Yarının Şirketleri Dün Başlar 2 – ZAPPOS

Zappos dünyanın en büyük online ayakkabı satan şirketlerinden biri. 1999 yılında kurulan şirketi yarınlara taşıyan en kritik noktası, 2013 yılında, düz bir örgütlenme yapısı olan holakrasiye geçiş yapmış olmasıdır.

Peki nedir holakrasi ?

“Çalışanların küçük gruplar halinde kümelendiği bu yaklaşım, en tepede yöneticilerin yer aldığı piramitsel yapıyı yıkıyor. Her grubun ayrı görevleri var. Grubun başında yönetici benzeri bir lider olsa da bu görev sürekli olarak değişiyor. Böylece sabit bir yönetici olması ve eşitliğin bozulmasının önüne geçilmeye çalışılıyor. Diğer roller ise net bir şekilde belirleniyor. Çalışanlar bu doğrultu da sorumluluklarını ve kendilerinden beklenileni biliyor. Genel olarak bakıldığında bir departman çok daha spesifik olan gruplara bölünüyor. Bu açıdan standart yönetim sistemlerine göre yapısallaşma oranı da daha fazla. Bunların yanı sıra yöneticilerin alması gereken kararlardan sorumlu bir grup bulunuyor. Örneğin işten çıkarmalar ve yatırım kararları bu grup tarafından alınıyor. Dolayısıyla belli bir düzeyde hiyerarşinin varlığından söz edilebilir. Ancak geleneksel kurumlardaki CEO’nun aksine, bu kişiler de şirket içindeki kurallara en az diğer çalışanlar kadar uymak zorunda. ”

Holakrasi, 21. yüzyılın yönetim modeli mi? – Turkishtime

Hiyerarşi aslında her yeni kademe kurulduktan sonra yeni bir kademe gerektiren bir yapı ve artık çalışanlar güdülmek istemiyor.

“Eski General Electric CEO’larından Jack Welch’in yaklaşımı da çok benzer U.Bıçakçı’ya. J.Welch, “Hiyerarşi herkesin yüzünü CEO’ya,poposunu da müşteriye döndüğü yerdir.” diye tanımlar.”

HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.

Ve dünyada bu sistemi deneyen ilk şirketlerden biri Zappos’dur. Doğal olarak uygulamanın başında, uygulamaya tam hazır olduğunu söylemeyeceğimiz şirket bir çok zorluklarla karşılaştı. 2014 yılında çalışanlarının %14 ünü kaybetti ama bu gidenlerin iyi çalışanlar mı kötü çalışanlar mı olduğunu bilmiyoruz.

Söyleyebileceğimiz en önemli şey, hiyerarşik yapının geçen yüzyıla ait bir örgütlenme şekli olduğu ve artık insanların güdülmek değil birlikte çalışmak isteğinin ortaya çıktığı döneme uymadığı.

Yarının Şirketleri Dün Başlar 1 – VALVE

Çalışma masanızın tekerlekli olmasının tek sebebi var…

VALVE 1996 yılında kurulmuş, oyun programları yazan ünlü bir şirket. Ancak öyle sıradan bir şirket değil, yarınları, örgütsel anlamda bugünden başlatan bir şirket.

“Yeni İşe Başlayanlar İçin El Kitabı” şirketin nasıl bir organizasyon yapısına sahip olduğunu ve nasıl çalıştığını çok güzel anlatıyor.

El kitabının girişi :

Size, ne yapacağınızı söyleyen bir olmadığında, korkusuz bir macera olan ne yapacağınızı bilmek için cesur bir yolculuk,

diye başlıyor.

Aslında şirketin yapısını anlatan güzel bir giriş, “ne yapacağınız söyleyen olmadığında…”.

Ve yine girişten bir cümle ile, “Bu kitapçıktaki hedeflerin önemli olmasına karşılık gelecekte Valve’ın başarıları, sizin fikirlerinize, yeteneklerinize ve enerjinize bağlıdır.” çalışandan beklenen, çalışanın şirketçe kim olduğu net bir şekilde anlatılıyor.

Basık bir organizasyon yapısına sahip bir örgütlenme modeli kurulmuş VALVE’da ve el kitabının örgütlenme kısmında “bir kurucumuz ve başkanımız var, ama o bile sizin amiriniz değil” diyerek detaylandırılıyor. “Şirketi fırsatlara doğru yönlendirmek, risklerden uzaklaşmak sizin elinizde.”

