Önce Başarısızılık Sonra Başarı, Başka Yolu Yok…

Girişimcinin çok şanslı birisi olmaması halinde ilk girişiminde başarıyı yakalaması çok düşük bir olasılıktır.

Gallup araştırmalarına baktığımızda, ABD’de kurulan şirketlerin %50 sinin ilk beş yıl içerisinde kapandığını görüyoruz.

Türkiye’de de çok değişik değil bu oran. Yeni kurulan işletmelerin %24’ü iki, %52’İ dört, %63’ü de altı yıl içerisinde yok oluyor.

Değişimin hızının getirdiği etkinin yanı sıra daha birçok neden var bu başarısızlıkların temelinde. Kişisel araştırmalarım, bu şirketlerin çoğunun pazara girerken veya ürün geliştirirken yeteri kadar araştırma yapmadıklarını ve gerçekçi bir iş modeli ve iş planı üzerinde çalışmadıklarını gösteriyor.

Melek yatırımcılar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonuçları gösteriyor neredeyse. Melek yatırımcıların yatırım yaptıkları girişimlerin sadece %20’sinden para kazanabiliyorlar.

Sonuç olarak bir girişimcinin ilk girişiminde başarılı olması, birçok etken nedeni ile çok düşük bir şans.

Ancak başarısızlık bir girişimcinin uzun dönemde, en önemli yatırımlarından biri, çünkü bu denemelerde öğrenilenler başarıyı getiriyor.

Artık hepimiz biliyoruz, girişimcilik öğrenilebilen bir şeydir ve bunların içerisinde başarısızlık oranını minimize etmek de vardır.

Başarı şansını çoğaltmak için en önemli şartlardan biri bir fikirden değil bir sorundan yola çıkmaktır. Fikrimizin hangi sorunu ortadan kaldırdığı ve bunun gerçek bir sorun olup olmadığını kavramak en önemli çıkış noktasıdır. Araştırdığınız zaman bugün başarılı olarak nitelendirdiğimiz birçok girişimcinin kendi yaşadıkları bir sorunu ortadan kaldırmak için yola çıktıklarını göreceksiniz.

Zaten artık sattığımız her şeyi “değer önerisi” olarak tanımlamıyor muyuz?

Doğru ürünü geliştirerek yaratmak için sürekli “değer önerimiz” ile çözüm arayan kişiye, yani müşteriye danışarak ürünü son hale getirdikten sonra da iş modelimiz oturtarak iş planımızı yapmak gerekir ki ortadan yok olanlar listesine girmeyelim.

Yarının Şirketleri Dün Başlar 2 – ZAPPOS

Zappos dünyanın en büyük online ayakkabı satan şirketlerinden biri. 1999 yılında kurulan şirketi yarınlara taşıyan en kritik noktası, 2013 yılında, düz bir örgütlenme yapısı olan holakrasiye geçiş yapmış olmasıdır.

Peki nedir holakrasi ?

“Çalışanların küçük gruplar halinde kümelendiği bu yaklaşım, en tepede yöneticilerin yer aldığı piramitsel yapıyı yıkıyor. Her grubun ayrı görevleri var. Grubun başında yönetici benzeri bir lider olsa da bu görev sürekli olarak değişiyor. Böylece sabit bir yönetici olması ve eşitliğin bozulmasının önüne geçilmeye çalışılıyor. Diğer roller ise net bir şekilde belirleniyor. Çalışanlar bu doğrultu da sorumluluklarını ve kendilerinden beklenileni biliyor. Genel olarak bakıldığında bir departman çok daha spesifik olan gruplara bölünüyor. Bu açıdan standart yönetim sistemlerine göre yapısallaşma oranı da daha fazla. Bunların yanı sıra yöneticilerin alması gereken kararlardan sorumlu bir grup bulunuyor. Örneğin işten çıkarmalar ve yatırım kararları bu grup tarafından alınıyor. Dolayısıyla belli bir düzeyde hiyerarşinin varlığından söz edilebilir. Ancak geleneksel kurumlardaki CEO’nun aksine, bu kişiler de şirket içindeki kurallara en az diğer çalışanlar kadar uymak zorunda. ”

Holakrasi, 21. yüzyılın yönetim modeli mi? – Turkishtime

Hiyerarşi aslında her yeni kademe kurulduktan sonra yeni bir kademe gerektiren bir yapı ve artık çalışanlar güdülmek istemiyor.

