BAŞARI, SADECE OLTAYA YANDAN TAKILAN BALIK DEĞİLDİR

Uzun ve sıcak bir yaz oldu. Sıcaklık, yaz okulunda dersler falan derken uzun zamandır yazı yazmayı ihmal ettim ve için için bunun sıkıntısını yaşadım. Ama yazma tembelliğini baskısı okuma hızımı kesmedi, tam tersine fazlalaştırdı.

Bu sabah yine birçok şeyin arasına dalmış okurken okuduğum şeyler beni tekrar yazmaya başlamanın zamanı geldiğini hatırlattı.

Başarılı her insan gibi başarılı girişimciler ve iş adamları da toplumda örnek gösteriliyor, söz sahibi oluyor ve kanaat önderi haline geliyor doğal olarak. Başarı gerek basında, gerek sosyal medyada mercek altına alınıyor, övülüyor, örnek gösteriliyor.

Başarılı bir örnek olarak gösteriliyor, konuşuyor ve sürekli fikirleri alınan insanlar haline geliyorlar. Ancak bir noktadan sonra her dedikleri “doğru” olarak kabul edilmeye başlanınca tehlike de başlıyor.

Dragons Den, Shark Tank gibi programlarda artık sadece kendi doğru bildikleri yolda fikirler belirterek doğru, gerçek algısı ile oynamaya başlıyor ve insanların kafalarını karıştırıyorlar.

Başarı küçümsenemez, övülmelidir, mercek altına alınmalıdır ancak her başarı, doğru yol veya olması gereken yol izlenerek kazanılmamış olabilir ve bunu çok iyi irdelemek gerekir.

Bazı başarılar ki bunlar genellikle nedense çok göz önünde oluyorlar “ben yaptım oldu” ile ortaya çıkıyor. Başarının oluşmasındaki çevre şartları, yöntem doğru olmasa bile, başarıyı nerdeyse zorlayarak getiriyor. Ve Dunning-Kruger etkisi ile de bu başarılı (!) girişimci ve işadamları kanaat önderi olarak tesadüflere bağlı başarı yöntemlerini “”tek yöntem olarak sunmaya başlıyorlar.

İşte tehlike bundan sonra başlıyor ve bazı gencecik beyinler karmaşaya giriyor.

Burada başarılı insanların başarısına gölge düşürmek değil amacım, ama bazıları, Dunning-Kruger etkisi ile ortalıkta en çok görünler haline gelince ortaya çıkan karmaşayı vurgulamak istiyorum.

Peki, nedir bu Dunning-Kruger etkisi ?

Dunning ve Krugeri’in Cornell Üniversitesinde yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre : “Cehalet kişiye, bilgiden daha fazla güven verir.” ve;

1. Yetersiz kişiler kendi yetenek ve bilgilerine aşırı değer biçerler,

2. Yetersiz kişiler başkalarındaki gerçek yetenekleri göremezler,

3. Yetersiz kişiler, kendi yetersizliklerinin boyutlarını göremezler,

4. Bu kişiler, eğitilebildikleri takdirde konu ile ilgili daha önceki yetersizliklerini fark edebilirler.

Diğer bir deyişle, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi, bilmediğini bilmekte yatmaktadır. Ancak yukarıda tanımladığımız etki altındaki birçok “bilge“, girişimcilik salgınına kapılmış gençleri, parasal, fikirsel ve duygusal anlamda sömürmeyi nerede ise iş edinmişlerdir.

GİRİŞİMCİLİK CANGILINDA YETERSİZ ÖZGÜVENLİLER

Ben bunu balık tutmaya benzetiyorum, başarılı balıkçılar hepimizden fazla balık tutarlar. Çünkü balık tutmanın yöntemlerini bilirler ve uygularlar. Ancak balık tutmuş olanlarınız bilir, bazen öyle yoğun ve büyük bir sürünün üzerine gelirsiniz ki, çapariyi çekerken iğnelerin yandan yakaladığı balıklar oltada çoğunlukta olur. Yani balık o kadar çok ve yoğundur ki uygulamanız gereken yöntem artık önemini kaybetmiştir. O balık zaten orada her hâlükârda yakalanmak üzere duruyordu.

İki kova balıkla eve dönen cahil balıkçı da ne kadar iyi olduğunu, bildiğini zannedenlerin aslında bir şey bilmediğini keyifle anlatmaya başlar kahvede. Etraftakiler de hayranlıkla onu dinler, yarım yamalak olta ve yemlerini alarak herhangi bir yere gider ve eli boş olarak eve dönerler.