“Çalışma masanızın tekerleklerinin olmasının nedeni size şirkette bir hiyerarşi veya bulunduğunuz yerin sabit olmadığını hatırlatmak, çalışma arkadaşlarınızı seçebileceğiniz göstermek, ilgilenip katkıda bulunabileceğiniz projeler dahil olabileceğinizi hatırlatmak için var” diyor el kitabı.

Gelecek burada aslında, sadece biraz karışık.
William Gibson

El kitabından VALVE hakkında öğrendiklerimizin özeti :

• VALVE yatay bir organizasyonu benimsemiştir.
• Çalışanlar kendi görevlerini, işlerini yaratyırlar ve diğer çalışanlarla görüşerek bu görevi veya işi bir grup oluşturarak hedefe ulaştırılar.
• Her çalışanın masasındaki tekerlekler istediği gruba veya taşınmasına olanak sağlar.
• Şirket çalışanları mümkün olduğu kadar sosyalleşmeye teşvik eder.
• Herhangi bir komite, kapalı kapı veya toplantı yoktur.
• Uzun mesai saatleri özendirilmes.
• Maaşa ek, Cuma günleri masaj, işyerinde çamaşırhane, yılda bir kez istediğin yerde tatil gibi özendirivi yan haklar vardır.
• Astların üstler tarafından değerlendirilmesi sözkonusu değildir zira ÜST yoktur.
• Gerektiğinde isteyen evinde çalışabilir.

 

Global Peter Drucker Forumu 2015 – Digital Çağı Yönetmek ve İnsanlığımızı Kazanmak

Global Peter Drucker Forumu 2015 from Tufan Karaca

İŞ MODELİ ve KENDİNİ YENİDEN KEŞFETMEK

Hızlı değişim sürecinde şirketler yaşamlarını devam ettirebilmek için zaman zaman kendilerini yeniden tanımak, tanımlamak ve keşfetmek zorundadırlar. Bu süreç aslında İŞ MODELİ‘nin elden geçirilmesi, yeni modeller düşünülmesi, yaratılması ve uygulanması sürecidir. Sadece ürünlerimiz, hizmetlerimiz değil iş modellerimiz de değişimin hızına yenik düşüyor, düşmek zorunda.

Bunu yapmakta gecikenler zaman içerisinde diğerlerine yetişebilmek için koşmaya başlayıp hiçbir zaman öne geçmeyi başaramadan koşmaya, çabalamaya devam ediyor.

Bazı şirketler ise zamanında ve başarılı bir uygulama ile tüm sektörü etkileyerek değiştiriyor ve herkes onları takip etmek zorunda kalıyor.

Bu kendini yeniden keşfetme işlemi sırasında bazı şeyleri gözetmekte yarar var.

Öncelikle kendimizi yeniden keşfederken yarınki yani gelecekteki şirketimizi yaratmak zorundayız ancak doğal olarak bu belli oranda bir risk faktörü taşıyacaktır. Ama yukarıda da belirtildiği gibi gecikirsek başkalarına yetişme çabasından hiç bir zaman kurtulamayız.

Kendimizi yeniden keşfedebilmemiz için kendimize dışardan ve başka gözlerle bakmayı benimsememiz şart, yoksa sürekli yansımamızı görürüz.

Aynı zamanda dışarıda, yani diğer şirketlerde de neler olduğunu gözlemlemek gerekir, sadece rakiplerimiz değil diğer sektörlerdeki şirketlerde neler oluyor?

İnsanların davranışlarını, değerlerini, beklentilerini de göz önüne alarak insan üzerine odaklanmak gerek. Bu da sadece müşteri veya paydaşlar üzerinde değil, çalışanlar üzerinde de olmalıdır. Artık çalışanları değişken gider olarak algılamktan çok bir sermaye olarak algılamamız ve kabul etmemiz şart.

Yaptığımız çalışma bize yeni kaynaklar yaratmalı veya var olan kaynaklara ulaşmamızı sağlamalı.

Elle tutulur, gözle görülür müşteri deneyimi ve iş modeli değişiklikleri sağlamalıyız sonuçta.

