırmalarına baktığımızda, ABD’de kurulan şirketlerin %50 sinin ilk beş yıl içerisinde kapandığını görüyoruz.

Türkiye’de de çok değişik değil bu oran. Yeni kurulan işletmelerin %24’ü iki, %52’İ dört, %63’ü de altı yıl içerisinde yok oluyor.

Değişimin hızının getirdiği etkinin yanı sıra daha birçok neden var bu başarısızlıkların temelinde. Kişisel araştırmalarım, bu şirketlerin çoğunun pazara girerken veya ürün geliştirirken yeteri kadar araştırma yapmadıklarını ve gerçekçi bir iş modeli ve iş planı üzerinde çalışmadıklarını gösteriyor.

Melek yatırımcılar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonuçları gösteriyor neredeyse. Melek yatırımcıların yatırım yaptıkları girişimlerin sadece %20’sinden para kazanabiliyorlar.

Sonuç olarak bir girişimcinin ilk girişiminde başarılı olması, birçok etken nedeni ile çok düşük bir şans.

Ancak başarısızlık bir girişimcinin uzun dönemde, en önemli yatırımlarından biri, çünkü bu denemelerde öğrenilenler başarıyı getiriyor.

Artık hepimiz biliyoruz, girişimcilik öğrenilebilen bir şeydir ve bunların içerisinde başarısızlık oranını minimize etmek de vardır.

Başarı şansını çoğaltmak için en önemli şartlardan biri bir fikirden değil bir sorundan yola çıkmaktır. Fikrimizin hangi sorunu ortadan kaldırdığı ve bunun gerçek bir sorun olup olmadığını kavramak en önemli çıkış noktasıdır. Araştırdığınız zaman bugün başarılı olarak nitelendirdiğimiz birçok girişimcinin kendi yaşadıkları bir sorunu ortadan kaldırmak için yola çıktıklarını göreceksiniz.

Zaten artık sattığımız her şeyi “değer önerisi” olarak tanımlamıyor muyuz?

Doğru ürünü geliştirerek yaratmak için sürekli “değer önerimiz” ile çözüm arayan kişiye, yani müşteriye danışarak ürünü son hale getirdikten sonra da iş modelimiz oturtarak iş planımızı yapmak gerekir ki ortadan yok olanlar listesine girmeyelim.

Yarının Şirketleri Dün Başlar 2 – ZAPPOS

Zappos dünyanın en büyük online ayakkabı satan şirketlerinden biri. 1999 yılında kurulan şirketi yarınlara taşıyan en kritik noktası, 2013 yılında, düz bir örgütlenme yapısı olan holakrasiye geçiş yapmış olmasıdır.

Peki nedir holakrasi ?

“Çalışanların küçük gruplar halinde kümelendiği bu yaklaşım, en tepede yöneticilerin yer aldığı piramitsel yapıyı yıkıyor. Her grubun ayrı görevleri var. Grubun başında yönetici benzeri bir lider olsa da bu görev sürekli olarak değişiyor. Böylece sabit bir yönetici olması ve eşitliğin bozulmasının önüne geçilmeye çalışılıyor. Diğer roller ise net bir şekilde belirleniyor. Çalışanlar bu doğrultu da sorumluluklarını ve kendilerinden beklenileni biliyor. Genel olarak bakıldığında bir departman çok daha spesifik olan gruplara bölünüyor. Bu açıdan standart yönetim sistemlerine göre yapısallaşma oranı da daha fazla. Bunların yanı sıra yöneticilerin alması gereken kararlardan sorumlu bir grup bulunuyor. Örneğin işten çıkarmalar ve yatırım kararları bu grup tarafından alınıyor. Dolayısıyla belli bir düzeyde hiyerarşinin varlığından söz edilebilir. Ancak geleneksel kurumlardaki CEO’nun aksine, bu kişiler de şirket içindeki kurallara en az diğer çalışanlar kadar uymak zorunda. ”

Holakrasi, 21. yüzyılın yönetim modeli mi? – Turkishtime

Hiyerarşi aslında her yeni kademe kurulduktan sonra yeni bir kademe gerektiren bir yapı ve artık çalışanlar güdülmek istemiyor.

“Eski General Electric CEO’larından Jack Welch’in yaklaşımı da çok benzer U.Bıçakçı’ya. J.Welch, “Hiyerarşi herkesin yüzünü CEO’ya,poposunu da müşteriye döndüğü yerdir.” diye tanımlar.”

HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.

Ve dünyada bu sistemi deneyen ilk şirketlerden biri Zappos’dur. Doğal olarak uygulamanın başında, uygulamaya tam hazır olduğunu söylemeyeceğimiz şirket bir çok zorluklarla karşılaştı. 2014 yılında çalışanlarının %14 ünü kaybetti ama bu gidenlerin iyi çalışanlar mı kötü çalışanlar mı olduğunu bilmiyoruz.

Söyleyebileceğimiz en önemli şey, hiyerarşik yapının geçen yüzyıla ait bir örgütlenme şekli olduğu ve artık insanların güdülmek değil birlikte çalışmak isteğinin ortaya çıktığı döneme uymadığı.

Next Page →

Follow on Feedly