“İş Planı Geliştirme” sunumu – 7. Ulusal BÖTE Öğrenci Kurultayı 04 – 05 – 06 Mayıs 2013 Bahçeşehir Üniversitesi

Iş Planı Geliştirme from Tufan Karaca

VİZYON ve MİSYON’u anlamak neden bu kadar zor ?

Uzun zamandır vizyon ve misyonu, aralarındaki farkları anlatmaya çalışıyorum. Bunun temel nedeni, büyük diyebileceğimiz birçok kuruluşta dahi baştan beri anlaşılmamış olduğunu sürekli gözlemlemem.

Neredeyse baktığım tüm kurum vizyon ve misyonlarında sıralama dahi yanlış, genelde önce misyonu ve ona bağlı (ki olmaması gereken) bir vizyonu anlatıyorlar.

Misyonu belirleyen vizyondur, tersi değil, bu nedenden dolayı önce vizyonun ardından da, vizyona gittiğimiz yolda bu gün ne yapmakta olduğumuzu gösteren misyonun gösterilmesi gerekir.

Alice : Buradan gitmek için bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misin?
Cheshire Kedisi :
Nereye gitmek istediğine bağlı bu.
Alice : Neresi olduğunun önemi yok!
Cheshire Kedisi :
O zaman hangi yol olduğunun da bir önemi yok.
Alice : Sonunda herhangi bir yere varsın da.
Cheshire Kedisi :
Elbette varacaksın. Eğer yeterince uzun yürürsen.

Dün gittiğim İdealtepe Göz Nuru Vakfı’nda, aşağıda gördüğünüz misyon ve vizyon” duvarda asılı. Tanımlamalardan yola çıktığımızda dahi yanlış, en azından başlıkların yeri değişse bile daha anlamlı olacak.

 goz

Sanırım bunun nedeni öncelikle vizyon ve misyonun kurum için olan önemini anlamamak, ondan sonrada bu kavramları anlamamakta yatıyor.

Muhtemelen kurumun başında birisi, “yahu bunlar herkeste var bizde de olması gerek” zihniyeti yola çıkıyor, kavramların kendisini ve önemini anlamadığı için de başka birilerine bizim vizyonumuzu ve misyonumuzu yazın diye buyuruyor, bu aynı şekilde 2-3 kademe daha yürüyor. Sonunda birileri bir şeyler yapıyor ve bu da yalan yanlış kullanılmaya başlıyor.

Alın aşağıda bir örnek daha, OYAK’ın web sitesinden alınmıştır.

oyak

Paydaşları öne çıkartan yaklaşımın bu kadar keskin olduğunu ilk kez görüyorum.

Emir kumanda zinciri içerisinde davranan bir kurumun yapısı ancak bu kadar ortaya çıkartılabilir sanırım.

Bu yazının yorumlarına, Türkiye’de rastladığınız en güzel ve amaçlarına uygun yazılmış vizyon ve misyonları gönderenlerden seçeceğim 5 kişiye “Girişimciler İçin Kolay ve Hızlı İş Planı Hazırlama” adlı kitabımı hediye edeceğim.

İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜNÜN TEFTİŞİ, PARDON SAYGISIZLIĞI !!

Bugün yıllık göz muayenemizi yaptırmak için karı koca İdealtepe Göz Nuru Koruma Vakfı’na gittik. Aslında hiç de kötü bir yer olmamasına karşılık daha aşağıda yazacağım bazı rutin aksaklıkların -ki bunlar kamu veya özel tüm sağlık kuruluşlarına hakim- dışında bir de rutin olmayan aksaklıkla karşılaştık.

Normal bir şekilde sıramızda beklerken bir hareket oldu, gelen giden falan derken kattaki tüm doktorlar kayboldu. Bir süre sonra doktorlar bir grup insanla gözüktü, doktorumuz arada özür diledi ve “teftiş” var dedi.

İl Sağlık Müdürlüğü “teftiş” yapmaya gelmiş. Ne güzel değil mi ? Sağlıkla ilgili bir kuruluşun tabi ki sağlık açısından sürekli “teftiş” edilmesi gerekir.
Ancak bu teftişe doktorları da dahil ettikleri için yaklaşık 20-25 kişilik bir grup insan – müşteri – hasta, ne derseniz deyin 45 dakika kadar gecikmeli bir şekilde işlerimizi bitirebildik.

Ben bunu teftiş değil, terbiyesizlik veya insana saygısızlık olarak algılıyorum.

Neden derseniz, hiç bir kişi veya kuruluşun ki buna devlet de dahil, acil bir durum söz konusu olmadığı zaman, hiç bir insanın zamanını çalmaya hakkı olmadığını düşünüyorum. Sırada bekleyen, daha önceden randevu almış 25 kişiinin, ki muhtemelen bir çoğunun gün içerisinde başka işleri de var, 45 dakikasını çaldığınızda, 45×25= 1,125 dakika veya yaklaşık 19 saat eder. Bir de bu insanların olası işlerindeki aksamayı da düşünürseniz bu zincirleme reaksiyonun zaman maliyeti çok yüksek olacaktır.

