GİRİŞİMCİLİK DERSİ–yyü – VAN

14 Şubat’da, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde, Hüseyin Şıvgın’ın “”İş Planı” sunumuna 2 dakika bile olsa, aşağıdaki video ile katıldım. Teknik olanakları çözebilseydik derse skype üzerinden real time, online katılacaktım.

Beni ders davet eden Hüseyin Şıvgın’a, derse katılmama izin veren Sayın Doç.Dr.Abdullah OĞRAK’a teşekkür ederim.

ŞİRKETLERİN YAŞAM SÜRESİ

tracksSürekli değişimin hızından, teknolojik değişimin logaritmik yapısının hem iş hem de özel yaşamımızı nasıl etkilediğinden, buna bağlı olarak da şirketlerin yaşamlarının nasıl kısaldığından bahseder dururum.

Şirketlerin kısalan yaşamları, toplumum tüm çalışan kesimlerinin iş yaşamını da doğrudan ilgilendiriyor ve değiştiriyor.

Bugün konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek okudum. Amazon’un artık sattığı ürünleri insansız uçan araçlarla göndermeye çalıştığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu teslimatlarda kullanılacak olan sistemin test edilmesi için gerekli izinleri almak amacıyla Amazon, Federal Havacılık Kuruluşuna başvurmuş, bürokratik nedenlerle bu izinin alınması altı ay kadar sürmüş ve geçenlerde izin belgesi ellerine ulaşmış.

Ulaşmış, ancak izin başvurusunda belirtilen insansız hava aracı bu süreç içerisinde artık demode olduğundan kullanımdan kalkmış…

(Kaynak : Amazon Wins Approval to Test Delivery Drones in US)

Evet, çağımız arık hız çağı, eskiden kullandığımız zaman kavramına ilişkin bir çok şey artık geçerli değil.

Ancak yaşamımızı da hızla değiştiriyor, değişimin önüne geçemez isek de yok oluyoruz. Şirketlerin yaşamları da bu yüzden kısalıyor.

1930 lardan bu yana bir şirketin beklenen yaşamı yarı yarıya düşmüştür.

Prof. Rolf Strom Olsen

1955 yılında Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerden sadece 61 tanesi (%12.2si) 2014 yılı listesinde vardı.

Mark J.Perry
American Enterprise Institute

1955 yılındaki listede bulunan şirketlerin ortalama yaşı 58 iken, 2011 listesinde bulunan şirketlerin ortalama yaşı 13’ e inmiştir.

Fortune 500 Extinction

Tabi bu arada hala yüzyıllardır yaşayan çok aza sayıda şirketler var, Businessweek’de yayınlanan güzel bir yazı var bu konuda. Yazı, uzun yaşayan şirketlerin ortak özelliklerini araştırmış ve incelemiş. Bu ortak özellikler şöyle sıralanıyor:

  1. Uzun ömürlü şirketler çevreye duyarlı,
  2. Uzun ömürlü şirketler kişilik sahibi ve bu kişiliğe bağlı,
  3. Uzun ömürlü şirketler esnek,
  4. Uzun ömürlü şirketler para harcarken çok tutucu.

Değişimin içerisinde yaşarken değişmek yetmiyor, değişime yön vermek gerekiyor.

İŞ PLANIMI?–İŞ MODELİMİ? (1)

planİş planı bitti, iş planına gerek yok artık diyen birçok yaklaşım var ancak yıllar içerisinde birçok girişimin içinde ve başında olarak veya birçok girişim projesine aday yatırımcı olarak baktığımda gördüğüm şey beni sürekli İş Planı’na doğru sürüklemekle birlikte tabi ki İş Model’inin de önemi konusunda hiçbir şüphem yok.

İş Modeli tartışmalarını başlatan iki anahtar olay vardır:

Alexander Ostarwalder’in 2010 yılında yazdığı “İş Modeli Üretimi (Business Model Generation)” ve Eric Ries’in 2011 yılında yazdığı “Yalın Yeni Girişim (The Lean Startup)” kitapları.

