GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI from Tufan Karaca

GİRİŞİMCİLİK VE BAŞARI

5072777677_c475005074_bTürkiye’de girişimcilik veya iş sahibi olma oranı %5 (Türkiye İstatistik Kurumu), bunun %80’i ise zorla girişimci oluyormuş (Girişim Haber). Buna karşılık KOSGEB ve TEB’in Girişimcilik Endeks, her 100 kişiden 32’si önümüzdeki üç yıl içinde girişimcilik faaliyetinde bulunma hedefi olduğunu ortaya koyuyor (Akşam). Ancak bu kişilerin sadece 10’u iş fikirlerini hayata geçirmek için harekete geçiyor, yani Baybars Altuntaş’ın tabiri ile girişkenlikten girişimciliğe geçiş yapabiliyor.

Zamanın yapısı ve teknolojinin sonucu olarak da bu girişimlerin büyük bir kısmı internet üzerinde. Webrazzi’nin yaptığı bir araştırmaya göre;

Lanse edilen her 100 girişimden:

24’ü altıncı ayını görmüyor.
51’i ilk altı ayında vasatı aşamıyor.
24’ü vasatın biraz üzerinde.
8’i umut vadediyor.

Bloomberg’in bir haberine göre ABD’de iş fikrini hayata geçiren girişimcilerin %80 ilk 18 ay içerisinde yok oluyor, sadece %20’si hayatta kalıyor.

Steve Blank, “The Startup Owner’s Manual” kitabında yeni ürünlerin %90’ının başarısız olduğunu söylüyor.

Peki bu başarı oranının bu kadar düşük olması neye bağlı?

Aslında bu yüksek başarısızlık oranı çok çeşitli nedenlerin bir araya gelmesi ile oluşuyor ancak bunları bazı kategorilerde toplamak mümkün kanımca.

Ben en öneli etkenlerden birini özensizlik ve acelecilik olarak görüyorum. Evet, çağımız hız çağı, yeterince hızlı olamaz isek şansımızı yitirme olasılığı çok yüksek. Ama bu acele içerisinde, bazen hazır olduğunu düşünerek bazen da bir an önce para gelsin kaygısı ile minimum kabul edilebilirlik düzeyine gelmemiş ürün veya hizmet ile pazara çıkarak kendini yıpratmak KABUL EDİLEMEZ bir hata olmasına karşılık maalesef bu hatayı yapan çok.

Diğer bir etken ise geliştirdiğin ürün, hizmet veya her ne ise değer önerisine aşık olmak, hem de körkütük aşık olmak. Zaman zaman insanlar günlerce emek verdikleri, başka hiç bir şey düşünemedikleri şeylerin eksik, kötü veya yetersi tarafını görmek yerine sadece olumlu taraflarını görme eğilimine düşebiliyorlar, yanı ona aşık olabiliyorlar. Bu hataya düşen kişilerle konuştuğunuzda ürün hakkında söyleyeceğiniz her eleştiri veya eksikliği kişisel hakaret olarak algıladıklarını hissedersiniz.

Genelde insanlar kendilerini ve yakın çevrelerini müşterinin temsilcisi olarak algılarlar ve her sorunun yanıtını kendileri bulmaya çalışarak müşteri ile iletişim kurmayı, onun sorunlarının ne olduğunu anlamayı ihmal ederek kendilerini kapatır ve işi geliştirmeye çalışırlar.

Ürünü satın almak için parayı müşterinin ödeyeceğini, ürününün değerini onun belirleyeceğini unuturlar.

Değer önerisi geliştirirken müşteri ile kurulacak ilişkiler çok ama çok büyük önem taşır.

Bunların tümünün üstesinden gelebilmek için yapılması gereken İŞ MODELİİŞ PLANI kavramları çerçevesinde düşünmek ve DEĞER ÖNERİSİ tasarımına önem vererek YALIN GİRİŞİM metodolojisinden şaşmamaktır.

GİRİŞİMCİLİK CANGILINDA YETERSİZ ÖZGÜVENLİLER

Bu yazı 11.04.2012 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.

Dünyadaki girişimcilik salgının Türkiye yansıması da doğal olarak dünyadaki “girişimcilik cangılı” şeklinde oluyor ve bu cangıl maalesef fabrikalar, tarlalar, ve yol gösteren veya gösterdiğini iddia eden bir çok “bilge” ile dolu.

TDK, girişimciyi şöyle tanımlıyor :


1. isim Üretim için bir işe girişen, kalkışan kimse, müteşebbis
2. Ticaret, endüstri vb. alanlarda sermaye koyarak girişimde bulunan kimse, müteşebbis.

Yani para kazanmak, kar etmek amacıyla bir iş yapmaya başlayan kimse.