Bunu Müdürlüğün yetkililerine söylediğimde aldığım cevap ise, “sizlerin iyiliği için” oldu.

Peki bu iş yapılırken :

Hastalara bakan doktorları meşgul etmek gerekir miydi ?
İdari görevliler ile teftiş yapılıp doktorlar ile olan sorunlar randevuların bitiminde halledilemez miydi ?

Tabiki yapılırdı,ama ancak işine ve insanlara saygısı olan kişiler tarafından.

Orada bekleyen insanlar hasta, sadece hasta değil aynı zamanda o binadaki hizmetin devamını sağlayan müşteriler, böyle bir yaklaşımı hiç bir şekilde hakketmez.

Aslında başta da söylediğim gibi nedense özel sağlık kuruluşlarında dahi nedense hasta = müşteri devlet kurumlarında olduğu gibi kul gibi algılanır. Bunu nedenini anlamak kolay, hastaların bu kurumlara mahkum oldukları kabul edilir ve bu sonuna kadar kişiye hissettirilir. Ben, özel sağlık kuruluşları ve doktor muayenehanelerinin % 80′ninde doktorların dışındaki (hepsi de değil tabi) insanın yüzüne bakarak konuşan, oradaki varlığınızı hissetiren personele rastlamadım diyebilirim.

Bunun yanı sıra hiç bir kuruluş veya muayenehanede verilen randevu saatine de sadık kalındığını görmedim.

Tabiki hasta, yani müşteri, bu kuruluşlara zaman içerisinde tepkisini gösterecektir. Çünkü, müşteri kraldır.

Sonuç olarak 13:25 de girdiğimiz binadan 15:35 de çıkabildik.

TOPLANTILAR NE KADAR GEREKLİ ?

Son zamanlarda danışmanlık yaptığım bazı şirketlerde yapılan toplantıların zaman zaman gereksiz, çoğu zaman da çok uzun sürdüğünü gözlemliyorum.

Temelde bazı toplantılara karşı olmamama karşılık iş yaşamında gördüğüm, toplantılardan çoğunun gereksiz ve çok uzun olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, bir çok toplantının kararı geciktirdiği düşüncesindeyim. Bir çok yöneti, zamanında 5 dakika fazla harcamak yerine bir toplantı yapmayı tercih etmektedir ki, bu da kararların ertelenmesi için bir araç haline dönüşmesine neden olur.

Toplantıların bir çoğunda gözlediğim konulardan biri de o toplantıya katılan kişilerin bazılarının orada olmasına gerek olmadığı, ama toplantıyı gerçekleştiren kişi genellikle ya ayıp olacağını düşündüğünden, yahut da konuyu derinlemesine düşünmediğinden gereksiz bazı kişileri de toplantıya davet eder.

Bazı yöneticiler ise karar verip sorumluluk almaktan korktukları için üst ve altlarının katılımı ile ortak karar vererek sorumluluğu dağıtmaya veya uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

Bazı durumlarda ise, ki bu çok oluyor, toplantıya davet yapan kişinin açık ve net bir gündemi olmadığını görüyoruz.

Çoğu zaman iki kişinin ayaküstü bir araya gelerek karar verebileceği durumlarda bile çok kişinin katılımı ile uzun süren toplantılar düzenleniyor.

Aslında yapılan toplantıların şirkete olan maliyetine bile bakmıyoruz. Bu maliyetleri hesaplayıp yıl içerisinde ulaştığı rakamları görürsek çok şaşıracağımıza eminim.

Şöyle bir hesaplama yapabilirsiniz :

Şirketinizde yapılan toplantılara katılan kişilerin ortalama yıllık gelirini saat olarak çıkartın ve bu rakamı şirketinizde yapılan toplantıların ortalama süre ve katılımcı sayısı ile çarpın. Sonrada genel olarak haftada kaç toplantı yapıldığını düşünerek bu sayı ile çarpın ve sonucu 52 ile çarparak yıllık toplantı maliyetini görebilirsiniz.

Peki hem şirketin parasını hem de yöneticilerin zamanını çalan bu toplantıları azaltıp, sürelerini de kısaltma olanağımız var mı ?

Tabi var.

Öncelikle yapmamız gereken bir toplantı yapma ihtiyacı hissetiğimizde gerçekten sorunu toplantı yaparak mı, tek başımıza çözüp çözmeyeceğimizi bir kez daha düşünmekte yarar var. Eğer toplantı dışında başka seçenek olmadığına inanıyorsak o zaman da toplantıya katılması gerekenlerin kimler olduğunu tam olarak tesbitederek başka çalışanların vaktini ziyan etmemeyi prensip edinmeliyiz.