ASGARİ ÜCRET, SİSTEM, DEĞİŞİM

Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada asgari ücret konusunda tartışmalar gittikçe yükseliyor, ABD’de hizmet sektörü çalışanlarının aldıkları ücret geçinmelerine yetmiyor, Türkiye’de ise hiç bir sektörde yetmiyor vs.

Buna karşılık patronlar ve yöneticiler ise ücretlerin yüksekliğinden yakınıyor.

Gazete başlıkları :

CHP’nin asgari ücret vaadine MÜSAİD da savaş açtı!

Partilerin 1 Kasım seçim vaatleri içinde en dikkat çekenlerinden biri de ‘asgari ücret’ olmuştu. CHP’nin 1500 lira; MHP’nin 1400 lira ve HDP’nin de 2 bin lira vaat ettiği asgari ücreti AK Parti ise 1300 liraya yükseltme sözü vermişti. Başbakan Davutoğlu’nun açıklamalarına göre asgari ücret Ocak ayında 1.300 TL olacak.

1300 lira asgari ücrete patronlardan tepki

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, asgari ücrete yapılacak zamma ilişkin, “Asgari ücretin işverene şu andaki maliyeti bin 500 lira. Asgari ücret tabii ki artırılabilir. Ancak işverene maliyeti bin 500 lirayı geçmeyecek şekilde artırılmasını destekliyoruz” dedi.

CHP’nin asgari ücret vaadine MÜSAİD da savaş açtı!

Sermayeden asgari ücret resti: Yurtdışına gideriz

Makroekonomi tarafını bir kenara bırakalım her ne kadar konuyu direkt olarak etkiliyorsa da ve asgari ücret maliyetinin brüt (çalışanın cebine giren net değil) şu anda 1,500 TL olduğunu ve “Asgari ücret tabii ki artırılabilir. Ancak işverene maliyeti bin 500 lirayı geçmeyecek şekilde artırılmasını destekliyoruz” diyor Hisarcıklıoğlu. Diğer bir deyişle benden alma vergi ile oyna, beni rahat bırak demek istiyor. Diğer bir deyişle bu farkı vergilerin büyük bir kısmını ödeyen (yaklaşık %80) çalışan ödesin demek bu.

Hisarcıklıoğlu’nun Nuh Çimento (sadece şirketlerinden biri) şirketinin 01.01.2015 – 30.06.2015, Yönetim Kurulu Faaliyet raporuna bir göz attım ve aşağıdaki bilgilere ulaştım :

İşçi sayısı: 538
İlk 6 aylık net kar: 97.6 milyon (yıllık kabaca 195 milyon denebilir)
Net kar / Özsermaye Oranı : 0.10

Detaylı analizlere girmeden gördüklerim :

· Her işçi şirkete yıllık 362,454 TL kar sağlıyor.
· Yatırımın geri dönüş hızı hiç fena değil.

Ama buna rağmen, Rıfat Hisarcıklıoğlu işçi başına aylık 1,500 TL (yıllık 18,000 TL, kabaca diğer masraflarını katalım ve 20,000 TL diyelim) brütten fazla olmamasını talebediyor. Yani bir işçiye vergiler dahil (net işçinin cebine kalan değil) ödediğinin yaklaşık 18 mislini şirkete kazandırmasını arzu ediyor.

“Ankara Sanayi Odası (ASO) yüzde 30’luk asgari ücret artışına karşı çıkıp asgari ücretin kaldırılmasını isterken, İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar daha ılımlı: “Asgari ücretin artması hem çalışana hem iç piyasaya can verir” diyerek asgari ücretin 1.300 liraya çıkarılmasını desteklediklerini, ancak oluşacak ilave maliyete karşı işverenin desteklenmesini talep etti.”
Asgari ücretin bedeli? – Aziz Çelik (BirGün)

İbrahim Çağlayan ise daha da ileri gidip açıkça, “sen bana ver ben de ona veririm” demek cesaretini gösteriyor.

Bu cesareti gösterme nedeni yıllardır sistemin bunu yapmış olması. Yatırımcı ve patronlar, iş Planı’nı hazırlarken bazı verileri değişemez kabul ediyorlar ve ondan sonrada bunu sonuna kadar zorluyorlar. Herhangi bir kimsenin işlerini bozmasını kabul etmek onların fıtratında yok, çünkü kapitalist (serbest ekonomi de diyorlar ama serbestliğini sadece patron görür) sistem, adı üzerinde, sadece kapital tarafından yönetilir.