Ayrıca 2012 yılında Steve Blank ve Bob Dorf’un yazdığı “ Girişimcinin El Kitabı (The Startup Owner’s Manual)” adlı kitabı ile de yalın girişim ve İş Modeli kullanımı konularına ağırlık vermiştir.

Aslında 2007 de yazmaya başladığım ve çalışma yaşamım nedeni ile sürekli kesintilere uğrayan “Girişimciler İçin Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama” adlı kitabı 2009 yılında bitirmiş olmama rağmen yayıncı arayışı, yayıncının hazırlık aşaması vs. derken gerek İş Modeli gerekse Yalın Girişim kitabımda maalesef yer alamadı. Yer alamadı, çünkü bu kavramlar henüz neredeyse ortada yoktu.

Aslında kitabın başlığı içerisinde KOBİ’lerin de belirtilmesini istememe ve düşünmeme rağmen yayıncı bu ismi daha uygun buldu.

Bunu istememin nedeni gerek girişim gerekse yaşayan bir işin İş Plansız sağlıklı bir şekilde yürümesine olanak olmayacağı konusundaki kesin inancımdır ki bu inanç bence 35 yıllık profesyonel yaşamımda kanıtlanmıştır.

2011 den bu yana birçok görüşü değerlendirdim, birçok görüş sahibi ile tartıştım. Sonuçta her zaman söylediğim gibi önce kavramların birbirine karıştığını, sonra da bazı yazarların isim yapmak veya parlamak adına sivri çıkışlar yaptığı sonucuna vardım.

Aslında benim vardığım sonuç, her iki kavram da aynı, ikisinin amacı da kurduğumuz veya kuracağımız işi hem kendimize, hem başkalarına tanımlayabilmek, anlatabilmek için kullanılan, işin varmasını istediğimiz noktaya gidebilmesi için gereken yol ayırımlarını belirleyen stratejik bir araç ve doküman .

İş Modelinin, İş Planından farklı olarak, en önemli özelliklerinden biri de bir sayfa üzerinde ve görsel olarak hazırlanmasıdır. Ostarwalder’in buradaki görsel ve tek sayfada sunumu, işin hızlı anlaşılabilmesi açısından çok önemlidir. İş Planı, tek sayfaya dökülebilen ve görselliği ön planda tutmayan bir yapıda olduğu için hazırlanması ve okunması açısından daha fazla zamana ihtiyaç göstermektedir.

Her ikisini karşılaştırırken İş Modeline ağırlık verenler temel olarak İş Planının hazırlanması için gerekli sürecin uzun olması, bu uzun sürecin ise zaman kaybına, hatta çevre değişikliklerine bağlı olarak geride kalmaya neden olacağına bağlanmaktadır. Benim buna yanıtım ise her zaman .” Benim tecrübelerim sonucu önerim, eğer bir İş Planı için gerekli bilgileri (işin yapısına bağlı olarak) 2-6 hafta arasında toparlayamıyorsanız ve bu süreden sonra İş Planı’nı hazırlamanız 2-4 haftayı aşıyor ise muhtemelen yanlış bir iş düşlüyorsunuz demektir.” (kitaptan alıntı)

Burada iki önemli nokta var,

HAKİM KIZDI DİYE AĞLAMIYORUM…..

boss1İki sene evvel… Adliye yolunda aklıma fakültedeki ilk ders geliyor. Çekine çekine, süklüm püklüm ders salonuna giren ben, ders saati sona erdiğinde yeleleri kabaran bir aslan gibi salondan çıkmıştım. Artık şöyle düşünüyordum: “Ben ayrıcalıklıyım. Ben hukukçuyum. Hepiniz benim hukuksal bilgilerime muhtaçsınız. Küçük dağları önce fakültedeki hocam, sonra da ben yarattım, tamam mı? Ben, ben, ben var ya ben…” Aklınızdan geçeni tahmin edebiliyorum: “Haspama bak, sevsinler…” Valla sevsinler…”

Diye başlıyor Av. Pelin Pınar Kaya’nın yazısı ve daha ileride kim olduğuna karar verirken sistemin nasıl burnunu sürttüğünü ve hangi yollardan geçtiğini anlatıyor.