“Eski General Electric CEO’larından Jack Welch’in yaklaşımı da çok benzer U.Bıçakçı’ya. J.Welch, “Hiyerarşi herkesin yüzünü CEO’ya,poposunu da müşteriye döndüğü yerdir.” diye tanımlar.”

HİYERARŞİ – HIYARARŞİ – HOLACRACY

Holacracy için, bütüne bağımlı ancak otonom bir yapıda kendine yeterli bölümlerin hiyerarşisidir denebilir.

Ve dünyada bu sistemi deneyen ilk şirketlerden biri Zappos’dur. Doğal olarak uygulamanın başında, uygulamaya tam hazır olduğunu söylemeyeceğimiz şirket bir çok zorluklarla karşılaştı. 2014 yılında çalışanlarının %14 ünü kaybetti ama bu gidenlerin iyi çalışanlar mı kötü çalışanlar mı olduğunu bilmiyoruz.

Söyleyebileceğimiz en önemli şey, hiyerarşik yapının geçen yüzyıla ait bir örgütlenme şekli olduğu ve artık insanların güdülmek değil birlikte çalışmak isteğinin ortaya çıktığı döneme uymadığı.

Yarının Şirketleri Dün Başlar 1 – VALVE

Çalışma masanızın tekerlekli olmasının tek sebebi var…

VALVE 1996 yılında kurulmuş, oyun programları yazan ünlü bir şirket. Ancak öyle sıradan bir şirket değil, yarınları, örgütsel anlamda bugünden başlatan bir şirket.

“Yeni İşe Başlayanlar İçin El Kitabı” şirketin nasıl bir organizasyon yapısına sahip olduğunu ve nasıl çalıştığını çok güzel anlatıyor.

El kitabının girişi :

Size, ne yapacağınızı söyleyen bir olmadığında, korkusuz bir macera olan ne yapacağınızı bilmek için cesur bir yolculuk,

diye başlıyor.

Aslında şirketin yapısını anlatan güzel bir giriş, “ne yapacağınız söyleyen olmadığında…”.

Ve yine girişten bir cümle ile, “Bu kitapçıktaki hedeflerin önemli olmasına karşılık gelecekte Valve’ın başarıları, sizin fikirlerinize, yeteneklerinize ve enerjinize bağlıdır.” çalışandan beklenen, çalışanın şirketçe kim olduğu net bir şekilde anlatılıyor.

Basık bir organizasyon yapısına sahip bir örgütlenme modeli kurulmuş VALVE’da ve el kitabının örgütlenme kısmında “bir kurucumuz ve başkanımız var, ama o bile sizin amiriniz değil” diyerek detaylandırılıyor. “Şirketi fırsatlara doğru yönlendirmek, risklerden uzaklaşmak sizin elinizde.”

“Çalışma masanızın tekerleklerinin olmasının nedeni size şirkette bir hiyerarşi veya bulunduğunuz yerin sabit olmadığını hatırlatmak, çalışma arkadaşlarınızı seçebileceğiniz göstermek, ilgilenip katkıda bulunabileceğiniz projeler dahil olabileceğinizi hatırlatmak için var” diyor el kitabı.

Gelecek burada aslında, sadece biraz karışık.
William Gibson

El kitabından VALVE hakkında öğrendiklerimizin özeti :

• VALVE yatay bir organizasyonu benimsemiştir.
• Çalışanlar kendi görevlerini, işlerini yaratyırlar ve diğer çalışanlarla görüşerek bu görevi veya işi bir grup oluşturarak hedefe ulaştırılar.
• Her çalışanın masasındaki tekerlekler istediği gruba veya taşınmasına olanak sağlar.
• Şirket çalışanları mümkün olduğu kadar sosyalleşmeye teşvik eder.
• Herhangi bir komite, kapalı kapı veya toplantı yoktur.
• Uzun mesai saatleri özendirilmes.
• Maaşa ek, Cuma günleri masaj, işyerinde çamaşırhane, yılda bir kez istediğin yerde tatil gibi özendirivi yan haklar vardır.
• Astların üstler tarafından değerlendirilmesi sözkonusu değildir zira ÜST yoktur.
• Gerektiğinde isteyen evinde çalışabilir.

