BEN DE PREKARYAYIM

Aşağıdaki yazıyı dinlemek isterseniz basın
Voiced by Amazon Polly

Neoliberal ekonomik görüş, her şeyi olduğu gibi işgücünü de serbest pazar olarak ele aldı ve metalaştırdı. Küreselleşmenin desteği ile de iş gücü 1980’lerden sonra şirketler tarafından geçici işçilik, sözleşmeli işçilik, taşeronluk gibi çalışanların dışlandırılmasına doğru kaydırılarak şirketlerin rekabet gücü ayakta tutulmaya çalışılmıştır.

Bunu sonucu olarak çalışan kesimin büyük bir kısmı birçok yasal hakkını kaybetmiş, daha uzun saatler çalışmak zorunda kalmış ve iş güvencesini de yitirmiştir. Şirketler açısından bakıldığında ise çalışanlar yabancılaşmaya başlamıştır.

Artık eğilim sadece mavi yakalıların değil, beyaz yakalı işlerinde şirket dışına kaydırılması yönünde gelişmektedir.

Tüm bunların sonucu iş ajanslarının ve serbest çalışanların sayısı hızla yükselirken proletarya olarak adlandırdığımız işçilerin sayısı giderek düşmektedir.

Şirket dışına kaydırılan işçilik ile şirket içinde kalan işçilik arasındaki en önemli fark, şirket içerisinde çalışan işçilerin öyle veya böyle hala bazı hakları, güvenceleri kanunen korunmaktadır. Buna karşılık dışarı kaydırılanların ve freelancer’ların nerdeyse hiçbir güvencesi bulunmamaktadır.

Serbest çalışanlar (freelancer’lar) gittikçe çoğalmakta ve hatta birçok gence de cazip gelmektedir.

İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde yaygınlaşan evden çalışma hızla serbest çalışmaya doğru evrilecek ve evden çalışanlara şirketleri tarafından serbest çalışma önerilecektir.

Daha önceleri evden veya serbest çalışmayı denemekten çekinen şirketler bunu zorunlu olarak deneyimlerken kontrol etmeyi başardıklarını hissettikleri andan itibaren bu işleri dışarıya almaya, taşeronlaştırmaya başlayacaklardır.

Zaten klasik yönetim anlayışlının temelleri olan “görev tanımlar” ve “performans değerlendirmesi” işlerin tanımı ve ölçülmesi konusunda gelişmiş yönetimler için bu büyük bir sorun olmayacaktır. Doğru tanımlanan ve ölçülen her iş dışarıda yaptırılabilir.

Freelancer gibi cafcaflı bir isim, kendi zamanını yönetebilme cazibesi, kendi patronun olabilme tutkusu birçok çalışanı da cezbederek bu tuzağın içine düşmelerini kolaylaştıracaktır.

Çok niş işler yapan serbest çalışanların dışında kalan birçok serbest çalışan kısa bir süre sonra rekabet baskısı ve işverenlerin tehditleri ile karşılaşarak ne yapacaklarını şaşıracaklar ve ne kadar “güvencesiz” oldukları gerçeği ile yüzleşeceklerdir.

Guy Standing’in teorisi içerisinde, daha önce olmadıklarına şükrettikleri “proletarya” ile “işsizler” arasında yer alan “PREKARYA” sınıfına yerleşecekler ve bundan sonra hiçbir güvencelerinin kalmadığı baskısı altında yaşamaya başlayacaklardır.

Belki de tarihte il kez prekaryanın eğitim düzeyi kendisinden beklenen işin çok üzerinde olmuştur ve olacaktır.

Bu grubu temsil eden siyasi görüş ve partiler ise henüz oluşmamıştır. Proleter ailelerden gelenler, anne babalarının haklarına dahi sahip olamadıklarını görüyorlar ve göreceklerdir.

Peki:

  1. Prekarya olmaktan kaçınabilmek için kişisel olarak neler yapabiliriz?
  2. Birleşerek neler yapabiliriz?

Bu konulardaki görüşleriniz bence oldukça önemli ve tartışmaya açmak isterim.

Bu konu ile ilgili yazılar gelecek.

“BEN DE PREKARYAYIM” için bir cevap

  1. Geri bildirim: ESNAF DA BEYAZ YAKALI DA ARTIK PREKARYA - tkaraca.com / Tufan Karaca - İŞ PLANI

Bir Cevap Yazın