GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI from Tufan Karaca

Önce Başarısızılık Sonra Başarı, Başka Yolu Yok…

Girişimcinin çok şanslı birisi olmaması halinde ilk girişiminde başarıyı yakalaması çok düşük bir olasılıktır.

Gallup araştırmalarına baktığımızda, ABD’de kurulan şirketlerin %50 sinin ilk beş yıl içerisinde kapandığını görüyoruz.

Türkiye’de de çok değişik değil bu oran. Yeni kurulan işletmelerin %24’ü iki, %52’İ dört, %63’ü de altı yıl içerisinde yok oluyor.

Değişimin hızının getirdiği etkinin yanı sıra daha birçok neden var bu başarısızlıkların temelinde. Kişisel araştırmalarım, bu şirketlerin çoğunun pazara girerken veya ürün geliştirirken yeteri kadar araştırma yapmadıklarını ve gerçekçi bir iş modeli ve iş planı üzerinde çalışmadıklarını gösteriyor.

Melek yatırımcılar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonuçları gösteriyor neredeyse. Melek yatırımcıların yatırım yaptıkları girişimlerin sadece %20’sinden para kazanabiliyorlar.

Sonuç olarak bir girişimcinin ilk girişiminde başarılı olması, birçok etken nedeni ile çok düşük bir şans.

Ancak başarısızlık bir girişimcinin uzun dönemde, en önemli yatırımlarından biri, çünkü bu denemelerde öğrenilenler başarıyı getiriyor.

Artık hepimiz biliyoruz, girişimcilik öğrenilebilen bir şeydir ve bunların içerisinde başarısızlık oranını minimize etmek de vardır.

Başarı şansını çoğaltmak için en önemli şartlardan biri bir fikirden değil bir sorundan yola çıkmaktır. Fikrimizin hangi sorunu ortadan kaldırdığı ve bunun gerçek bir sorun olup olmadığını kavramak en önemli çıkış noktasıdır. Araştırdığınız zaman bugün başarılı olarak nitelendirdiğimiz birçok girişimcinin kendi yaşadıkları bir sorunu ortadan kaldırmak için yola çıktıklarını göreceksiniz.

Zaten artık sattığımız her şeyi “değer önerisi” olarak tanımlamıyor muyuz?

Doğru ürünü geliştirerek yaratmak için sürekli “değer önerimiz” ile çözüm arayan kişiye, yani müşteriye danışarak ürünü son hale getirdikten sonra da iş modelimiz oturtarak iş planımızı yapmak gerekir ki ortadan yok olanlar listesine girmeyelim.

BAŞARI, SADECE OLTAYA YANDAN TAKILAN BALIK DEĞİLDİR

Uzun ve sıcak bir yaz oldu. Sıcaklık, yaz okulunda dersler falan derken uzun zamandır yazı yazmayı ihmal ettim ve için için bunun sıkıntısını yaşadım. Ama yazma tembelliğini baskısı okuma hızımı kesmedi, tam tersine fazlalaştırdı.

Bu sabah yine birçok şeyin arasına dalmış okurken okuduğum şeyler beni tekrar yazmaya başlamanın zamanı geldiğini hatırlattı.

Başarılı her insan gibi başarılı girişimciler ve iş adamları da toplumda örnek gösteriliyor, söz sahibi oluyor ve kanaat önderi haline geliyor doğal olarak. Başarı gerek basında, gerek sosyal medyada mercek altına alınıyor, övülüyor, örnek gösteriliyor.

Başarılı bir örnek olarak gösteriliyor, konuşuyor ve sürekli fikirleri alınan insanlar haline geliyorlar. Ancak bir noktadan sonra her dedikleri “doğru” olarak kabul edilmeye başlanınca tehlike de başlıyor.

Dragons Den, Shark Tank gibi programlarda artık sadece kendi doğru bildikleri yolda fikirler belirterek doğru, gerçek algısı ile oynamaya başlıyor ve insanların kafalarını karıştırıyorlar.

Başarı küçümsenemez, övülmelidir, mercek altına alınmalıdır ancak her başarı, doğru yol veya olması gereken yol izlenerek kazanılmamış olabilir ve bunu çok iyi irdelemek gerekir.

Bazı başarılar ki bunlar genellikle nedense çok göz önünde oluyorlar “ben yaptım oldu” ile ortaya çıkıyor. Başarının oluşmasındaki çevre şartları, yöntem doğru olmasa bile, başarıyı nerdeyse zorlayarak getiriyor. Ve Dunning-Kruger etkisi ile de bu başarılı (!) girişimci ve işadamları kanaat önderi olarak tesadüflere bağlı başarı yöntemlerini “”tek yöntem olarak sunmaya başlıyorlar.

İşte tehlike bundan sonra başlıyor ve bazı gencecik beyinler karmaşaya giriyor.

Burada başarılı insanların başarısına gölge düşürmek değil amacım, ama bazıları, Dunning-Kruger etkisi ile ortalıkta en çok görünler haline gelince ortaya çıkan karmaşayı vurgulamak istiyorum.