Dönerler ve şanslı, bilgisiz balıkçıyı eleştirmeye, eleştirirken de teorinin pratikte uygulanamazlığından bahsederler bilgisizce.

Teori ile pratik her zaman içi içedir ve doğrudur, ama hipotez ile pratiğin uyuşmaması ise çoğu zaman gerçektir.

Bunun yanısıra ‘teori’ kelimesinin akademik ortamların dışında kullanılan ikinci bir anlamı var: Daha çok gözlem ve akıl yürütmeye dayanan, bilimsel olarak test edilmemiş öznel varsayımlara ve iddialara da teori deniyor. Bir başka deyişle, bilimsel yöntemde ‘hipotez’ olarak adlandırılan adıma halk arasında daha çok teori deniyor.

Komplo Teorileri – 1: Her derde deva

Sadece iş yaşamında değil, her konuda teoriyi bilin, öğrenin ama gerektiğinde çevre koşullarını da değerlendirin.

Ortada dolaşan her şeyi doğru olarak algılamayan, sorgulayıcı ve eleştirel gözlerle bakın herşeye.

 

BİR VODAFON HİKAYESİ

tracksTurkcell’den yediğim kazıklardan kurtulmak üzere, kullanan arkadaşlarıma da danışarak Vodafon’a geçmeye karar verdim.

Ve hikâye başladı.

İl olarak yaklaşık 6-7 ay önce tabletimin data kartını değiştirerek bir kontrol edeyim dedim. Sorun yok. Mayıs ayında da Vodafon’un Göztepe bayine gittim ve Turkcell konuşma hattını hattımı Vodafon’a aktarmak istediğimi, bunu yaparken de Vodafon data hattımı iptal ederek konuşma hattı için alacağım kartı ikiz kart alarak onu kullanmak istediğimi belirttim ve data hattımın bir kampanyaya dahil olup olmadığını sordum. Bundan amacım data hattını kapatırken bir ödemeyle karşılaşıp karşılaşamayacağımı sorgulamak idi. Bayi hattı kapatırken hiçbir ödemeye gerek olmayacağını söyledi. Ben de işlemlerimi yaptım, data hattının fatura kesim tarihi gelmediği için fatura kesim tarihine yakın iptal ettirmeye karar verdim.

Buraya kadar güzel hoş.

Fatura kesim tarihine yakın (Haziran 15 ile 20 arası) Vodafon’a telefon ettim, hattımı iptal etmek için 60 lira civarında bir ödeme yapmam gerektiği söylendi. Yukarıdaki hikâyeyi anlattım ama sonuç yok. Beni başka bir yetkiliye bağlamamakta ısrarlı konuşan. Sonun iş çirkinleşti ve ben artık ödeme yapmayacağımı söyledim ve sinirle kapattım.

Bugün (Ağustos 13) Vodafon aradı ve icralık olacağımızı söyledi.

Vodafonu aradım ve saat 13:07 de Aslı Hanım ile konuştum. Bütün hikâyeyi anlattım ve 51 TL borcumu ödemeden bir şey yapamayacağını söyledi. Eski konuşmaları da anlattım ve hattımı kapatmak için herhangi bir ödeme yapmama gerek olmadığını teyid etti. Al takke ver külah beni hem bir yetkili ile konuşturmuyorlar hem de kendileri yardımcı olacaklarını söylüyorlar. Peki dedim, ödememi al sonra iptal et. “Hayır, biz ödeme alamıyoruz”. Amacım Aslı Hanımı kaybetmeden işimi halletmek ama olamadı.

Yanlış bilgi verildiği için 51 TL bir zararım olacağını, bunun için şikâyet oluşturulmasını rica ettim ama eski konuşmaların tarih ve saatlerini istediler. Ben, yaptığım her görüşmenin notunu alan bir insan olmadığım için şikâyet de oluşturulamadı.

Borçları ödedim, yeniden telefon ederek 13:32 de Elif Hanım ile görüştüm, hattımı iptal müracaatını aldı, ama Ağustos 21 den önce (fatura kesim tarihi) bir bayide kâğıt imzalayarak iptal işlemimi yapacaklarını söyledi. Yani bir 19 TL daha ödeyeceğim. Beni, bu konuyu konuşacak kimseye bağlayamıyorlar ve Tüketici Derneğine müracaat etmem gerektiğini söylüyorlar.