Bazıları, çıkarları örtüşmediği ve kişisel çıkarları her şeyin önünde olduğu için bunu anlayamıyor, bazıları Dunning-Kruger etkisi ile cehaletinden anlayamıyor, bazıları ise hakikaten küçük dağları yaratanlardan olduğunu sanıyor. Başka bir grup ise, yine kişilik yetmezliği sonucu  en-el hak demenin masturbasyonunu yaşayabilmek için.

Tabi ki bu sadece hukukçular için geçerli değil, doktorlar, askerler, mühendisler, maalesef öğretmenler, devlet memurları ve müdürlerle genel müdürleri de kapsıyor. Apartmanınızdaki avukat, köşedeki emekli general, alt sokaktaki öğretmen, yokuşun başındaki imam, sizin kapıcı, bizim bakkal. Sadece meslekle kısıtlı değil tabi ki, anne, baba da var bunların içerisinde, politikacıların neredeyse tamamı dahil bunlara. Kimimiz farkına vararak veya varmayarak, kimimiz ise sürekli, kendimizi “fasulye gibi nimetten” sayıyoruz.

Bu yapı, doğal olarak istenmeyen, sevilmeyen ve insanların kaçtığı bir yapı. Belki elli yıl önce yokluktan işe yarıyordu ama yeni nesiller artık bunlara papuç bırakmıyor.

Yeni nesil, artık değişen dünyaya sizden daha değişik baktığı için, yaşam ve iş kelimelerinin anlamlarının onun için değişik olması nedeni ile, artan seçenek şanslarının sunduğu olanaklarla, bu gibi insanlardan uzaklaşmayı tercih ediyor.

Çevrenizde sizden yeteneksizler kalıyor ki bu da sizin değil ilerlemeniz, gerilemeniz için en büyük neden.

İyi bir patron, iyi bir yönetici hatta iyi bir insan olabilmek için bilmediklerinizin, bildiğinizi sandığınız şeylerden ne kadar çok olduğunu anlamaya ve görmeye çalışın.

İŞ PLANINDAN İŞ MODELİNE GEÇERKEN

KASABA POLİTİKACILARI ve ŞİRKETİMİZ

politikBu sıralarda işimizin geleceği, gerek çalıştığımız ve maaş aldığımız iş açısından gerekse de şirketler açısında çok ilgimi çeken, okuduğum ve üzerinde çalıştığım bir konu.

Değişimin hızı ortalığı yıkıp geçirirken (yıkıcı değişim) bunun etkilerini sosyal yaşamımızda görüyoruz ve nesillerin düşünce, algı yapıları değişirken 2-3 hatta 4 nesil bir arada yaşamaya, çalışmaya başlıyor.

X, Y, Z, millenial nesillerinin yanında ve hatta maalesef çok üst kademelere ulaşmış, ancak maalesef değişimi algılamaktan uzak bir dinozorlar nesli var ki ben bunu yıllardır “kasaba politikacısı” olarak adlandırıyorum kişisel konuşmalarımda.

Bu kasaba politikacıları her yerde hala, ve maalesef yeni nesillerin içerisine de sızmış durumdalar.

Kim bu yaşamımızdaki kasaba politikacıları?

Şirket sahibi,

Şirketinizde müdür,

Devlet dairelerinde müdür,

Okulda öğretmen,

Taksi de şoför,

Apartmanınızda yönetici,

Çevrenizdeki esnaf,

Mahallenizde avukat.

Tanımlamaya çalışırken kasaba politikacılarını o kadar çok not almışım ki, bir türlü tanımlamayı yazamamışım bugüne dek ve onun için de yazılarımda kullanmaktan kaçındım. Ancak bugün belki de 30 yıldır görmediğim, eski arkadaşım Rüştü Bozkurt’un yaptığı tanımlamayı gördüm ve çok beğendim.

Aşağıdaki tanımlamayı Rüştü Bozkurt’un yazısından aktarıyorum:

Kasaba politikacısının özellikleri

1.Kasaba politikacısının en önemli göstergesi, herhangi bir ilke, kural, standart, kuram, bilgisi olmadan, sadece kulaktan  dolma  malumatla   siyaset yapmaya iman etmiş; o nedenle, dedi-kodu, dedim-dedi düzeyini aşamamış olmaktır.