 

ŞİRKETLER GÖZGÖRE GÖRE KENDİLERİNİ NASIL BATIRIR

Yıllardır süren kötü bir alışkanlığımı biraz kontrol altına alabilmek amacıyla, yıllar önce içmeyi bıraktığım pipo işine yeniden başladım, böylece tütünü daha az kullandığımı düşünüyorum veya düşlüyorum.

Uzun yıllar içerisinde elimde 20-25 tanelik ve en yenisi 20-25 yaşlarında olan bir pipo koleksiyonum olmuş.

Uzun bir süre için Bodruma gelirken yanıma en sevdiğim dört tanesini almıştım. Ancak uzun süre kullanımdan dolayı üç tanesinin ağızlık kısımlarında oluşan diş çentikleri artık kocaman bir delik haline gelmiş. Sordum soruşyurdum, Türkiyede iki büyük pipo imalatçısından biri olan ve adını eski Tofaşın üç kuş ismi taşıyan arabalarından birinden alan şirketin tamir işleri yaptığını da öğrendim. Mail atarak fiyat aldım, tanesi 35 TL’den yeni sap takılacak, kargo ile kendilerine gönderdim.

Kargo ellerine vardığında aradılar ve küçük pipom için gerekli uzun ağızlık kısmının olmadığını ancak kısa takabileceklerini söylediler. Güzel, kabul ettim ve kendilerinden pipoları bana gönderirken diğer ikisi için de yedek ağızlık göndermelerini rica ettim.

Buraya kadar her şey alışıldık şekilde gitti.

Ve macera pipoların geri dönüşü aşamasında başladı. Siparişime bir paket de temizleme çubuğu ekledim, borçumu sordum.

– 160 TL,
– Biraz fazla gibi geldi,
– Yedek ağızlıklar 25 TL,
– Peki.

Aslında yedek ağızlılar Amazon da ve Ebayde .99 centen başlıyor ama beklemek yerine vereyim siparişi diye düşünerek kabul ettim.
– Kargo ile gönder,
– Kardeşim neden, şimdi evden çıkıp 15 km gideceğim ayrıca 8-10 TL kargo parası vereceğim,
– Banka hesabı şirket hesabı tamiratta şeyettiremiyoruz.

Bunu Türkçesi aslında “tamiratta fatura kesmek istemiyorum” çünkü KDV ve kurumlar vergisinden vergi kaçıtıyorum, ama benim şimdi bunla uğraşacak halim yok.

– Baştan söylesenize bunu kardeşim ben bu kadar uğraşmak istemiyorum,
– O zaman PTT ile gönder.

Lanet olsun ona da peki neticede yine 15 km yol gideceğim ve havale ücreti vereceğim. PTT ile para göndermenin bedeli 12 TL. Diğer bir deyişle, baştan bilgilendirilmediğim için 12 TL dolandırıldım, ayrıca vergi kaçakçılığına aracı oldum.

Neticede bugün kargom geldi, herşeyin hallolduğunu sanan ben yanılmış. Gönderilen iki yedek uç, yani 50 TL ödediğim ürün hiç bir pipoma uymuyor. Ben bunu sizin nerenize uyduracağım?

En sevdiğim pipoma ağızlık uydurulerken delik genişletilmiş ama yamuk genişletilmiş belirgin bir şekilde sapın bir tarafı pipodan uzak.

Sonuç, firmaların tanınmaya başlamaları, pazarda bir yere tutunmaları yeteli değil. Firma ve yöneticilerininin de düzgün insanlar olmaları gerekiyor. Bugün artık herkes biliyorki bir markayı marka yapan müşteridir, müşterinin firma ile olan deneyimidir ve bu deneyimdeki başarıyı yaratacak olan da patronun veya yönetimim, şirket içerisinde yaratacağı kültürdür. Müşterisin kazıklayan, ayrıca vergi kaçırmaktan da çekinmeyen bir firmanın ömrü ne kadar olur??

Lütfen dikkatli olun.