Yani ilk konuştuğum kişinin beni yanlış bilgilendirmesi ve kişisel olarak da abartılı sinirimden dolayı 70 TL’nin üzerine su içmem gerek. Vakit ayırabilsem dava açacağım ama buna da vakit yok.

Müşteri hizmetleri bu değildir. Müşteri memnuniyetsizliği ancak bu kadar iyi sağlanabilir, bu kurumsallık değil kurum tutmaktır.

Bankalar ve büyük servis sağlayıcılar maalesef böyle ama gelecekte bunu acısını çok çekecekler. Buna girersem 20-30 sayfa süren bir yazı olacağı için girmiyorum.

Banka ve büyük servis sağlayıcılarda ancak para ödeyeceğiniz bir şey alıyorsan canlı görüşmeye imkan var, hakkını aramak için ise öyle bir kavram bile geliştirilmemiş.

Sonuç, banka ve haberleşme servis sağlayıcılar (tekeller) müşteriyi umursamadıkları gibi müşterileri pervasızca soymaktan çekinmezler.

_______________________

NOT: Bu yazıyı yayınladığım gün VODAFON tarafından arandım ve ertesi gün sorunum çözüldü, paramı da geri aldım.

_______________________

Şirketinizin Stratejisini Nasıl Oluşturmalısınız? TEB KOBİ TV

İşe Başlarken “İş Planı” Neden Önemli? TEB KOBİ TV

TOPLANTILAR ve YÖNETİMİ

YANLIŞ OLAN İŞ PLANINI NEDEN YAPIYORUZ?

Her iş planı, hatta her plan yapıldığı andan itibaren yanlıştır diyoruz. Peki neden iş planı yapmakta veya istemekte israr ediyoruz?

Her zaman yazdığım, söylediğim gibi öncelikle iş modeli hazır olan bir işin iş planının hazırlanması çok uzun ve karmaşık bir iş değildir. Uzun ve karmaşıksa da o zaman model zaten daha oturmamıştır.

Planında aslında yaptığımız tek şey işin gelişimindeki vizyonu kağıt üzerine dökmeye çalışarak nihai kararların verilmesi ve kendimiz dahil her paydaşın anlayabileceği bu gün ve yarın tanımlaması yapmaktır.

Yani şu anda bulunduğumuz noktadan, yarın varmak istediğimiz noktaya gidip gidemeyeceğimizi, veya nasıl gidebileceğimizi, bunun için neler gerektiğini görmektir.

Ayrıca, iş planının, işletmelerin büyümesini ve performansını  geliştirdiği, Brinckmann, J., Grichnik, D., ve Kapsa, D. nin 11,046 şirket ile yaptığı araştırmada anlaşılmıştır.

Başka bir araştırma ise (Burke, A., Fraser, S., & Greene, F. J.) iş planı yapan şirketlerin yapmayanlara göre %30 daha hızlı büyüdüğü gözlenmiştir.

Hızlı büyüyen şirketlerin %71’inin iş planı var (Upton, N., Teal, E. J., & Felan, J. T).

“İş Planı”’nın önemini ve yararını gösteren bir çok bilimsel çalışma var.

Aslında kavramlar konusunda mutabık kalmadığımız için ve belki de biraz işin kolayına kaçmak istediğimiz için İŞ MODELİ’nin önemini gözardı ediyormuş gibi görünse bile aslında kavramlarda uzlaştığımızda herkesin aynı şeyi söylediğini ve planlamanın önemini görüyoruz. (İŞ PLANIMI?–İŞ MODELİMİ? (1))

Daha işin başında olan girişimlerin planlarının, yol katetmiş, belli bir yaşa ve noktaya gelmiş şirketlere göre daha basit ve daha kısa planlar hazırlaması aslında doğal. Doğal, çünkü işin başında olanlar, çok hızlı bir biçimde ürünleri, müşterileri hakkında sürekli yeni şeyler öğrenerek sürekli strateji geliştirmek zorundalar ve iş planlarının da değişim hızının bu esnekliğe uyması gerekmekte.

Aslında İş Planı yapmak, sadece geleceği ve gideceğiniz yolu belirlemek değil, belirli hedefler koyarak işiniz, ürününüz ve müşterinizi daha iyi tanıdıkça gerekli değişikliklerin yapılmasını sağlamak için gerekli bir işlev.

İşi başında olanları yapması gereken 50-60 sayfalık iş planları değil, basitleştirilmiş hatta mümkünde 1 tek sayfaya sığabilecek iş planları.