Yapılması gerekn toplantının amacını ve varmak isteiğimiz hedefleri net bir şekilde belirleyerek toplantıya çağırdığımız kişilere toplantı gündemini vaktinde göndererek toplantıya hazırlanmalarını sağlamalıyız.

Toplantı katılımcılarına gönderdiğimiz gündem, hem onların hazırlanmasına ve toplantının hazırlıklı başlanmasına olanak vereceği için hem de toplantı başında uzun bir girişe gerek bırakmayacağından toplantı süresi uzamayacaktır.

Toplantıda yapılan en önemli hatalardan biri de toplantı sonunda alınan kararlar veya konuşulan konularla ilgili bir not dağıtılmadığından, konuşulanların çok çabuk unutulmasıdır. Bunu önlemek için toplantı notlarının kısa ve özlü bir şekilde tutulması ve toplantıdan sonra en kısa sürede katılımcılara dağıtılmasıdır.

Her toplantıda değişik konulara girmeye ve/veya konuları uzatmaya eğilimli kişiler vardır nedense. Bunların önünü nazik ve kibar bir şekilde kesmek toplantı verimiliğini artıracaktır.

Toplantının odaklandığı gündemden çıkmasına olanak vermeden ve katılımcılara hazırlıklı gelmelerini sağlamadan, sonuca hızla ulaşan kısa süreli ve verimli bir toplantı yapmak nerede ise olanaksızdır.

Tüm bunları gözününe alarak yapacağınız gerekli toplantılar hem verimli olacak hem de uzun süreler alarak vakit kaybı yaratmayacaktır.

GENEL KATILIMA AÇIK EĞİTİMLER – NİSAN 2013

Finalizlogo           tklogo

 

NİSAN AYI GENEL KATILIMA AÇIK EĞİTİMLERİMİZ


İŞ PLANI EĞİTİMİ – İŞ PLANI NEDİR? NASIL YAPILIR? (2 gün)

Eğitimin Hedef Kitlesi ve Amacı:
Küçük ve orta boy işletme yöneticileri ve girişimcilere yönelik olan 2 günlük eğitim sonunda katılımcılar, şirketlerinin veya girişimlerinin iş planını dünya standartlarında yapabilme becerisini kazanacaklardır.

Eğitim Programı : 2 Gün• İş Planı nedir ?

• İş Planı kimler için hazırlanır ?
• İş Planı fizibilite çalışması değildir,
• İş Planı, iş modeli değildir,
• İş Planını kimler hazırlar ?
• İş Planının temel ögeleri nelerdir ?
• İş Planının amaçlar doğrultusunda çeşitleri nelerdir ?
• Vizyon nedir, önemi nedir, nasıl belirlenir ?
• Misyon nedir, önemi nedir, nasıl belirlenir ?
• Hedeflerin belirlenmesi nasıl yapılır?
• PEST ve SWOT analizleri nasıl yapılır?
• Yönetim kadrosu oluşturma
• İş Planı’nın finansal ögeleri nelerdir ?
• İş Planını finansal ögeleri nasıl hazırlanır ?
• İş Planın hazırlanması ve sunumu
• Pratik uygulama çalışması

Tarih ve Yer: 12 – 13 Nisan 2013 / 9.00 – 17.30, Taksim-Levent bölgesi otelleri (kayıt yaptıran katılımcılara ayrıca bildirilecektir)

Eğitmen : Tufan Karaca


EĞİTİCİNİN EĞİTİMİ VE İÇERİK HAZIRLAMA (2 gün)

Eğitimin Hedef Kitlesi ve Amacı:
Eğitim bölümünde görev alan ya da sunum becerilerini geliştirmek isteyen yöneticiler ve uzmanlara yönelik olan bu eğitimde katılımcılar, öğrenme psikolojisi içinde yetişkinlerin değerleri, farklılıkları, içselleştirme temelleri hakkında farklılık yaratabilme, kuruma özgü istenilen eğitim hedefleri ve kritik davranışları katılımcılara en doğru programlayabilme, öğretebilme ve etkili şekilde hedef kitle üstüne sunum yapabilme becerilerini kazanacaklardır.

