KÜLTÜR REKLAMI KAHVALTIDA YER

rsz_chakra

Bir dostumuza ev hediyesi almamız gerek. Karım dün facebook’da CHAKRA’nın yukarıdaki ilanını görmüş, zaten Bağdat Caddesinde bir iki işimiz daha var, “Oraya gidelim” dedi.

Kızım da bize katıldı, yolda dostumuzun ihtiyaçlarını tam olarak bilmediğimiz için hediye çeki almaya karar verdiler.

Mağazaya girince kasaya yaklaştılar ve görevliye hediye çeki almak istediklerini söyledi kızım. Görevli önce boş bakışlarla baktı, kızım konuyu biraz daha açmak gereğini hisseti ve hediye alacağımız kişinin ihtiyacını seçebilmesi için 300 liralık hediye çeki vermek istiyoruz açıklamasında bulundu.

“Biz hediye çeki satmıyoruz” diyen görevli ağır ağır bir çekmeceyi açarak bir kart çıkardı ve “kart satıyoruz” dedi.

!!!!!!!!!!!

Bu arada dikkatinizi tekrar ilana çekmek isterim, kullanılan ibare “hediye çeki”.

Ehh, durum anlaşıldı, kızım “peki 300 liralık KART alırsak 100 liralık da HEDİYE KARTI alabiliriz herhalde” dedi.

Yanıt:

“Hayır, bu kampanya sadece ürün alımları için geçerli.”

Ve tabi mağazayı terk ettik.

Kafamızdaki sorular;

o Hediye çeki ile hediye karı arasındaki fark ne?

o Kart ürün değil mi?

o 300 lira kasaya girmiyor mu?

o Görevli yeterince bilgilendirilmiş mi?

o Satış yapmak istemiyorlar mı?

Tabi sorular aslında bu değil, sorun şirket kültürü. Taaaa tepelerde bazı insanlar stratejiler belirliyor, para harcayıp uygulamaya koyuyor, ama asıl müşteri ile yüz yüze olan ve mağazacılığın temel direği olan mağaza çalışanlarını bilgilendirmiyor. Muhtemelen o stratejiler belirlenirken temel direk olan insanların fikri bile alınmıyor.

Her zaman yazdığım şetleri artık tekrarlamak istemiyorum ama kaybedilen müşteriye mi yanarsın, adam yerine koymadığın çalışanları mı kaçırırsın, boşu boşuna reklam bütçeleri mi harcarsın.

“Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer” der Drucker, artık bir şirketin devamlılığı şirket kültürü ile çok yakından ilgili.

Sorular, Yanıtlar ve Şirket Kültürü

Geçenlerde nereden aklıma geldiyse “cevapların” kişiyi ve bu kişilik yapılarının da örgüt – şirket kültürünü belirlediği düşüncesi geldi Şirket kültürünü incelerken sorduğunuz soruların yanıtları nasıl kategorize edilebilir gibi bir detaya takılmışken Pactify Consulting’den Bart Vanderhaegen yaptığı bir şemaya rastladım ve oldukça mantıklı geldi, kendisinden izin alarak bu şemayı okuyucularla paylaşmayı arzu ettim. Üzerinde daha düşünmek istiyorum, sizin katkılarınız da bu konuda bana yardımcı olacaktır.
 
Bart’ın şemasına göre, “bir yönetici, işle ilgili bir sorunun çözülmesini istediğinde alacağı 4 tip yanıt vardır”.
 
1. Görmezden gelme – kaçamak yanıt,
2. Analitik yanıt,
3. Aksiyon yanıtı,
4. Projeci yanıt.
 
“Görmezden gelme – kaçamak yanıt”, sorunu görmezden gelerek sorundan kaçma eğilimidir. Bu yanıtlar:
 
· Sorun değil,
· Bu bizim sorunumuz değil,
· Bunun çözümü yok,
 
gibi yanıtlar olacaktır.
 
“Analitik yanıt”, düşünmek için zaman isteyen yöndedir.
 
· Biraz daha konuyu araştıralım, gibi.
 
“Aksiyon yanıtı”, akla ilk gelen, sezgiye dayalı ancak belirgin bir aksiyon sunmayan bir yanıttır.
 
· Önümüzdeki günlerde şu iki şeyi yapalım o zaman, gibi.

“Projeci yanıt”, sorunu bir proje şekline getiren, çözüm arayıp bulmaya çalışan bir yaklaşımdır.
 
· Bunu önümüzdeki aya başına kadar çözelim,
· Muhtemel nedenler ve düşünceleri inceleyelim,
· Sorunun tamamını ele alabildik mi,
· Çözüme ulaşırken hangi aşamaları geçeceğiz,
· Bunu kim ve hangi tarihe kadar yapacak,
· Şimdiye kadar ne kadar ilerleyebildik,
· Nasıl uyum sağlayacağız,
 
gibi sorular ile sorun ve yanıtı irdeleyen sorular olacaktır.
 