“Birkaç ay önce 1.400 veya 1.500 liralık asgari ücrete veryansın edip, sonra 1.300 lira asgari ücret vaad etmek, muhalefetin asgari ücret stratejisinin hükümeti nasıl sıkıştırdığını ortaya koyuyor. Şimdi icraat zamanı! Asgari ücret 1.300 lira olacak ama bedeli ne olacak? Sermaye örgütleri itirazlarını yükseltmeye başladı. Bu koroya liberal yazar ve iktisatçılar da katıldı. Asgari ücret artışı üzerinden felaket tellallığı yapılmaya ve işsizlik kırbacı sallanmaya başlandı.”
Asgari ücretin bedeli? – Aziz Çelik (BirGün)

Bu arada yukarıda söz etmeyi unuttum galiba, Hisarcıklıoğlu’nun Nuh Çimento şirketinde, yönetim kurulu ve üst düzey yöneticilere (sanırım toplam 14 kişi) yaklaşık 3 milyon TL huzur hakkı ve maaş ödenmiş, yılda 6 milyon, bu da doğal olarak yukarıdaki kardan düşülmüş. Yıllık ortalama kişi başına 428 bin, aylık 36,000 TL.

SERMAYE YETERSİZLİĞİNDEN DOLAYI … yazıma da :

“Sermaye yetersizliğinden dolayı, evimi satıyorum, fabrikayı satıyoruz, iflas ettik gibi cümleleri çok sık duymaktayım ve bu da bana ters geliyor, ters geliyor çünkü buradaki söylem tamamen yanlış ve “sermaye yetersizliğinden dolayı” olan hiç bir şey yok. “Sermaye yetersizliğinden dolayı” yapılamayan tek şey, düşündüğün işe girişememektir.
Bu söylemi kendi kendime tercüme ettiğim zaman yorumlarımı şöyle özetleyebilirim :
1.       Girdiğim iş için başta tahmin ettiğimden daha fazla nakde ihtiyacım varmış : Yani İŞ PLANI yapmadım veya yaptığım İŞ PLANI sağlıklı değildi, yani İŞ PLANI’nı baştan sağma yaptım.
2.       Ben bu nakdi karşılayabileceğimi düşünüyordum ama karşılayamıyorum: Yani borç bulamıyorsun, neden? Demek ki işin, bu borcu zaman içerisinde geriye ödeyebileceğine borç verebilecek kişileri ikna edemiyorsun, yani aynı sonuç, ya İŞ PLANI yoktu veya yapılan sağlıklı değildi.
3.       Faiz oranları çok yüksek, borç alırsam işi yürütemem, sermaye koymam gerek ama o da yok : Çok iyi, çünkü faiz oranlarının üzerinde para kazanamıyorsan zaten cepten koyacağın sermayeyi de kaybedeceksin, en azından cebinde bu para olmadığından o riski taşımıyorsun.

http://blog.tkaraca.com/2011/sermaye-yetersizliginden-dolayi/

diye başlamıştım.

Sistemin gelir dağılımı aksaklığı konusuna girmeyeceğim, yönetim açısından yaklaşacağım :

i. İş planını sağlıklı yapamıyorsan işe girme,
ii. Yaptığın hataları benim üzerime yıkıp benim cebimden alma,
iii. İşin bütün parametlerini göz önüne almıyorsan başına geleni çekeceksin,
iv. Rekabet (iç ve dış) edemeyeceğin işlere, sermayeyi benden çıkararak girmezsen batarsın.

Ayrıca daha geni bir şekilde hazırlamakta olduğum “İş Yaşamının, Şirketler ve Çalışanlar açısından Dünü – Yarını” yazısında okuyacağınız :

Değişen çalışan,
Değişen beklentiler,
Sonuç olarak değişen şirketler ve şeffaflık

gibi DEĞİŞİM‘i görmeyenler, görmeyi bırakın YAŞAMAYANLAR yok olmaya mahkumdurlar.

Yaşamak, ancak çalışanlarını mutlu edenlerin (sadece parasal anlamda değil) hakkı olacak…

______________________________

Bu yazının yayınlanmasından sonra çıkan 2 haber :

BILL GATES: Only Socialism Can Save Planet

Ali Koç: Kapitalizmin ortadan kalkması gerek

Bir Tane daha

Kârlılıkta 1. lig, ücrette 3. lig

 

HOLAKRASİ – TURKISHTIME Kasım 2105

ccc

Yarınlara… ,pardon düne hazırmıyız?