Eğitim Programı : 2 Gün• Eğitim ihtiyaç analizi

• Organizasyonda eğitimin yeri
• Eğitim ihtiyaç belirleme döngüsü
• Eğitim planın hazırlanması
• Bütçelendirilmesi
• Program tasarımı
• İçerik hazırlanması
• Öğretim yöntem tekniğinin seçilmesi
• Eğiticinin eğitimi
• Yetişkin öğrenci özellikleri
• Yetişkin eğitim karşılayan güçlükler
• Bazı yetenekler neden zor algılarlar
• Eğitim planlaması
• Sunum notu hazırlama
• Sunumda başarı artırıcı özellikler
• Sahnede etkin beden dili
• Sahne yönetimi
• Topluluk önünde konuşmada 9 önemli tavsiye
• Video destekli örnek uygulamalar

Tarih ve Yer: 12 – 13 Nisan 2013 / 9.00 – 17.30, Taksim-Levent bölgesi otelleri (kayıt yaptıran katılımcılara ayrıca bildirilecektir)

Eğitmen : Murat Güler


GÖRSEL MAĞAZACILIK UYGULAMALARI (1 gün)

Eğitimin Hedef Kitlesi ve Amacı:
Mağaza yöneticileri, satış yöneticileri ve mağaza personellerine yönelik bu programda, sessiz satışın önemi, mağazacılıkta görselin etkileri anlatılarak, satış kadrolarına görsel yetisi kazandırma, mağaza içinde müşterinin yönelimlerini belirleme ve alan metrekare verimliliğini artırabilme imkanları

Tarih ve Yer: 18 Nisan 2013 / 9.00 – 17.30, Taksim-Levent bölgesi otelleri (kayıt yaptıran katılımcılara ayrıca bildirilecektir)

Eğitim Programı : 1 Gün

Görsel Mağazacılık nedir?

  • Pazarlama, satış ve görsel İlişkisi
  • Müşterinin mağaza seçimini etkileyen faktörler
  • Müşterinin mağaza içinde karar verme davranışı
  • Algılama süreci
  • Görsel sunum nedir ve günümüzde etkileri ?
  • Mağaza ortamını oluşturan etmenler
  • Mağaza ortamının amaçları

Müşteri Yönelimleri

  • Mağaza önü düzenleme
  • Düz, açılı, sütün düzenleme
  • Mağaza vitrin düzeni
  • Mağaza iz planları
  • Mağaza içinde müşteri yönelimleri
  • Mağaza girişleri
  • Negatif/pozitif alanlar
  • 45 derece bakış açısı

Mağaza Yerleşimi

  • Yerleşimde Izgara model
  • Yerleşimde Serbest model
  • Yerleşimde butik model
  • Yerleşimde spiral model
  • Yatay-dikey teşhirler
  • Yerde teşhirler

Ürün yerleşimi

  • Renklerin Dili
  • Alan ve hacim Kullanımı
  • Koridor genişlikleri
  • Ürün gruplama
  • Üründe rotasyon
  • Görsel sergileme araçları
  • Piramit sergileme
  • Ölçekleme

Dönemsel Mağaza Yerleşimi

  • İndirim dönemleri
  • Sezon dönemi
  • Fiyatlandırma
  • Kampanya işaretlendirmeleri
  • Kasalar

Eğitmen : Murat Güler


PROJE YÖNETİCİSİ OLMAYAN YÖNETİCİLER İÇİN PROJE YÖNETİMİ (2 gün)

Eğitimin Hedef Kitlesi ve Amacı:
Proje Yönetimi konusunda temel prensipleri öğrenmek isteyen tüm seviyedeki yöneticilere yönelik bu eğitimde, kişilerin yönetim faaliyetlerinin yanı sıra Proje Yönetimi’ni başarılı bir şekilde gerçekleştirmeleri için gerekli yeteneklerini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Eğitim Programı : 2 Gün

MİSYON :

• Günlük işlerinizle proje arasındaki farklar
• Takım Liderliğine karşılık Proje Yönetimi
• Proje hedef ve kısıtlarının belirlenmesi
• Proje hedeflerinde müşteri ve paydaş rolleri

PROJE PLANLAMASI :

• Proje yaşam süresi ve planlama modelleri
• İşlerin bölünmesi
• Teslim edilecek şeyler
• Zaman ve maliyet hesaplama
• Kaynak dağılımı yönetimi
• Gantt çizelgesi kullanımı
• Öncelik yönetimi
• Risk yönetimi
• Acil durum planları
• Dokümantasyon

PROJE İZLEME :

• Performansın ve hedefler ile durumu arasındaki farkların izlenmesi
• Zaman içerisinde ortaya çıkan durumların değerlendirilmesi
• Etkin karar verme
• Kalite kontrol prosedürleri

MÜŞTERİ VE PAYDAŞ YÖNETİMİ :

• Etkin iletişim
• Kilit kişileri etkileme
• Müşterinizi sürekli güncelleme
• Değişiklik taleplerinin yönetilmesi

TAKIM ÜYELERİNİN YÖNETİMİ :

• Etkin geribildirim
• Etkili toplantılar
• Takım üyeleri arasındaki ahengin sağlanması
• Takımı, proje misyonu doğrultusunda motive etme
• Yaratıcılığı geliştirme.