2.Kasaba politikacılığı, bir güce yamanarak,değer katmayan sadakat, sorgulamayan itaat, tartışmadan alkışlayan dalkavukluktur.

3.Kasaba  politikacılığı, farklı olan ve kendinden önde bulunan değerli insanları karalayarak, çelmeleyerek, pusu kurarak, arkadan vurarak,düello cesareti göstermeden siyaset ortamında dolaşmaktır.

4.Kasaba politikacılığı, insanların  kim olduklarına odaklanma, hangi inanca, hangi aşirete, hangi cemaate, ırka, mahalleye, kente,kasabaya mensup olduklarını  esas alan ittifaklar üzerinden siyaset yapmaya çabalamaktır, insanların ne yaptıklarını önemsememektir.

5.Kasaba politikacılığı, siyaseti  ayırma, gruplmama, çatışma, düşman yaratma üzerinde kurgulayarak, kendi dar çevresi ve dükalıklarıyla  sadece makam ve mevki arayışı, kişisel tatmin peşinde olmaktır.

6.Kasaba politikacılığı,  fiziki ve entelektüel değer katmadan, ortada görünerek "meydan amirliği" ile "siyaset üretimini" ayırmayan "şark kurnazlığı"dır.

7.Kasaba politikacılığı, yöre ile ilgili hiçbir proje üretmeden, projeleri kitlelere ulaştırılması için emek ve zaman harcamadan, kitlelerin maddi ve kültürel zenginliğini artırma motivasyonunu  yükseltecek  işbirlikleri için  çabalamadan,kendi çıkarlarından bir kıymık bile ödün vermeden, makam ve mevki sahibi olmanın ilkesiz tutkusudur.

8.Kasaba politikacılığı, "sadece ben bilirim,benden büyüğü yoktur" ego şişirmesi nedeniyle "topraklara ve kurumlara küsülmez" evrensel ilkesini görmezden gelmek; toplumun diğer aktörlerine  tepeden bakmak,"sorgulamayan toplumların" yarattığı boşlukları değerlendirme fırsatı  yakalamış olmaya  aşırı değer yükleyerek, kuruluşlara, kurumlara ve yöreye orta ve uzun dönemde verilen zararı irdelemeyen, "kendine ayna tutmasını" bilmeyen, akıl gözü  kapanmış davranışlara sahip olmaktır.

9.Kasaba politikacılığı,en şeffaf ortamlarda, konuyu bilenlerin huzurunda  tartışarak düşünceleri arındırmanın etkin aracı olan gönüllü "hesap verme" ilkesinden kaçınmayı şiar edinen erdemsizliktir.

10.Kasaba politikacılığı, kendisini doğrudan veya dolaylı ilgilendiren olay ya da olguların eleştirileri karşısında "açık hesap verme özgüveni" yerine "kulakları sağır eden sessizliğin karanlığına" sığınma kolaycılığı ve ilkelliğidir.

Eğer şirket sahibiyseniz;

Bu şirketin sahibi siz, kasaba politikacısı iseniz ya hemen değişin, ya da batmadan şirketinizi kapatın,

Eğer şirketinizdeki yöneticilerden biri veya bir kaçı kasaba politikacısı ise hemen işine son verin,

Eğer çalışansanız;

Şirketin sahibi veya yöneticileri kasaba politikacısı ise hemen yeni bir iş aramaya başlayın,

Bireysel olarak ise;

Kasaba politikacılarını apartman yöneticisi seçmeyin,

Onların yakınlarında fazla durmayın, onlara iş vermeyin.

Çünkü onlar size ve çevrelerine zarar vermek için yaratılmışlardır.

ŞİRKETİMİZİN GELECEĞİ

İŞİMİZ ve ROBOTLAR

İnsanoğlu endüstri devriminden bu yana sürekli makinalar benim işimi ne zaman elimden alacak korkusunu yaşıyor. Bugüne dek gelişen her teknoloji insanların işini eline alırken insana yeni işler yaratıyordu ama artık robot – bilgisayar – haberleşme – teknolojilerinin geldiği son durum düşünen ve öğrenen makinaları da geliştirmeye başladı.