Peki, nedir bu Dunning-Kruger etkisi ?

Dunning ve Krugeri’in Cornell Üniversitesinde yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre : “Cehalet kişiye, bilgiden daha fazla güven verir.” ve;

1. Yetersiz kişiler kendi yetenek ve bilgilerine aşırı değer biçerler,

2. Yetersiz kişiler başkalarındaki gerçek yetenekleri göremezler,

3. Yetersiz kişiler, kendi yetersizliklerinin boyutlarını göremezler,

4. Bu kişiler, eğitilebildikleri takdirde konu ile ilgili daha önceki yetersizliklerini fark edebilirler.

Diğer bir deyişle, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi, bilmediğini bilmekte yatmaktadır. Ancak yukarıda tanımladığımız etki altındaki birçok “bilge“, girişimcilik salgınına kapılmış gençleri, parasal, fikirsel ve duygusal anlamda sömürmeyi nerede ise iş edinmişlerdir.

GİRİŞİMCİLİK CANGILINDA YETERSİZ ÖZGÜVENLİLER

Ben bunu balık tutmaya benzetiyorum, başarılı balıkçılar hepimizden fazla balık tutarlar. Çünkü balık tutmanın yöntemlerini bilirler ve uygularlar. Ancak balık tutmuş olanlarınız bilir, bazen öyle yoğun ve büyük bir sürünün üzerine gelirsiniz ki, çapariyi çekerken iğnelerin yandan yakaladığı balıklar oltada çoğunlukta olur. Yani balık o kadar çok ve yoğundur ki uygulamanız gereken yöntem artık önemini kaybetmiştir. O balık zaten orada her hâlükârda yakalanmak üzere duruyordu.

İki kova balıkla eve dönen cahil balıkçı da ne kadar iyi olduğunu, bildiğini zannedenlerin aslında bir şey bilmediğini keyifle anlatmaya başlar kahvede. Etraftakiler de hayranlıkla onu dinler, yarım yamalak olta ve yemlerini alarak herhangi bir yere gider ve eli boş olarak eve dönerler.

Dönerler ve şanslı, bilgisiz balıkçıyı eleştirmeye, eleştirirken de teorinin pratikte uygulanamazlığından bahsederler bilgisizce.

Teori ile pratik her zaman içi içedir ve doğrudur, ama hipotez ile pratiğin uyuşmaması ise çoğu zaman gerçektir.

Bunun yanısıra ‘teori’ kelimesinin akademik ortamların dışında kullanılan ikinci bir anlamı var: Daha çok gözlem ve akıl yürütmeye dayanan, bilimsel olarak test edilmemiş öznel varsayımlara ve iddialara da teori deniyor. Bir başka deyişle, bilimsel yöntemde ‘hipotez’ olarak adlandırılan adıma halk arasında daha çok teori deniyor.

Komplo Teorileri – 1: Her derde deva

Sadece iş yaşamında değil, her konuda teoriyi bilin, öğrenin ama gerektiğinde çevre koşullarını da değerlendirin.

Ortada dolaşan her şeyi doğru olarak algılamayan, sorgulayıcı ve eleştirel gözlerle bakın herşeye.

 

BAŞARILI/BAŞARISIZ LİDER/YÖNETİCİ

“HOCA ÇOK ADALETSİZ” AMA YAŞAM DA ÖYLE

Özyeğin Üniversitesi 2014 yaz okulunda Girişimcilik dersi verdim. Tüm eğitimlerde (ders de dahil) beni geliştireceğine çok inandığım katılımcı değerlendirmeleridir, ancak ders bitiminde ben daha dersle ilgili öğrenci değerlendirmelerini göremeden okulun sistemine giriş şifrem geçersiz oldu. Her neyse bu değerlendirmeler ancak bugün ulaşabildim. Kendimle övünebileceğim, bana hakkımda bir şeyler öğreten, bundan sonraki derslerim için yararlı olacak bir çok bilgi edindim bu değerlendirmelerden.

Ancak bir tanesi vardı ki keşke ders sürecinde görebilseydim. Çünkü bu değerlendirme sadece dersimizin konusunu değil belki de yaşamı özetliyor, üzerinde saatlerce konuşabilirdik.

Sevgili öğrencimin (kim olduğunu bilmiyorum) değerlendirmesi şöyle :

“Hoca çok adaletsiz davranıyor. 1 saatte yapılan projelere full puanı dağıtırken günlerce uğraşılmış sunumlara aynı değeri vermedi.”

Muhtemelen çok haklı bunu yazan arkadaşım.

Maalesef iş yaşamı, yaşam böyle. Eğer doğru şeyle uğraşmıyorsak yaşam bize puan vermiyor. Doğru olmayan şeylere bir ömür harcayanlar var, aslında başkalarınca doğru olmayan şeylere. Maalesef puan alamıyorlar.