Bugüne kadar hep konuştuğumuz şeyler artık daha hızla gelişmeye başladı ve daha çabuk oluyor. Tabi ki böyle olacağı belliydi, şimdiye kadar oldukça sık vurguladım değişimde ve değişimin dünyaya yayılmasındaki logaritmik hızı. Sonuç olarak birçoğumuzun, dün, daha çok var dediği birçok şey oldu ve hızla olmaya devam ediyor.

Yarın artık bugündür.

Daha 2-3 sene önce şoförsüz arabaların artık çok yakın olduğundan bahsederken Google’ın deneme amaçlı yola çıkardığı akıllı arabaları örnek veriyorduk. Yıl 2012 idi.

2014 başında Volvo’nun ürettiği test amaçlı kendi kendine giden 40 otomobil İsveç sokaklarındaydı.

Milyon kilometreye yakın yol yapan Google otomobilleri sadece 4 kaza geçirdi ve hepsi de diğer araçların sürücüleri nedeni ile oldu.

Bugün ise;

Dün yakında dediğimiz her şey bugüne taşınmaya başladı bile.

Yine bundan 4-5 yıl önce konuştuğumuz, fütüristtik yaklaşım olarak düşünülen büyük satıcıların binlerce üreticini ürünlerini sattığı, yani çok büyüklere hizmet veren binlerce küçükten oluşan ekonomi artık neredeyse yerleşti ve örnekleri çoğaldı.

Daha birçok değişik örnek sayabiliriz ancak ufukta olduğunu sandığımız birçok şey artık yaşamımıza neredeyse girdi bile ve bunların etkileri de çok yakında hızla ortaya çıkacak, yaptığımız ve çalıştığımız işlerin yapısı, iş modelleri hızla değişecek ve hepimiz çok etkileneceğiz.

Şimdiden hazırlanmazsak yarın işsiz, şirketsiz kalabiliriz.

Örnek olarak kendi kendine giden arabaların yaratacağı sonuçları görmeye çalışalım.

– Şoförlüğü meslek edinmiş milyonlar artık bu mesleği yapamayacak. Bunlara şirket, taksi, otobüs, kamyon şoförleri dahil,
– Taksicilik diye bir kavram kalmayacak,
– Otomobiller artık satılmayacak, abonelik sistemi ile arabalar kullanılacak.

Peter Drucker’ın on yıllarca önce dediği gibi, değişimin öncülüğünü yapmayanlar, müşteri baskısı ile değişmeye zorlananlar yaşamakta zorlanacak.

BUNA HAZIRMIYIZ?

BAŞARI, SADECE OLTAYA YANDAN TAKILAN BALIK DEĞİLDİR

Uzun ve sıcak bir yaz oldu. Sıcaklık, yaz okulunda dersler falan derken uzun zamandır yazı yazmayı ihmal ettim ve için için bunun sıkıntısını yaşadım. Ama yazma tembelliğini baskısı okuma hızımı kesmedi, tam tersine fazlalaştırdı.

Bu sabah yine birçok şeyin arasına dalmış okurken okuduğum şeyler beni tekrar yazmaya başlamanın zamanı geldiğini hatırlattı.

Başarılı her insan gibi başarılı girişimciler ve iş adamları da toplumda örnek gösteriliyor, söz sahibi oluyor ve kanaat önderi haline geliyor doğal olarak. Başarı gerek basında, gerek sosyal medyada mercek altına alınıyor, övülüyor, örnek gösteriliyor.

Başarılı bir örnek olarak gösteriliyor, konuşuyor ve sürekli fikirleri alınan insanlar haline geliyorlar. Ancak bir noktadan sonra her dedikleri “doğru” olarak kabul edilmeye başlanınca tehlike de başlıyor.

Dragons Den, Shark Tank gibi programlarda artık sadece kendi doğru bildikleri yolda fikirler belirterek doğru, gerçek algısı ile oynamaya başlıyor ve insanların kafalarını karıştırıyorlar.

Başarı küçümsenemez, övülmelidir, mercek altına alınmalıdır ancak her başarı, doğru yol veya olması gereken yol izlenerek kazanılmamış olabilir ve bunu çok iyi irdelemek gerekir.