TOPLANTILARIN YÖNETİMİ :

• Katılımcıların etkin katılımının yönetilmesi
• Tartışılan konunun anlaşılması
• Etkin beyin fırtınası
• Toplantı sıklığı.

PROJE KAPANIŞI :

• Paydaş kabulü
• Kapatmadan önce nihai dokümantasyon
• Pazarlama

Tarih ve Yer: 26 – 27 Nisan 2013 / 9.00 – 17.30, Taksim-Levent bölgesi otelleri (kayıt yaptıran katılımcılara ayrıca bildirilecektir)

Eğitmen : Tufan Karaca


BÜTÜNSEL MÜŞTERİ DENEYİMİ (2 gün)

Eğitimin Hedef Kitlesi ve Amacı:
Satış ve pazarlama departmanlarında görev yapan her seviyedeki personele yönelik bu programın amacı, müşterilerinizin, sattığınız ürün/hizmet ile ilişkilerinde, ürününüzün/hizmetinizin onlar üzerinde çok olumlu bir etki yaratmasını sağlama becerisi kazandırmaktır.

Eğitim Programı : 2 Gün

• Müşteri deneyimi nedir?
• Deneyim modelleri
  • Spontane deneyim
  • Tasarlanmış deneyim
• Müşterilere ne yaparsak memnun olurlar?
• Müşteri temas noktaları
• Unutulmaz deneyim tasarımı
• Müşteriler şirketi neden terk ediyor?
• Müşteri sadakatini neler attırıyor?
• Müşteri gözünde temel özellikler
• Firma gözünde yaygın özellikler
• Müşteri eşik çizgisi
• Ayrıştırma özelliklerinin tesbiti
• Müşteri gözünde emsalsizlik
• Müşteri değer inovasyonunun ana noktaları
• Müşteri yorumlarının 4 farklı düzeydeki idraki
  • Fiziksel seviyedeki ihtiyaçlar
  • Entelektüel seviyedeki ihtiyaçlar
  • Duygusal seviyedeki ihtiyaçlar
  • Ruhsal seviyedeki ihtiyaçlar
• Markaların ortadan kalkmasındaki en büyük sorun
• Bütünsel müşteri deneyimi yol haritası çalışmaları

Tarih ve Yer: 26 – 27 Nisan 2013 / 9.00 – 17.30, Taksim-Levent bölgesi otelleri (kayıt yaptıran katılımcılara ayrıca bildirilecektir)

Eğitmen : Bülent Gizer


Genel Notlar:

 

  1. Eğitimlerde günlük ücret 325 TL / Kişi + KDV’dir. Bu bedele eğitim materyalleri, sertifikalar, ikram ve yemekler dahildir. Aynı kuruluştan 3 kişi ve üzeri katılımlarda fiyat 300 TL / Kişi + KDV olacaktır.
  2. Tüm eğitimlerde katılımcılara sertifika verilecektir.
  3. Eğitim kayıtları ve iptaller eğitim tarihinden 3 iş günü önce kapatılacak, bu tarihten itibaren iptal talepleri kabul edilmeyecektir. Ancak belirtilmiş olan katılımcıların başka isimlerle değiştirilmesi mümkün olacaktır.
  4. Eğitimin interaktivitesini korumak amacıyla 16 kişiden fazla katılımcı kabul edilmeyecektir.
  5. Evrakı zamanında ulaştırılmayan katılım talepleri için sorumluluk kabul edilmeyecektir.
  6. Daha fazla bilgi için: (216) 459 43 56

KAYIT İÇİN TIKLAYIN


 

 

Yeni TTK’nın Tüm Raporlarını, “Yıllık Faaliyet Raporu” Dahil Otomayik Olarak Üretecek Bir Program

Bu tür, hayatı kolaylaştıran programlar, hele ağırlıklı olarak bürokrasiye yönelik yaptırımları kolaylaştıran araçları duyurmakta hiç sakınca görmüyorum.

Yeni TTK “Yıllık Faaliyet Raporu” dahil birçok raporlama konusunda yenilikler getirmiştir, tüm bu raporları artık FIN-MAN ile bilanço ve gelir tablosu bilgilerini excel ortamında veya el ile programa yükleyerek elde etmeniz mümkün.

Giriş işlemlerini bitirdikten sonra FIN-MAN size aşağıdaki tüm raporları TTK yönetmeliklerine bağlı kalarak üretecektir.

FIN-MAN, şirketlerin tüm bu raporlama ihtiyaçlarını sağlarken, şirket bilgilerinin sektörel genel bilgiler ile karşılaştırmasını da yaptığından, Finansal Danışmalar da bu raporlar doğrultusunda danışmanlık verdikleri şirketlere, yorumlarını da katarak faaliyetlerini hızlandırabilir.