Bu yanıt çeşitleri kişini sorunlara yaklaşım şeklini belirler. Bu yanıt çeşitlerinin tüm şirket seviyelerindeki dağılımı ise bize sadece şirket kültürünün anlaşılmasına yardımcı olacak bir araç değil belki de hangi yönetim kadrolarının şirket kültürüne uygun olmadığını gösterebilecektir.
 
Konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşmanızı dilerim.

Sürekli Değişimin Olduğu Dünyada Şirket Kültürü Ne Olmalı?

Egosuz Yönetim Sohbeteleri

#planmımodelmi

Cumartesi Sabahı Tiran Trafiğinde

(19 Mart  2010 da HABERTÜRK de yayınlanan yazı.)

Pazartesi sabahı G.Washington Üniversitesinden gelecek olan bir grup doktora öğrencisi ve onların profesörleri ile sohbet edeceğim, çalıştıkları konu karşılaştırmalı uluslararası yönetim. Doğu ve güneydoğu Avrupada şiket yönetim kültürlerini inceliyorlar. Önce Tirana, yani benim şimdi yaşadığım ve çalıştığım kente, ardından da Bükreşe, yani benim buraya gelmeden önce on yıl yaşayıp çalıştığım kente gidecekler.

Tiran trafiği ile cebelleşiyorum işe gitmek için. Burada kural veya kurala uymak diye bir şey bilinmiyor, diğer sürücülere saygı duymak yok (aslında bunun saygı ifadesi olup olmadığını bilip bilmediklerini anlamak da zor), herkes bir şekilde gidiyor.
Yanındaki araba üzerine üzerine gelerek şerit değiştiriyor….

Işıklarda durunca ki bunu yapan oldukça azınlıkta sayılır, arkadan en sol şeritten sollayarak gelen araba hızla burnunu senin önüne sokuyor….
Sola sinyal veren araba aniden ve hızla sağa dönüyor….
Şerit çizgisini ortalayarak çok yavaş gidiyor….
Trafikte durup arkadaşı ile konuşuyor dakikalarca arkada biriken arabalara aldırmaksızın…
Yolun ortasında ikinci şeride park ediyor…
Karşıdan senin geldiğini göre göre solluyor…

Kafam karışık, konular birbirine girmiş düşüncelerim oradan oraya atlıyor, on yıl önceki ve bugünkü Romanyayı düşünüyorum, Tahranı, Bağdatı, Baküyü düşünüyorum, ABD yi, Hollandayı, Almanyayı düşünüyorum, Türkiyeyi düşünüyorum. Bu ülkelerde ve daha bir çoğunda araba ve motosiklet sürdüm bazılarında da çalıştım. Trafik böyleydi, şirket şöyleydi, Pazartesi neleri söyleyip neleri hiç söylememeliyim derken bir anda kafamın içerisinde bazı şeyler oturmaya başlıyor…

Çeşitli ülkelerde yaşadığım yöneticilik sorunları, şirket kültürleri, şirket kültürlerindeki değişimler, yönetim kültürleri, ilişkilerin dengeleri canlanmaya başlıyor, tüm bunlar ile ülkedeki trafik arasındaki ilişkiyi görmeye başlıyorum. Tabi, o arabayı kulanan insan ile şirketi yöneten veya şirkette çalışan aynı kültürün ürünü olan insan.

Her ikisinde de aynı kuralcılık, saygı, anlayış yada aynı kuraltanımazlık, saygısızlık ve anlayışsızlık hakim.

Amerikayı yeniden keşfetmenin hazzı ile sürüyorum arabayı, sürüyorum ve zihnimde akıp giden düşünceleri serbest bırakarak izlemeye devam ediyorum.

Aynı parallelik siyasi yaşamda da yok mu ?
Ya aile ilişkilerinde ?
Ya aşklarda ?

Yoksa trafik herşeyin göstergesi mi ? Tabi, trafik herşeyin göstergesi.

Mutluyum, tekerleği yeniden keşfettim.

Pazartesi kimseyi kırmadan, üzmeden ve herhangi bir şey saklamadan rahatlıkla konuşabilirim.

Bundan böyle gideceğim yeni kentlerde, yeni ülkelerde bir süre trafiği izleyerek bir çok şeyi anlayabileceğimi biliyorum.

Size de tavsiye ederim.

_________________________________
Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.

Teşekkür ederim.

19 Mart 2010 – Habertürk

Follow on Feedly
Translate »