Global Peter Drucker Forumu 2015 – Digital Çağı Yönetmek ve İnsanlığımızı Kazanmak

Global Peter Drucker Forumu 2015 from Tufan Karaca

İŞ MODELİ ve KENDİNİ YENİDEN KEŞFETMEK

Hızlı değişim sürecinde şirketler yaşamlarını devam ettirebilmek için zaman zaman kendilerini yeniden tanımak, tanımlamak ve keşfetmek zorundadırlar. Bu süreç aslında İŞ MODELİ‘nin elden geçirilmesi, yeni modeller düşünülmesi, yaratılması ve uygulanması sürecidir. Sadece ürünlerimiz, hizmetlerimiz değil iş modellerimiz de değişimin hızına yenik düşüyor, düşmek zorunda.

Bunu yapmakta gecikenler zaman içerisinde diğerlerine yetişebilmek için koşmaya başlayıp hiçbir zaman öne geçmeyi başaramadan koşmaya, çabalamaya devam ediyor.

Bazı şirketler ise zamanında ve başarılı bir uygulama ile tüm sektörü etkileyerek değiştiriyor ve herkes onları takip etmek zorunda kalıyor.

Bu kendini yeniden keşfetme işlemi sırasında bazı şeyleri gözetmekte yarar var.

Öncelikle kendimizi yeniden keşfederken yarınki yani gelecekteki şirketimizi yaratmak zorundayız ancak doğal olarak bu belli oranda bir risk faktörü taşıyacaktır. Ama yukarıda da belirtildiği gibi gecikirsek başkalarına yetişme çabasından hiç bir zaman kurtulamayız.

Kendimizi yeniden keşfedebilmemiz için kendimize dışardan ve başka gözlerle bakmayı benimsememiz şart, yoksa sürekli yansımamızı görürüz.

Aynı zamanda dışarıda, yani diğer şirketlerde de neler olduğunu gözlemlemek gerekir, sadece rakiplerimiz değil diğer sektörlerdeki şirketlerde neler oluyor?

İnsanların davranışlarını, değerlerini, beklentilerini de göz önüne alarak insan üzerine odaklanmak gerek. Bu da sadece müşteri veya paydaşlar üzerinde değil, çalışanlar üzerinde de olmalıdır. Artık çalışanları değişken gider olarak algılamktan çok bir sermaye olarak algılamamız ve kabul etmemiz şart.

Yaptığımız çalışma bize yeni kaynaklar yaratmalı veya var olan kaynaklara ulaşmamızı sağlamalı.

Elle tutulur, gözle görülür müşteri deneyimi ve iş modeli değişiklikleri sağlamalıyız sonuçta.

ASGARİ ÜCRET, SİSTEM, DEĞİŞİM

Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada asgari ücret konusunda tartışmalar gittikçe yükseliyor, ABD’de hizmet sektörü çalışanlarının aldıkları ücret geçinmelerine yetmiyor, Türkiye’de ise hiç bir sektörde yetmiyor vs.

Buna karşılık patronlar ve yöneticiler ise ücretlerin yüksekliğinden yakınıyor.

Gazete başlıkları :

CHP’nin asgari ücret vaadine MÜSAİD da savaş açtı!

Partilerin 1 Kasım seçim vaatleri içinde en dikkat çekenlerinden biri de ‘asgari ücret’ olmuştu. CHP’nin 1500 lira; MHP’nin 1400 lira ve HDP’nin de 2 bin lira vaat ettiği asgari ücreti AK Parti ise 1300 liraya yükseltme sözü vermişti. Başbakan Davutoğlu’nun açıklamalarına göre asgari ücret Ocak ayında 1.300 TL olacak.

1300 lira asgari ücrete patronlardan tepki

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, asgari ücrete yapılacak zamma ilişkin, “Asgari ücretin işverene şu andaki maliyeti bin 500 lira. Asgari ücret tabii ki artırılabilir. Ancak işverene maliyeti bin 500 lirayı geçmeyecek şekilde artırılmasını destekliyoruz” dedi.

CHP’nin asgari ücret vaadine MÜSAİD da savaş açtı!

