Sorular, Yanıtlar ve Şirket Kültürü

Geçenlerde nereden aklıma geldiyse “cevapların” kişiyi ve bu kişilik yapılarının da örgüt – şirket kültürünü belirlediği düşüncesi geldi Şirket kültürünü incelerken sorduğunuz soruların yanıtları nasıl kategorize edilebilir gibi bir detaya takılmışken Pactify Consulting’den Bart Vanderhaegen yaptığı bir şemaya rastladım ve oldukça mantıklı geldi, kendisinden izin alarak bu şemayı okuyucularla paylaşmayı arzu ettim. Üzerinde daha düşünmek istiyorum, sizin katkılarınız da bu konuda bana yardımcı olacaktır.
 
Bart’ın şemasına göre, “bir yönetici, işle ilgili bir sorunun çözülmesini istediğinde alacağı 4 tip yanıt vardır”.
 
1. Görmezden gelme – kaçamak yanıt,
2. Analitik yanıt,
3. Aksiyon yanıtı,
4. Projeci yanıt.
 
“Görmezden gelme – kaçamak yanıt”, sorunu görmezden gelerek sorundan kaçma eğilimidir. Bu yanıtlar:
 
· Sorun değil,
· Bu bizim sorunumuz değil,
· Bunun çözümü yok,
 
gibi yanıtlar olacaktır.
 
“Analitik yanıt”, düşünmek için zaman isteyen yöndedir.
 
· Biraz daha konuyu araştıralım, gibi.
 
“Aksiyon yanıtı”, akla ilk gelen, sezgiye dayalı ancak belirgin bir aksiyon sunmayan bir yanıttır.
 
· Önümüzdeki günlerde şu iki şeyi yapalım o zaman, gibi.

“Projeci yanıt”, sorunu bir proje şekline getiren, çözüm arayıp bulmaya çalışan bir yaklaşımdır.
 
· Bunu önümüzdeki aya başına kadar çözelim,
· Muhtemel nedenler ve düşünceleri inceleyelim,
· Sorunun tamamını ele alabildik mi,
· Çözüme ulaşırken hangi aşamaları geçeceğiz,
· Bunu kim ve hangi tarihe kadar yapacak,
· Şimdiye kadar ne kadar ilerleyebildik,
· Nasıl uyum sağlayacağız,
 
gibi sorular ile sorun ve yanıtı irdeleyen sorular olacaktır.
 
Bu yanıt çeşitleri kişini sorunlara yaklaşım şeklini belirler. Bu yanıt çeşitlerinin tüm şirket seviyelerindeki dağılımı ise bize sadece şirket kültürünün anlaşılmasına yardımcı olacak bir araç değil belki de hangi yönetim kadrolarının şirket kültürüne uygun olmadığını gösterebilecektir.
 
Konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşmanızı dilerim.

BU GÜN İŞİM İÇİN YAPMAM GEREKEN 3 ŞEY

Bir şirketin veya işin gücü, iyiliği, başarısı,  en zayıf işlevinden ileriye gidemez.  Zaman zaman patron, yönetici şapkamızı çıkartıp, dışarıdan bir kişi, müşteri gibi işimize bakmakta büyük yarar vardır.

Sung Tzu’nun dediği gibi ”kendini tanıyan tüm savaşları kazanır”.

Kendini tanımak ise sorgulamaktan, soru sormaktan geçer. Bunu da, bizi işi daha iyi yapmaya kışkırtacak sorularla yapmak gerekir.

Artık hepimiz, işimizin varlığının müşteriye, müşterinin sorunlara çözüm getirmeye bağlı olduğunu biliyoruz, onun için müşteri gözü ile başlamakta büyük yarar var:

  1. “En iyi müşterim benim için ne düşünüyor ?” sorusu gibi olumlu bir soru ile başlayarak müşterilerimize sunduğumuz çözümlerin analizine başlayabiliriz. Tabi bunu takip edecek ikinci soru, “memnun olmayan müşterim neden memnun değil?” sorusu olacaktır.  Bu sorular, müşterimize sunduğumuz çözümün hakikaten sunduğumuzu varsaydığımız çözüm olup olmadığını bize göstererek, bu çözümün kendisini veya çözümü yeniden tanımlamamıza yardımcı olacak ve bizi daha fazla müşteri memnuniyetine doğru yönlendirecektir.
  2. Ardından rakip şapkası giyerek, en önemli rakibimizin bizi işe aldığını varsayabilir ve kendi şirketimizi alt edebilmek için neler yapmamız gerektiğini kendimize sorabiliriz. Böylece rakiplerin bizi nasıl tanıdığını, algıladığını ve neler yapabileceklerini görmemizi sağlar ve bu doğrultuda kendi yolumuzu daha sağlam bir şekilde nasıl belirleyeceğimizi görebiliriz.
  3. Son olarak da, kendimizi işin tüm sorunlarından, politikalarından ve sıkıntılarından soyutlayarak, elimde sihirli değnek olsa, “bu işi en iyi hale getirmek için yapacağım 3 şey ne olurdu?” sorusu ile vizyonumuzu geliştirmek ileriye yönelik çözümleri sıralamak için yararlı olacaktır.

Böylece zaman zaman işinizi dışarıdan, rakamlardan ziyade soyut kavramlarla ele almak, işiniz geliştirmek için çok önemli bir araçtır.

 

Follow on Feedly
Translate »