YENİ İŞ KURALLARI

Son zamanlarda işimizin ve şirketlerin geleceği konularında oldukça sık ve çok yazıyorum. Ama aslında farkına vardığımız veya farkına varmadığımız bir şekilde bir çok iş kuralı değişti ve değişmekte hızla devan ediyor ancak bazılarımız bunun farkında bazılarımız ise henüz anlayamadı.

Bugün benim yaşlarımda olan bir arkadaşım ve onun oğlu ile konuşuyordu, arkadaşım cep telefonuna nasıl direndiğini ve sonunda oğlunun ısrarları ile aldığını anlattı ve bugün akıllı cep telefonu yanında olmadığı zamanlar paniğe girdiğini söyledi. Aslında bu arkadaşım bazı değişimlerin farkına varmasına rağmen bir çok şeyin henüz farkında değil veya anlamsız bir şekilde direniyor.

Dünyadaki bu tip değişimlerin çoğu batıdan bu tarafa doru esse de artık bu esinti çok hızlandı ve değişimin ülkemize yansıma süresi eskisine oranla çok hızlandı. ABD’de son yapılan araştırmalara göre bağımsız, kendi başına çalışanların sayısı 53 milyona ulaşarak çalışan nüfusun %34’ünü oluşturmuş ve bunların çoğu evde veya ortak kullanılan ofislerde çalışıyor.

Artık Türkiye’de ortak kullanılan ofis ilanları her geçen gün artmakta ve bunlar çeşitli bölgelere doğru hızla yayılmakta.

Guy Kawasaki’nin dediği gibi, artık “Nerede çalışıyorsun?” sorusu anlamsız ve hatta kaba bir soru haline geldi. “Şu sıralarda ne üzerinde çalışıyorsun?” daha mantıklı bir soru oldu.

Artık iş günün her saatinde, her yerde yaşamımıza girmiş durumda ve gittikçe derinleşerek kazınıyor yaşama.

Şu anda bazılarımızın (Türkiye’de birçoğumuzun) kurtulamadığı eski kurallar aslında fabrika ve yazıhane kurallarına göre, kalıcı iş sağlayan sabit işverenler tarafından, insanların kariyerini belirleyecek bir şekilde, eski düzen tarafından yazılmış kurallar.

Yeni düzen ise neredeyse başka bir gezegene ait; esnek, işimizin sürekliliği güven altında değil, ve işimiz belirli saatlerden, yerlerden ve işverenlerden bağımsız.

Yeni iş kuralları konusunda FASTCOMPANY’de Ross Perlin’in güzel bir yazısı var, ondan bazı alıntılarla yeni iş kurallarını aktaracağım.

Eski kural : Her sabah işe gidilir.

Yeni kural : İş veya çalışma, dünyanın herhangi bir yerinde, sizin bulunduğunuz yerde yapılır.

New York’da artık sabah işe gidiş, akşam iten dönüş saatlerindeki trafik yoğunluğu ve kargaşa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamış. Evde çalışma esnekliği ve ortak ofislerin kullanımın bundaki etkisi çok yüksek. Ortak çalışma alanlarının toplamda 20,000 üniteye vardığı tahmin ediliyor.

WordPRess’in sahibi olan şirket çalışanlarının 100%’ü ofis dışında çalışıyor.

Burada teknolojinin katkılarının yanısıra insanların rahat oldukları yerde çalışmayı tercih ettikleri gerçeği de var.

Eski kural : İş, 9 – 5 arasında yapılır.

Yeni kural : İş 7/24 yapılır.

Artık işverenler için işin ne zaman yapıldığı değil, zamanında ve istenen standartlarda yapılıp yapılmadığı önemli. İstediğiniz zaman istediğiniz yerde işinizi yapabilirsiniz, özel yaşam ile iç içe girmesi ise sizin sorununuz.

American Psychological Assosiztion’ın yaptığı araştırmalar göre :

ABD’lilerin neredeyse tamamı tatil günlerinde en az bir kez iş elektronik postalarını kontrol ediyorlar,

Yine neredeyse bunların tamamı hastalık izninde de, hafta içerisinde işten çıktıktan sonra da yapıyorlar.

%44’ü tatildeyken de bunu yapıyor,

Siz nasılsınız bu konuda?

Uykumuz bile artık elimizden alınıyor. Jonathan Crary’ın çalışmalarına göre bugün yetişkin bir ABD’linin günlük ortalama uykusu 6.5 saat, bir nesil önce bu 8 saati ve 20. yüzyılda ise 10 saat.

Siz ne kadar uyuyorsunuz?