Sermayeden asgari ücret resti: Yurtdışına gideriz

Makroekonomi tarafını bir kenara bırakalım her ne kadar konuyu direkt olarak etkiliyorsa da ve asgari ücret maliyetinin brüt (çalışanın cebine giren net değil) şu anda 1,500 TL olduğunu ve “Asgari ücret tabii ki artırılabilir. Ancak işverene maliyeti bin 500 lirayı geçmeyecek şekilde artırılmasını destekliyoruz” diyor Hisarcıklıoğlu. Diğer bir deyişle benden alma vergi ile oyna, beni rahat bırak demek istiyor. Diğer bir deyişle bu farkı vergilerin büyük bir kısmını ödeyen (yaklaşık %80) çalışan ödesin demek bu.

Hisarcıklıoğlu’nun Nuh Çimento (sadece şirketlerinden biri) şirketinin 01.01.2015 – 30.06.2015, Yönetim Kurulu Faaliyet raporuna bir göz attım ve aşağıdaki bilgilere ulaştım :

İşçi sayısı: 538
İlk 6 aylık net kar: 97.6 milyon (yıllık kabaca 195 milyon denebilir)
Net kar / Özsermaye Oranı : 0.10

Detaylı analizlere girmeden gördüklerim :

· Her işçi şirkete yıllık 362,454 TL kar sağlıyor.
· Yatırımın geri dönüş hızı hiç fena değil.

Ama buna rağmen, Rıfat Hisarcıklıoğlu işçi başına aylık 1,500 TL (yıllık 18,000 TL, kabaca diğer masraflarını katalım ve 20,000 TL diyelim) brütten fazla olmamasını talebediyor. Yani bir işçiye vergiler dahil (net işçinin cebine kalan değil) ödediğinin yaklaşık 18 mislini şirkete kazandırmasını arzu ediyor.

“Ankara Sanayi Odası (ASO) yüzde 30’luk asgari ücret artışına karşı çıkıp asgari ücretin kaldırılmasını isterken, İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar daha ılımlı: “Asgari ücretin artması hem çalışana hem iç piyasaya can verir” diyerek asgari ücretin 1.300 liraya çıkarılmasını desteklediklerini, ancak oluşacak ilave maliyete karşı işverenin desteklenmesini talep etti.”
Asgari ücretin bedeli? – Aziz Çelik (BirGün)

İbrahim Çağlayan ise daha da ileri gidip açıkça, “sen bana ver ben de ona veririm” demek cesaretini gösteriyor.

Bu cesareti gösterme nedeni yıllardır sistemin bunu yapmış olması. Yatırımcı ve patronlar, iş Planı’nı hazırlarken bazı verileri değişemez kabul ediyorlar ve ondan sonrada bunu sonuna kadar zorluyorlar. Herhangi bir kimsenin işlerini bozmasını kabul etmek onların fıtratında yok, çünkü kapitalist (serbest ekonomi de diyorlar ama serbestliğini sadece patron görür) sistem, adı üzerinde, sadece kapital tarafından yönetilir.

“Birkaç ay önce 1.400 veya 1.500 liralık asgari ücrete veryansın edip, sonra 1.300 lira asgari ücret vaad etmek, muhalefetin asgari ücret stratejisinin hükümeti nasıl sıkıştırdığını ortaya koyuyor. Şimdi icraat zamanı! Asgari ücret 1.300 lira olacak ama bedeli ne olacak? Sermaye örgütleri itirazlarını yükseltmeye başladı. Bu koroya liberal yazar ve iktisatçılar da katıldı. Asgari ücret artışı üzerinden felaket tellallığı yapılmaya ve işsizlik kırbacı sallanmaya başlandı.”
Asgari ücretin bedeli? – Aziz Çelik (BirGün)

Bu arada yukarıda söz etmeyi unuttum galiba, Hisarcıklıoğlu’nun Nuh Çimento şirketinde, yönetim kurulu ve üst düzey yöneticilere (sanırım toplam 14 kişi) yaklaşık 3 milyon TL huzur hakkı ve maaş ödenmiş, yılda 6 milyon, bu da doğal olarak yukarıdaki kardan düşülmüş. Yıllık ortalama kişi başına 428 bin, aylık 36,000 TL.