Bazı başarılar ki bunlar genellikle nedense çok göz önünde oluyorlar “ben yaptım oldu” ile ortaya çıkıyor. Başarının oluşmasındaki çevre şartları, yöntem doğru olmasa bile, başarıyı nerdeyse zorlayarak getiriyor. Ve Dunning-Kruger etkisi ile de bu başarılı (!) girişimci ve işadamları kanaat önderi olarak tesadüflere bağlı başarı yöntemlerini “”tek yöntem olarak sunmaya başlıyorlar.

İşte tehlike bundan sonra başlıyor ve bazı gencecik beyinler karmaşaya giriyor.

Burada başarılı insanların başarısına gölge düşürmek değil amacım, ama bazıları, Dunning-Kruger etkisi ile ortalıkta en çok görünler haline gelince ortaya çıkan karmaşayı vurgulamak istiyorum.

Peki, nedir bu Dunning-Kruger etkisi ?

Dunning ve Krugeri’in Cornell Üniversitesinde yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre : “Cehalet kişiye, bilgiden daha fazla güven verir.” ve;

1. Yetersiz kişiler kendi yetenek ve bilgilerine aşırı değer biçerler,

2. Yetersiz kişiler başkalarındaki gerçek yetenekleri göremezler,

3. Yetersiz kişiler, kendi yetersizliklerinin boyutlarını göremezler,

4. Bu kişiler, eğitilebildikleri takdirde konu ile ilgili daha önceki yetersizliklerini fark edebilirler.

Diğer bir deyişle, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi, bilmediğini bilmekte yatmaktadır. Ancak yukarıda tanımladığımız etki altındaki birçok “bilge“, girişimcilik salgınına kapılmış gençleri, parasal, fikirsel ve duygusal anlamda sömürmeyi nerede ise iş edinmişlerdir.

GİRİŞİMCİLİK CANGILINDA YETERSİZ ÖZGÜVENLİLER

Ben bunu balık tutmaya benzetiyorum, başarılı balıkçılar hepimizden fazla balık tutarlar. Çünkü balık tutmanın yöntemlerini bilirler ve uygularlar. Ancak balık tutmuş olanlarınız bilir, bazen öyle yoğun ve büyük bir sürünün üzerine gelirsiniz ki, çapariyi çekerken iğnelerin yandan yakaladığı balıklar oltada çoğunlukta olur. Yani balık o kadar çok ve yoğundur ki uygulamanız gereken yöntem artık önemini kaybetmiştir. O balık zaten orada her hâlükârda yakalanmak üzere duruyordu.

İki kova balıkla eve dönen cahil balıkçı da ne kadar iyi olduğunu, bildiğini zannedenlerin aslında bir şey bilmediğini keyifle anlatmaya başlar kahvede. Etraftakiler de hayranlıkla onu dinler, yarım yamalak olta ve yemlerini alarak herhangi bir yere gider ve eli boş olarak eve dönerler.

Dönerler ve şanslı, bilgisiz balıkçıyı eleştirmeye, eleştirirken de teorinin pratikte uygulanamazlığından bahsederler bilgisizce.

Teori ile pratik her zaman içi içedir ve doğrudur, ama hipotez ile pratiğin uyuşmaması ise çoğu zaman gerçektir.

Bunun yanısıra ‘teori’ kelimesinin akademik ortamların dışında kullanılan ikinci bir anlamı var: Daha çok gözlem ve akıl yürütmeye dayanan, bilimsel olarak test edilmemiş öznel varsayımlara ve iddialara da teori deniyor. Bir başka deyişle, bilimsel yöntemde ‘hipotez’ olarak adlandırılan adıma halk arasında daha çok teori deniyor.

Komplo Teorileri – 1: Her derde deva

Sadece iş yaşamında değil, her konuda teoriyi bilin, öğrenin ama gerektiğinde çevre koşullarını da değerlendirin.

Ortada dolaşan her şeyi doğru olarak algılamayan, sorgulayıcı ve eleştirel gözlerle bakın herşeye.

 

BİR VODAFON HİKAYESİ

tracksTurkcell’den yediğim kazıklardan kurtulmak üzere, kullanan arkadaşlarıma da danışarak Vodafon’a geçmeye karar verdim.

Ve hikâye başladı.