Doğru olan şeyleri sadece düşünenler bile “yeteri kadar” ve “gerekli olan” şeyleri yaparak tüm puanları topluyor.

Önemli olan ne kadar yorucu bir şekilde ve ne kadar koştuğun değil bir fikir üzerinde, önemli olan doğru fikri yakalamak.

Biliyorum, bazı gruplar işi çok ciddiye alarak günlerce uğraştılar ama projeleri para kazandıracağı, pazarı olan, süreklilik sağlayacak bir proje değildi.

Bazıları ise o kadar basit, ama o kadar insanların ilgisini çekeceğini gösteren projeler yaptılar ki kısa sürede.

Zaten başta projelerin değerlendirme kriterini koymuştuk. Sunumda, projeye ben para yatırır mıyım sorusunun cevabı önemliydi. İkna olup o projeye para yatırmaya karar verdiğim projeler not (yani para) alıyor, bunu beceremeyenler ise alamıyordu.

Bundan sonraki derste ilk ne anlatacağımı biliyorum artık.

GİRİŞİMCİLİK VE BAŞARI

5072777677_c475005074_bTürkiye’de girişimcilik veya iş sahibi olma oranı %5 (Türkiye İstatistik Kurumu), bunun %80’i ise zorla girişimci oluyormuş (Girişim Haber). Buna karşılık KOSGEB ve TEB’in Girişimcilik Endeks, her 100 kişiden 32’si önümüzdeki üç yıl içinde girişimcilik faaliyetinde bulunma hedefi olduğunu ortaya koyuyor (Akşam). Ancak bu kişilerin sadece 10’u iş fikirlerini hayata geçirmek için harekete geçiyor, yani Baybars Altuntaş’ın tabiri ile girişkenlikten girişimciliğe geçiş yapabiliyor.

Zamanın yapısı ve teknolojinin sonucu olarak da bu girişimlerin büyük bir kısmı internet üzerinde. Webrazzi’nin yaptığı bir araştırmaya göre;

Lanse edilen her 100 girişimden:

24’ü altıncı ayını görmüyor.
51’i ilk altı ayında vasatı aşamıyor.
24’ü vasatın biraz üzerinde.
8’i umut vadediyor.

Bloomberg’in bir haberine göre ABD’de iş fikrini hayata geçiren girişimcilerin %80 ilk 18 ay içerisinde yok oluyor, sadece %20’si hayatta kalıyor.

Steve Blank, “The Startup Owner’s Manual” kitabında yeni ürünlerin %90’ının başarısız olduğunu söylüyor.

Peki bu başarı oranının bu kadar düşük olması neye bağlı?

Aslında bu yüksek başarısızlık oranı çok çeşitli nedenlerin bir araya gelmesi ile oluşuyor ancak bunları bazı kategorilerde toplamak mümkün kanımca.

Ben en öneli etkenlerden birini özensizlik ve acelecilik olarak görüyorum. Evet, çağımız hız çağı, yeterince hızlı olamaz isek şansımızı yitirme olasılığı çok yüksek. Ama bu acele içerisinde, bazen hazır olduğunu düşünerek bazen da bir an önce para gelsin kaygısı ile minimum kabul edilebilirlik düzeyine gelmemiş ürün veya hizmet ile pazara çıkarak kendini yıpratmak KABUL EDİLEMEZ bir hata olmasına karşılık maalesef bu hatayı yapan çok.

Diğer bir etken ise geliştirdiğin ürün, hizmet veya her ne ise değer önerisine aşık olmak, hem de körkütük aşık olmak. Zaman zaman insanlar günlerce emek verdikleri, başka hiç bir şey düşünemedikleri şeylerin eksik, kötü veya yetersi tarafını görmek yerine sadece olumlu taraflarını görme eğilimine düşebiliyorlar, yanı ona aşık olabiliyorlar. Bu hataya düşen kişilerle konuştuğunuzda ürün hakkında söyleyeceğiniz her eleştiri veya eksikliği kişisel hakaret olarak algıladıklarını hissedersiniz.

Genelde insanlar kendilerini ve yakın çevrelerini müşterinin temsilcisi olarak algılarlar ve her sorunun yanıtını kendileri bulmaya çalışarak müşteri ile iletişim kurmayı, onun sorunlarının ne olduğunu anlamayı ihmal ederek kendilerini kapatır ve işi geliştirmeye çalışırlar.

Ürünü satın almak için parayı müşterinin ödeyeceğini, ürününün değerini onun belirleyeceğini unuturlar.

Değer önerisi geliştirirken müşteri ile kurulacak ilişkiler çok ama çok büyük önem taşır.

Bunların tümünün üstesinden gelebilmek için yapılması gereken İŞ MODELİİŞ PLANI kavramları çerçevesinde düşünmek ve DEĞER ÖNERİSİ tasarımına önem vererek YALIN GİRİŞİM metodolojisinden şaşmamaktır.

Follow on Feedly