Yine yapılan araştırmalar, insanların bir çoğunun gece en az bir kez elektronik posta kontrolu yapmak için uyandığını söylüyor.

Eski kural : Tam gün, sigortalı iş.

Yeni kural : İşten işe, projeden projeye geçiş.

Arık yap işini al maaşını dönemi bitti DEĞİŞİM bizi bambaşka yerlere sürükledi. Yakın bir zamanda bir çoğumuz kendi işimizi yapmak zorunda kalacağız. Kendi işini yapanlar ise projeden projeye atlamak zorunda yaşamak için.

Size daha ne kadar maaş verecekler?

Eski kural : İşve kişisel yaşam iki ayrı ve değişik hayattır.

Yeni kural : İş ve yaşam arasındaki ince çizgi artık neredeyse yok.

İş yaşamı ve kişisel yaşam eskiden beri sürekli konuşulan ama ancak aslında pek de var olmayan kavramlardır. Artık ikisi de iç içe geçmiş, birbirine karışmış durumda. O derece ki sosyal medya paylaşımlarınız ve hatta arkadaşlıklarınız bile iş çerçevesine uymaya başladı.

Sizin durumunuz ne?

Eski kural : Ailenizi ve kendinizi geçindirmek üzere para kazanmak için yapılır.

Yeni kural : Bir işten zevk alındığı, bir anlamı olduğu için çalışılır, yaptığınız işi sevmelisiniz.

Artık “iş arıyorum” demek yeterli değil diyor Miya Tokemitsu, kendi markanızı geliştirmek için bazı nedenler, sebepler olmalı ve coşkuyu doğurmalı. Bizi buna inandırmaya çalışıyorlar.

Siz işiniz ne kadar seviyorsunuz? :)

İŞ PLANI & İŞ PROGRAMI

Sanırım Türkçede “iş” kelimesinin anlamına bağlı olsa gerek, iş planı” ve “iş programı” kavramları sürekli karıştırılmakta ve birçok yönetici, patron “iş programı” tabirini kullanarak çalışanların da kafasını karıştırmakta.

Geçenlerde arayıp yardım isteyen bir okuyucum, büyük bir şirkete iş başvurusunda bulunmuş ve üçüncü görüşmeden sonra karar aşaması için İK departmanı, patronun (veya üst düzey yöneticinin) okuyucumun aday olduğu görev ile ilgili olarak bir “iş planı” sunumu yapmasını istediğini bildirmiş. Burada kafası karışan okuyucum konuyu açarak anlamaya çalışırken İK’nın da aslında bu farkı bilmediğini görmüş.

İK’ların birçoğunda maalesef bu tip işletmecilik cehaleti var ve ben anlamam, ben İK’cıyım mantığına sürekli rastlıyorum ama bu yazının konusu değil.

Zaten bu yazının konusu olan iş planını kısa bir tanımla geçeceğim.

İş Planı, bir şirketin geçmişini, gelecek için vizyonunuzu ve bu vizyondaki hedeflerine varmak için uygulayacağı planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır.

Peki “iş programı” nedir ?

Bir işin, faaliyetin, optimum süre ve ve maliyette nasıl yapılacağını planlamak için, o işin, faaliyetin birbirinden bağımsız en küçük parçalarına bölünmesi ve ardından da birbiri ile bağımlı ve bağımsız olan küçük faaliyetlerin sıralandırılarak o işin faaliyetin nasıl yapılacağının planlanmasıdır.

Sürekli olarak rutin bir şekilde yapılmayan her işin bir proje olduğunu düşünürsek, aslında bu “proje yönetimi”dir. Her ne kadar ağırlıklı olarak inşaat yönetimi ile karıştırılsa da, proje yönetimi prensipleri her türlü projede uygulanabilir ve en basit şekliyle CPM ve GANT yöntyemleri kullanılabilir.

Sonuç olarak bu kavramları karıştırarak çalışanların da kafasını karıştırmamakta yarar var.

İŞİMİZ ve ROBOTLAR

kuraAynı konu ile ilgili geçenlerde, ağırlıklı olarak beyaz yakalıların işlerinin robotlara doğru kayışı ile ilgili bir yazı yazmıştım.

Yeni okuduğum bazı yazılar, mavi yakalıların işlerini robotlara kaptırışı
ile ilgili.

Servis sektörü hızla otomasyona gidiyor. Bunun en büyük
örneklerinden biri aslında ATM’ler. 1980 li yıllarda (bu evre Türkiye’de
yaşanmadan geçti), ABD’de tüm ATM’ lerde insanlar istihdam edilirdi.
1990’larda nerdeyse dünyadaki tüm ATM’ler makineleşti robotlaştı.