Artık yok olmaya başlayacak meslekler mekanik işler değil beyaz yakalıların işleri de. Yani sadece şoförlük, kaptanlık ve pilotluk gibi işler değil avukatlık, doktorluk gibi işlerde önümüzdeki yıllarda hızla yok olmaya aday.

Yukarıdaki video AMAZON’un bir dağıtım merkezini nasıl işlediğini gösteriyor. O dağıtım merkezinde 10 yıl kadar önce yüzlerce kişi koşturuyordu.

İHA’lar (insansız hava aracı)  artık neredeyse savaş uçaklarının yaptığı bir çok şeyi yapabiliyor, arabalar kendi kendine gidiyor.

Çok ama çok yakın zamanda doktorluk mesleği gibi günümüzün gözbebeği meslekler de yok olacak.

Oxford üniversitesini yaptığı bir çalışmaya göre önümüzdeki 20 yıl içerisinde ABD’deki işlerin %47 si yok olma riski ile karşı karşıya.

Sadece çalışanların değil, şirketlerin de işleri yok olma yolunda.

Şirketlerin ve çalışanların geleceği yaşamsal olarak önem kazanmakta ama unutmayın, Dan Pink’in dediği çok doğru: “Yetenekli insanların örgütlere,  örgütlerin yetenekli insanlara olan ihtiyacından çok daha az ihtiyacı var.” Bunun için ileride yaşamınızı sürdürebilmek açısından yeteneklerinizi geliştirmek ve kendinizi bir şirket gibi görerek İş Modelinizi yapmak zorundasınız.

LİDER Mİ – YÖNETİCİ Mİ?

ManLead

Geçenlerde okurken Henry. Mintzberg’in söylediği bir şey epeyce ilgimi çekti ; “Liderlik edemeyen yöneticiler cesaret kırıcıdır, ancak yönetmeyen liderler ise olup bitenden habersizdir. Bu anlamda ikisini birbirinden ayırmak anlamsızdır.”

Lider yönetici ayırımı yapan bir çok insan, yazar ve düşünür var. Liderlerin ve yöneticilerin niteliklerinden tutun yaptıkları şeylere kadar bir çok ayırım listelenmiş durumda.

Kişisel olarak her zaman düşündüğüm aslında her ikisinin vasıfları ne kadar farklı olursa olsun bunları bir arada barındırmayan kişiler yönetici ve/veya lider olamazlar. Sadece iyi ve kötü yönetici ve liderler vardır.

Aslında vasıfları ne kadar farklı olursa olsun da yanlış bir deyiş, ikisin de aynı olmadığı o kadar konuşuldu, ve varsayılan farkların listesi o kadar çok yazıldı  ki, söylem hatasına düşmek kolay oldu. Her ikisinin de vasıfları arasında çok az fark vardır.

Liderlik vasıflarının bazılarını barındırmayanlar yaşamlarını orta seviye yönetici ve oradan oraya sürüklenen bir yapıda geçirirler.

Yöneticilik vasfında eksiklik olanlar ise fitili ateşledikten sonra yangının büyümesine fırsat bulamadan yer değiştirirler ve arkalarından iyi idi ama bize uymadı dedirtirler.

Tabi bu arada başarı için, lider-yönetici ile eğer uzun zamandır yürüyen bir organizasyona geliyor ise uyum sorunlar her zaman olabilir ve patronlar paydaş değil patron olarak davranıyorsa uyum sağlamak zorlaşacak ve lider-yöneticini o organizasyonda başarı şansı kalmayacaktır. Ancak bu da onun başarısızlığı olarak algılanmamalıdır.

EN ÇOK MİLYARDERE SAHİP KENTLERDEN BİRİ DE İSTANBUL

FORBES dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre, dünyada en çok milyarder olan kent, 78 milyarder ile New York. İstanbul’un ise 28 milyarderi var.

Infographic: The Cities With The Most Billionaires | Statista
You will find more statistics at Statista

Next Page →