SERMAYE YETERSİZLİĞİNDEN DOLAYI … yazıma da :

“Sermaye yetersizliğinden dolayı, evimi satıyorum, fabrikayı satıyoruz, iflas ettik gibi cümleleri çok sık duymaktayım ve bu da bana ters geliyor, ters geliyor çünkü buradaki söylem tamamen yanlış ve “sermaye yetersizliğinden dolayı” olan hiç bir şey yok. “Sermaye yetersizliğinden dolayı” yapılamayan tek şey, düşündüğün işe girişememektir.
Bu söylemi kendi kendime tercüme ettiğim zaman yorumlarımı şöyle özetleyebilirim :
1.       Girdiğim iş için başta tahmin ettiğimden daha fazla nakde ihtiyacım varmış : Yani İŞ PLANI yapmadım veya yaptığım İŞ PLANI sağlıklı değildi, yani İŞ PLANI’nı baştan sağma yaptım.
2.       Ben bu nakdi karşılayabileceğimi düşünüyordum ama karşılayamıyorum: Yani borç bulamıyorsun, neden? Demek ki işin, bu borcu zaman içerisinde geriye ödeyebileceğine borç verebilecek kişileri ikna edemiyorsun, yani aynı sonuç, ya İŞ PLANI yoktu veya yapılan sağlıklı değildi.
3.       Faiz oranları çok yüksek, borç alırsam işi yürütemem, sermaye koymam gerek ama o da yok : Çok iyi, çünkü faiz oranlarının üzerinde para kazanamıyorsan zaten cepten koyacağın sermayeyi de kaybedeceksin, en azından cebinde bu para olmadığından o riski taşımıyorsun.

http://blog.tkaraca.com/2011/sermaye-yetersizliginden-dolayi/

diye başlamıştım.

Sistemin gelir dağılımı aksaklığı konusuna girmeyeceğim, yönetim açısından yaklaşacağım :

i. İş planını sağlıklı yapamıyorsan işe girme,
ii. Yaptığın hataları benim üzerime yıkıp benim cebimden alma,
iii. İşin bütün parametlerini göz önüne almıyorsan başına geleni çekeceksin,
iv. Rekabet (iç ve dış) edemeyeceğin işlere, sermayeyi benden çıkararak girmezsen batarsın.

Ayrıca daha geni bir şekilde hazırlamakta olduğum “İş Yaşamının, Şirketler ve Çalışanlar açısından Dünü – Yarını” yazısında okuyacağınız :

Değişen çalışan,
Değişen beklentiler,
Sonuç olarak değişen şirketler ve şeffaflık

gibi DEĞİŞİM‘i görmeyenler, görmeyi bırakın YAŞAMAYANLAR yok olmaya mahkumdurlar.

Yaşamak, ancak çalışanlarını mutlu edenlerin (sadece parasal anlamda değil) hakkı olacak…

______________________________

Bu yazının yayınlanmasından sonra çıkan 2 haber :

BILL GATES: Only Socialism Can Save Planet

Ali Koç: Kapitalizmin ortadan kalkması gerek

Bir Tane daha

Kârlılıkta 1. lig, ücrette 3. lig

 

HOLAKRASİ – TURKISHTIME Kasım 2105

ccc

PALAMUT – TOMBİK – MÜŞTERİ DENEYİMİ

Dün, merkezi İzmir olan büyük marketlerden birinin Turgurtreis mağazasında alışveriş yaptım. Gerçi oradan balık alınmaz ama önünden geçerken balıklara baktım. Bir iki uyduruk palamut ve bir paket içerisinde dilimlenmiş kapkara etli tombik var.

Tombiğin üzerindeki etikette PALAMUT yazıyor ve fiyatı da palamut ile aynı. Balıkçıya “bu ne” diye sordum, palamut dedi.   Eğer balıkçı bunu söyleyebiliyorsa o yalancıdır ve tartışmaya gerek yoktur.   Ayrıca beni aptal yerine koymayı göze aldıysa tartışmaya hiç gerek yoktur.   Bunun müşteriyi aldatmak ve sahtekarlık olduğunu düşündüğümden mağaza müdür yardımcısına bildirdim. Adam hiç tepki vermeden “bize girişi öyle” dedi ve sırtını dönüp gitti.

Arık müşterinin önemini ve müşteri deneyimin ne olduğunu bilmemiz gerek.