FIN-MAN tümüyle sizlere bir karar destek sistemi ve işlerinizi kolaylaştıracak raporlar sunmak üzere bir destek sistemi olarak tasarlanmıştır.

FIN-MAN programı için www.finman.com.tr adresinden ürünler bölümünü ziyaret edebilirsiniz.

Program çıktıları için örnek raporlar bölümünü ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca sitede Ticaret Kanunu’na ait bilgi ve sunuşları fayda bilgiler bölümünde bulabilirsiniz.

FIN-MAN sizin için neler yapabilir:

“Yıllık Faaliyet Raporunun İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre, 10 yıl saklanmak zorunda olan 35-50 sayfalık Faaliyet Raporunu hazırlayabilir,

Aktarılan finansal bilgilerden işletmenin karşılaştırmalı analizi, dikey analizi, oran analizi kendi sektörleriyle karşılaştırmalı olarak otomatik yapar,

Yapılan analizlerin yorumlarını, girilen finansal bilgilere göre otomatik olarak yapar ve verileri grafik, pasta vb. görsel yöntemlerle anlatır,

İşletmenin risk analizini de Z-skor yöntemiyle yapar,

Finansal verilerin yanında diğer bilgiler de kullanılarak verimlilik analizleri de yapabilir,

Ayrıca, yeni TTK’ya göre avans kar dağıtımı ve yıllık kar dağıtımı, basit faiz, bileşik faiz, reeskont, anüitenin gelecek değeri, anüitenin bugünkü değeri, eşit olmayan ödemelerin gelecek değeri, eşit olmayan ödemelerin bugünkü değeri, efektif faiz, reel faiz hesaplamaları yapabilir,

İş kanunu ve TFRS’ye göre Kıdem tazminatı hesaplaması ve etkin faiz hesabı  yapar,

Bankalarda kullanılan krediler ve rotatif kredilerin faizlerinin kontrolü için hesaplamalarda yapılabilir,

Programda yapılan analizler ve bazı hesaplamalar Excel, word gibi office belgesine dönüştürüldüğü için bu belgeleri kişiselleştirerek (üzerine isim koyarak) ve ilave yorumlar yazarak danışmanlık faaliyetinizi yapmanıza yardımcı olur.


 

HAVAYOLU ŞİRKETİ – DUVARCI USTASI – KAFE YÖNETİMİ HİÇ Mİ FARKETMİYOR ?

Pazartesi akşamı 21:35 uçuşu ile Bodrum’dan İstanbul’a gelmek üzere ÖZEL BİR HAVAYOLUNUN pırıl pırıl bir B737-800 e bindim. Herşey beklenilen ne eksik ne fazla, ancak ilk dikkatimi çeken şey (ve ona da takıldım bütün uçuş boyu) yukarıdaki dolap kapaklarına bir boş bir dolu kalmak üzere yeni aldığınız uçaklar ile ilgili ilanlar oldu. İlanlar güzel bir malzeme üzerine ve güzel basılmış, özenli. Özensiz olan yapıştırılma şekli, tamamında büyük baloncuklar ve yapıştırma hatasından olan kırışmalar, yanlarda kocaman açıklar var.

Düşünmeye başladım, aksaklık nerede diye, öyle veya böyle büyük bir havayolu şirtketi, ama bu detay atlanmış, düzeltilmemiş, muhtemelen görülmemiş bile. Özhakiki xyz otobüs şirketinin bile atlamayacağı bir detay. O pırıl pırıl uçağın tüm keyfini kaçırtarak minibüs ile aynı seviyeye inmesine neden olmuş.

Belki abartıyorum ama şeytan detayda gizlidir ve detay özensizlik belirtisidir, acaba bu özensizlik nerelere kadar uzuyor sorusunu getiriyor.

Bunu yapıştıran beceremedi, düşünmedi, yapıştırılmasını denetleyen ne yaptı ? O uçaktan sorumlu bir görevli yok mu ? Varsa nasıl bu şekilde o uçağa müşteri binmesine izin verdi ? Uçağın içi de (ve müşterinin tek gördüğü, içerisinde zaman harcadığı yer) dışı veya mekanik elektronik araçları kadar önemli değilmi ?

Demek bir havayolu şirketinin yönetilmesi, çalışanları bir duvarcı ustasından  veya bir kafenin yönetilmesinden ve çalışanlarından hiç de farklı değil.

Haaa unutmadan, koltuk arkalarındaki yerlerde de bir önceki uçuşlardan kalma gazeteler ile dolu idi.

Bu şartlar altında da, şirketi, şirketten beklentisi olanları uyarmak amacıyla bu yazdıklarım da muhtemelen gereksiz, koskoca cirolorın içerisinde minicik bir yer tutan küçük bir müşterinin anlamsız yazısı olarak bir köşede kaybolacak. Ama unutmayın, müşteri kraldır.