Hızlı servis veren (fast food) restoranlar dünyanın en düşük ücretleri
ödeyen, aynı zamanda da en büyük insan sayılarını istihdam eden
kuruluşlar ama acaba bu daha ne kadar devam edebilecek?

Momentum Machines Inc. gurme kalitesinde hamburger yapan tam
otomatik robotlar geliştirmeye başlamış. Fast food restoran çalışanı
daha önce hazırlanmış olan hamburgeri ocağa atarken bu robot, taze
kıymadan hamburgeri istenen şekilde hazırlıyor, ızgaraya koyuyor, en
iyi şekilde pişmesini sağlıyor, hamburgeri ekmeğin içerisinde
yerleştirirken sipariş aşamasında istenen domates, soğan vs. yi de
yerleştirerek servis ediyor. Üstüne üstlük saatte 360 hamburger
hazırlayabiliyor.

Yapılan hesaplara göre bu robot bir yıldan kısa bir süre içerisinde
kendisini geri ödüyor, mutfakta kullanılan yeri minimize ettiği için satış
alanlarının genişlemesine de destek vererek restorana katkısını
yükseltiyor.

Japon sushi zinciri Kura başarılı bir şekilde fast food sektöründe robot kullanımına öncülük ederek 262 restoranının tamamında robot kullanımına başlamıştır. Bu sektörde ürünün tazeliği en önemli kriterlerden biri olduğu için bunun takibini yapan otomasyon sistemiz süresi dolan ürünü servis alanından hızla kaldırabilmektedir. Masalarındaki ekranlardan siparişlerini veren müşterilere siparişleri otomatik taşıyıcılarla gelmekte, yemeğini bitiren müşteriler tepsiyi masa yanındaki girintiye koymakta, bütün bulaşıklar robotlar tarafından toplanıp yıkandıktan sonra tekrar mutfağa yönlendirilmektedir.

Artık her restoranda ekip bulundurmak zorunda kalmayan şirket yönetimi de merkezileştirerek çalışan yönetici sayısından oldukça tasarruf etmeye başlamıştır.

Tüm bunların sonucu sushi fiyatın 100 yene (yaklaşık 2.5 TL) ye indirebilen şirket rakipleri üzerinde büyük bir baskı sağlamıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ancak unutulmaması gereken en önemli şey, Momentum Machines yöneticilerinden Martin Ford’un söyledikleri:

“Yaptığımız araçların amacı çalışanların verimliliğini artırmak değil. Onlardan tamamen kurtulmak.”

Peki biz buna hazırmıyız?

ZAPPOS VE HOLACRACY

“HOLACRACY”, otoritenin dağıtıldığı, örgütlerdeki geleneksel yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarı yaklaşımı yerine herkesin rolleri doğrultusunda hem lider hem de takipçi olduğu yeni ve modern bir yönetim sistemi.

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.” demiştim geçenlerdeki “HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY” yazımda.

Holacracy’i dünyada ilk ve en sadık uygulayıcılarından biri ZAPPOS.

Bu radikal örgütsel değişim doğrultusunda ZAPPOS’un CEO’su Tony Hsieh çalışanlara geçenlerde nazik ve kibar bir duyuruda bulunarak “öz yönetimin” ve “öz örgütlenmenin” herkese göre olmadığını ve arzu edenlerin 3+3 aylık maaş ve tazminatlarını alarak ayrılmakta özgür olduklarını bildirmiş ve sonuç olarak 1,503 ZAPPOS çalışanından 210’u, yani çalışanların %14’ü şirketten ayrılmayı tercih etmiş. (FASTCOMPANY)

Holacratic (bu kelimeyi ben uydurdum galiba, holacracy ile çalışan örgüt anlamında) bir ortamda çalışmak bazı alışkanlıkları yıkmayı gerektiriyor doğal olarak. Yıkmak istediğimiz, emir almak, sorumluluktan kaçmak gibi sistemin üzerimize onlarca yıldır yıktığı vazgeçilmesi zor, hayatı kolaylaştırıcı olduğuna inanılan ve biraz da eski nesil alışkanlıklar. Holacratic bir ortamda çalışma özgüven, bilgi, hedefe varma içgüdü, paylaşma, güven, takım oyunu gibi bir çok kavramı içermekte. Bakalım ZAPPOS nereye gidecek.

Next Page →

Follow on Feedly