Bu market için kafamdan hızla geçenler:

  1. Balığı bilmeyen balıkçı çalıştırıyorlar,  ben bunlardan alışveriş nasıl edebilirim?
  2. Müdür yardımcısı hiç eğitim almamış, şirketini ve müşteriyi önemsemeyen biri, bunların insan yatırımı buysa gelecekleri çok karanlık,
  3. Malın girişi böyle ise ve buraya kadar hiç kimse bunu farketmiyorsa acaba ben onlardan zaman zaman eşek kıyması da alıp yedim mi?
  4. Giriş böyle ise ve hiç düzeltmiyorsa demek ki satın alma bölümü iyi çalışıyor, ortaklık kursam, barınaktan bedava alacağım köpeklerden kıyma yapsam bunlarla anlaşarak satabilirmiyiz?
  5. Bu market sahtekarlığı hangi seviyelere kadar uyguluyor?

Gördüğünüz gibi bu ufak detaydan üretilebilecek ve müşteri deneyimini “sıfırlayacak” ne kadar çok şey var. Perakendeciliğin mottolarından biri “perakendecilik detaydır” ama kimin umurunda.

Tüm şirketlerin geleceği “müşteri deneyimi” üzerine kurulu artık, hele perakende.

Siz, siz olun bu hatalardan kendinize ders çıkartın.

___________________________________________

Bu yazı yazıldıktan 2 gün sonra Kipa’dan aşağıdaki yanıt geldi :

Kipa: “ Değerli müşterimiz,

Yaşanılan olaydan dolayı çok üzgünüz.Olayın tekrar yaşanılmaması adına ilgili personelimiz uyarılmıştır. Konu ile ilgili eğitimleri tekrarlanacaktır. İlginize teşekkürler.

Saygılarımızla.”

___________________________________________

 

Yarınlara… ,pardon düne hazırmıyız?

Bugüne kadar hep konuştuğumuz şeyler artık daha hızla gelişmeye başladı ve daha çabuk oluyor. Tabi ki böyle olacağı belliydi, şimdiye kadar oldukça sık vurguladım değişimde ve değişimin dünyaya yayılmasındaki logaritmik hızı. Sonuç olarak birçoğumuzun, dün, daha çok var dediği birçok şey oldu ve hızla olmaya devam ediyor.

Yarın artık bugündür.

Daha 2-3 sene önce şoförsüz arabaların artık çok yakın olduğundan bahsederken Google’ın deneme amaçlı yola çıkardığı akıllı arabaları örnek veriyorduk. Yıl 2012 idi.

2014 başında Volvo’nun ürettiği test amaçlı kendi kendine giden 40 otomobil İsveç sokaklarındaydı.

Milyon kilometreye yakın yol yapan Google otomobilleri sadece 4 kaza geçirdi ve hepsi de diğer araçların sürücüleri nedeni ile oldu.

Bugün ise;

Dün yakında dediğimiz her şey bugüne taşınmaya başladı bile.

Yine bundan 4-5 yıl önce konuştuğumuz, fütüristtik yaklaşım olarak düşünülen büyük satıcıların binlerce üreticini ürünlerini sattığı, yani çok büyüklere hizmet veren binlerce küçükten oluşan ekonomi artık neredeyse yerleşti ve örnekleri çoğaldı.

Daha birçok değişik örnek sayabiliriz ancak ufukta olduğunu sandığımız birçok şey artık yaşamımıza neredeyse girdi bile ve bunların etkileri de çok yakında hızla ortaya çıkacak, yaptığımız ve çalıştığımız işlerin yapısı, iş modelleri hızla değişecek ve hepimiz çok etkileneceğiz.

Şimdiden hazırlanmazsak yarın işsiz, şirketsiz kalabiliriz.

Örnek olarak kendi kendine giden arabaların yaratacağı sonuçları görmeye çalışalım.

– Şoförlüğü meslek edinmiş milyonlar artık bu mesleği yapamayacak. Bunlara şirket, taksi, otobüs, kamyon şoförleri dahil,
– Taksicilik diye bir kavram kalmayacak,
– Otomobiller artık satılmayacak, abonelik sistemi ile arabalar kullanılacak.

Peter Drucker’ın on yıllarca önce dediği gibi, değişimin öncülüğünü yapmayanlar, müşteri baskısı ile değişmeye zorlananlar yaşamakta zorlanacak.

BUNA HAZIRMIYIZ?

Next Page →

Follow on Feedly