İl olarak yaklaşık 6-7 ay önce tabletimin data kartını değiştirerek bir kontrol edeyim dedim. Sorun yok. Mayıs ayında da Vodafon’un Göztepe bayine gittim ve Turkcell konuşma hattını hattımı Vodafon’a aktarmak istediğimi, bunu yaparken de Vodafon data hattımı iptal ederek konuşma hattı için alacağım kartı ikiz kart alarak onu kullanmak istediğimi belirttim ve data hattımın bir kampanyaya dahil olup olmadığını sordum. Bundan amacım data hattını kapatırken bir ödemeyle karşılaşıp karşılaşamayacağımı sorgulamak idi. Bayi hattı kapatırken hiçbir ödemeye gerek olmayacağını söyledi. Ben de işlemlerimi yaptım, data hattının fatura kesim tarihi gelmediği için fatura kesim tarihine yakın iptal ettirmeye karar verdim.

Buraya kadar güzel hoş.

Fatura kesim tarihine yakın (Haziran 15 ile 20 arası) Vodafon’a telefon ettim, hattımı iptal etmek için 60 lira civarında bir ödeme yapmam gerektiği söylendi. Yukarıdaki hikâyeyi anlattım ama sonuç yok. Beni başka bir yetkiliye bağlamamakta ısrarlı konuşan. Sonun iş çirkinleşti ve ben artık ödeme yapmayacağımı söyledim ve sinirle kapattım.

Bugün (Ağustos 13) Vodafon aradı ve icralık olacağımızı söyledi.

Vodafonu aradım ve saat 13:07 de Aslı Hanım ile konuştum. Bütün hikâyeyi anlattım ve 51 TL borcumu ödemeden bir şey yapamayacağını söyledi. Eski konuşmaları da anlattım ve hattımı kapatmak için herhangi bir ödeme yapmama gerek olmadığını teyid etti. Al takke ver külah beni hem bir yetkili ile konuşturmuyorlar hem de kendileri yardımcı olacaklarını söylüyorlar. Peki dedim, ödememi al sonra iptal et. “Hayır, biz ödeme alamıyoruz”. Amacım Aslı Hanımı kaybetmeden işimi halletmek ama olamadı.

Yanlış bilgi verildiği için 51 TL bir zararım olacağını, bunun için şikâyet oluşturulmasını rica ettim ama eski konuşmaların tarih ve saatlerini istediler. Ben, yaptığım her görüşmenin notunu alan bir insan olmadığım için şikâyet de oluşturulamadı.

Borçları ödedim, yeniden telefon ederek 13:32 de Elif Hanım ile görüştüm, hattımı iptal müracaatını aldı, ama Ağustos 21 den önce (fatura kesim tarihi) bir bayide kâğıt imzalayarak iptal işlemimi yapacaklarını söyledi. Yani bir 19 TL daha ödeyeceğim. Beni, bu konuyu konuşacak kimseye bağlayamıyorlar ve Tüketici Derneğine müracaat etmem gerektiğini söylüyorlar.

Yani ilk konuştuğum kişinin beni yanlış bilgilendirmesi ve kişisel olarak da abartılı sinirimden dolayı 70 TL’nin üzerine su içmem gerek. Vakit ayırabilsem dava açacağım ama buna da vakit yok.

Müşteri hizmetleri bu değildir. Müşteri memnuniyetsizliği ancak bu kadar iyi sağlanabilir, bu kurumsallık değil kurum tutmaktır.

Bankalar ve büyük servis sağlayıcılar maalesef böyle ama gelecekte bunu acısını çok çekecekler. Buna girersem 20-30 sayfa süren bir yazı olacağı için girmiyorum.

Banka ve büyük servis sağlayıcılarda ancak para ödeyeceğiniz bir şey alıyorsan canlı görüşmeye imkan var, hakkını aramak için ise öyle bir kavram bile geliştirilmemiş.

Sonuç, banka ve haberleşme servis sağlayıcılar (tekeller) müşteriyi umursamadıkları gibi müşterileri pervasızca soymaktan çekinmezler.

_______________________

NOT: Bu yazıyı yayınladığım gün VODAFON tarafından arandım ve ertesi gün sorunum çözüldü, paramı da geri aldım.

_______________________

Şirketinizin Stratejisini Nasıl Oluşturmalısınız? TEB KOBİ TV

Next Page →

Follow on Feedly