Not : Bu yazıyı pegasusun bize ulaşın bölümüne koyup devam okuna tuşladım ve herşey kayboldu. Gittimi gitmesi mi bilmiyorum. En azından mesajınız gönderilmiştir falan gibi bir uyarı çıkmalıydı. İşte müşteriye gösterilen özen ile ilgili bir ipucu daha.

ÜÇÜNCÜ ENDÜSTRİ DEVRİMİ – 3 BOYUTLU YAZICILAR

Daha teleks kullandığımız yıllardı faksı ilk tanıdığımda. Yaptığımız iş nedeniyle sadece haberleşme değil, bazı evrakların da kopyaların da sürekli dışarıyla paylaşılması gerekiyordu. Bir gün kapıdan giren bir firma temsilcisi, bize faksı tanıttı. Kâğıtlar, bir yerden bir yere sadece telefon hattını kullanarak gerçek zamanlı aktarıyordu.

Hemen aldık o faks makinasını, birçoğunuza komik gelecek ama o ilk fakslar neredeyse çamaşır makinası boyutlarındaydı ve fiyatları da bir servetti. Çok geçmeden küçüldüler, ucuzladılar ve herkes tarafından kullanılabilecek ekonomik fiyat ve boyutlarda geldi derken ona da gerek kalmadı. Bugünkü işimde küçük bir bilgisayar ve hem tarayıcı hem de yazıcı olan makinamla her şeyi halledebiliyorum.

Hatta telefonumu kullanarak her şeyi pdf olarak kaydedip kullanabiliyorum.

Aynı şeyler mekanik fotoğraftan dijitale, teyp bantlarından CD’ye, sabit telefondan kablosuza, iletişim ve bilgisayar teknolojilerinde de yaşanmadı mı?

Eskiye göre ürün ve buluşların yaşam süreleri de kısaldı bu arada.

Şu sıralarda dünyada yeni bir çağ başlatacak ürünlerden biri de 3 boyutlu yazıcılar (sanırım otoinşa adı kullanılıyor bu aletler için). Hatta 3.endüstriyel devrimi başlatacak aletler bunlar.

Artık bu teknolojide kullanılan hammaddelerde oldukça çoğalmaya başladı.

Bu yazıcılar ile yapılmış olan bazı şeyleri sadece gazete haberlerine bakarak izleyebilirsiniz:

Tüfek şarjörü,
Model uçak,
Elbise,
Mobilya,
Protezler.

Airbus 2050 yılında bu teknolojiyi kullanarak uçak üretmeyi düşünüyor.

Ford yedek parça servislerinde parça stoku tutmak yerine bu makinalarla üretmeyi planlıyor yedek parçaları hemen talep noktasında.

Yıllardır birçok prototip bu çok pahalı yazıcılar ile ve yüksek maliyetli olarak zaten üretiliyordu ancak devrimsel etkisi bugünlerde başlıyor.

Bu devasa makinaların boyutları bir çanta boyuna kadar indi ve fiyatları da $ 500 lara kadar düştü. Bunun anlamı çok yakında artık her yerde olacaklar.

Ve artık yaratıcılığın sınırları ortadan kalkacak, her yaratıcı, her girişimci hızla üretime en azından test üretimine geçebilecek.

Değişim daha da hızlanacak.

Hızlanan değişimin günlük yaşamımıza, eğitime ve çalışma yaşamımıza ise etkisi artık daha da yüksek ve hızlı olacak.

Merak ediyorum kaç tane 3 boyutlu yazıcı var Türkiyede ?

BİZ VE İŞLETMEMİZ “UYUMLU” MU ?

Pazar sabahı gazeteleri, iç karartıcı haberlerden kaçmaya çalışarak okumaya çalışıyorum. ekonomi sayfalarında bir haber, duvarın arkasını gören teknoloji, güzel. İsmet Berkan ise artık nerdeyse yaşamımıza girmek üzere olan 3 boyutlu yazıcıları anlatıyor.

Herşeyin ne kadar hızlı değiştiğini düşünüyorum ve bu değişim süreci içerisinde bir çok küçük ve orta boy işletmelerin bu değişimi yakalamaya çalışıken büyük bir kısmının da ıskalayarak yaşamaya çalıştıklarını düşünüyorum.

3-4 yıl önce işletmelerin teknolojiji yakalamaları gerektiğini yazmıştım bir kaç kez, sadece o günden bu güne ne kadar şey değişti ve kaç işletme bunların takibinde veya yakalama çabasında acaba. O yazıları yazdığımda akıllı telefonlar daha emekleme aşamasındaydı, şimdi ise yakında laptopların bile ortadan kalkacağı konuşmaları var.

Aklıma geliyor artık şu telefonu daha kullanışlı ve iyi bir model ile değiştirerek yanımda laptop, tablet taşımak derdinden kurtulmalıyım, alternatiflerin neler olduğuna bakarken, daha önce rastlamadığım bazı Android uygulamaları görüp onlara dalıyorum ve bir iki uygulama indiriyorum.

Daha önceleri insanlara web sayfalarının önemini anlatmaya çalışırdım, artık bunların önemini anlatırken “akıllı telefonlara” da uyumlu olmaları gerektiğini vurgulamak zorundayım. Çok yakında bir çok işletme, akıllı telefonlar üzerindeki olanakları kullanamıyorlar ise yok olacaklar. Bu olanaklar, servis sağlayıcının olanaklarından başlayıp foursquare’e kadar uzanmakla kalmıyor sadece, işletmenin hem operasyonuna hem de müştei ilişkilerine kadar uzayan bir yelpazeyea yayılıyor.

Sadece programlar, vee siteleri değil, bizler ve işletmeler de artık sürekli “uyumlu” olmak zorunda.

Yıllar önce okuduğum bir yazıda, “yakın bir gelecekte bilgisayar kullanmasını bilmeyenler uçakla yolculuk etmekte zorlanacak” diyordu. Yakın bir zamanda “uyum”gösteremeyenler yok olacak.

BÜYÜK DEĞİŞİM ÇAĞI

Geçenlerde uzun bir uçak yolculuğu sırasında International Herald Trubune’de Thomas Friedman’ın bir makalesini okurken uzun uzun düşünmeye başladım. Aslında bu konu son zamanlarda çok önemli olmasına karşılık henüz çok geniş bir şekilde konuşmuyor.

Konuya daha önce çeşitli yazılarda değinmiştim, çağımız, değişimin, bugüne kadar gördüğü en yüksek noktada (aslında hep öyle değil midir ?) ve bu değişim artık doğru bildiğimiz, bize doğru olarak öğretilen her şeyin de daha hızlı değişip artık doğru olmaktan çıktığı bir çağ.

Friedman çağımızı “Büyük Değişim” çağı olarak adlandırıyor ve 2004 yılında yazdığı “The World Is Flat” adlı kitabı referans olarak gösteriyor. Friedman’ın bu kitabi daha önceki kitabında değindiği küreselleşme tanımının devamı gibi idi ve işlenen temel konu arık insanlığın dijital olarak birbirine ne kadar yakın ve birbiri ile ne kadar bağlantılı olduğunu ve bu sayede dünyanın neresinde olurlar ise olsunlar birbirleri ile bağlantı kurup işbirliği yapma olanaklarını kullanarak rekabet güçlerini ne kadar yükselttiklerini işliyordu.

Kendi deyimi ile bu kitap yazıldığında (2004) henüz Facebook, Twitter, bulut, LinkedIn, 4G, çok hızlı bant, big data, Skype, iPhone, iPad, cep telefonu uygulamaları yoktu veya henüz emekleme dönemindeydi.
Bugün bunlar, daha önce birbiri ile kolayca bağlantı kurabilen insanları, hiper bağlantılı hale getiriyor.

Friedman, Microsoft’un önemli teknolojistlerinden Craig Mundie’e referans vererek artık sadece belirli bir gelir seviyesine sahip olanların değil, nerede ise herkesin, sese veya dokunuşa duyarlı telefon veya diğer elde tutulabilen araçlarla, bulutlar sayesinde birçok uygulamaya, depo alanlarına hızla ulaşabildiklerini ve bunları kullanarak yeni şeyler üretebildiklerini, eğlenebildiklerini ve işbirliklerini çok daha ucuza kurabildiklerini söylüyor.

Ve “eyvah” diyor, artık dünyadaki tüm patronlar artık eskisine göre, ortalanın üzerinde, bilgisayar programlarına, ucuz işçiye ve hatta ucuz dahilere çok daha ucuza, hızlı ve kolay bir şekilde ulaşılabiliyor.
“Bu gün iş bulmak isteyen herkes artık diğer alternatiflerden daha fazla katma değer katabileceğini göstermelidir.”

Dünyada bu hiper bağlantı geliştikçe her sektör, her iş de aynı hızla hiper bir sürece giriyor.

“Eskiden, alacağınız iyi bir eğitimin tüm yaşamımızda yeterli olacağı varsayımı artık doğru değil.” diyor Mundie. Çünkü her şey artık çok daha hızlı bir şekilde kullanılamaz hale geliyor.


Konu ile ilgili diğer yazılar :
İŞİMİZİN GELECEĞİ
YENİ EKONOMİNİN EĞİTİM MODELİ
BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ ?
KİŞİSEL İŞ MODELİ


Bu yazı, Thomas L.Friedman’ın 31 Ocak 2013 tarihli International Herald Tribune’de yayınlanan “The Great Inflection” yazısı temel alınarak yazılmıştır.


 

Next Page →