Buna karşılık, çağımızın iletişim olanaklarındaki gelişmeler, girişimcilik tanımını en kolay ve hızlı yol olarak düşünülen web girişimciliği ile adeta kısıtlamakta. Rol modeller ve alfa hayvanlar sürekli olarak sadece web üzerinde belirlenmekte ve web dışında mal ve hizmet alanında da bir çok girişim olanağı olduğu sanki bilinçli bir şekilde gözardı edilerek yok varsayılmaktadır.

Bu ortam içerisinde bir çok yol gösterici “bilge” ortaya çıkmakta, küçük veya büyük başarılarının sonucu kendilerini “bilge” ilan etmekten kaçınmazken onları ilahlaştırmaktan çekinmeyen bir çok fırsatçı da, girişimcilik salgınına bulaşmış insanları çeşitli şekillerde sömürmekte ve kullanmaktadır.

Bu “bilgelerin” bir çoğunda Dunning-Kruger etkisi gayet açık ve kesin bir şekilde görülmektedir.

Peki nedir bu Dunning-Kruger etkisi ?

Dunning ve Krugeri’in Cornell Üniversitesinde yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre : “Cehalet kişiye, bilgiden daha fazla güven verir.” ve ;

1. Yetersiz kişiler kendi yetenek ve bilgilerine aşırı değer biçerler,
2. Yetersiz kişiler başkalarındaki gerçek yetenekleri göremezler,
3. Yetersiz kişiler, kendi yetersizliklerinin boyutlarını göremezler,
4. Bu kişiler, eğitilebildikleri takdirde konu ile ilgili daha önceki yetersizliklerini farkedebilirler.

Diğer bir deyişle, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi, bilmediğini bilmekte yatmaktadır. Ancak yukarıda tanımladığımız etki altındaki bir çok “bilge“, girişimcilik salgınına kapılmış gençleri, parasal, fikirsel ve duygusal anlamda sömürmeyi nerede ise iş edinmişlerdir.

Bunu yanısıra, her türlü girişimciyi destekleyen kurumlar da, web girişimlerini fazla ciddiye almaz bir görünüm içerisine girdiklerinden ortam tam bir cangıl ortamına dönüşmektedir.

İŞLETMECİ OLMAK BİZE GEREKLİ ESNEKLİĞİ VERMİYOR ????

Bu yazı 29.03.2012 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.

Geçen yıl “İŞ PLANI – GEREKLİ Mİ ? GEREKSİZ Mİ ?” başlıklı yazıyı yazdığımda, gerekli olmadığını söyleyen bazı yabancı kaynaklardan yola çıkmış ve “Gerek yok diyenlere baktığımız zaman da çoğunun İş Planı’nı oluşturan ögeleri değişik bir şekilde adlandırdıklarını veya İş Planı tanımını kendi görüşleri doğrultusunda yaptığını gözlemliyorum.” şeklinde bir saptamada bulunmuştum.

Nihayet sözkonusu tartışma ülkemize de sıçradı ve bu sabah iş planını zaman kaybı ve psikolojik kaçış olarak yorumlayan bir yazı okudum ve ister istemez tekrar bu konuya dönmek gereğini duydum.

İlginç saptamalar var yazıda. Öncelikle iş planı yapmayı psikolojik bir kaçış olarak yorumlayan yazar, iş modelinin, iş planından önce kurgulanması ve çeşitli modeller arasından birini seçilmesi gerektiğini söylüyor ki bu çok doğru ve herkesin hemfikir olduğu bir akış.

Yazar, sadece yürüyen veya kurulu işlerin iş planının sağlıklı yapılabileceğini, henüz fikir aşamasında olan işler için yeteri kadar veri olmadığından bir iş planının sözkonusu olamayacağını iddia ediyor.

Sanırım iş planının tanımını, iş planı çeşitlerini ve iş planının kimler için (öncelikler kendin için) yazıldığını bilmek gerek.

Yani aslında, İŞ PLANI – GEREKLİ Mİ ? GEREKSİZ Mİ ? başlıklı yazıda söylediğim şeye geri geliyorum, İş Planı’nın önemsiz veya gereksiz olduğunu söyleyen herkes, süreci bir şekilde doğru olarak irdelerken, iş planı tanımını ya parçalar bölerek yada genelleyerek ele alıyor.

Ancak bu yazıda takıldığım başka bir nokta var ki bunu sert bir şekilde ele almakta yarar görüyorum, çünkü burada yazarın kullandığı bir irdeleme benim mesleğim ve de çok sevdiğim mesleğim ile ilgili. Bu irdelemeyi 30 yıllık meslek yaşamımda, 4-5 yıllık akademik yaşantımda, 35 yıldır kesintisiz konu ile ilgili okuma sürecimde ilk kez duyduğumu söylemek zorundayım ve mesleğim (yani uyguladığım – elimde diplomaların olduğu – bitirmediğim bir doktora süreci yaşadığım)mesleğim – İŞLETMECİLİK ile ilgili bu irdeleme beni rahatsız ettiği gibi konudan uzak kalanlara da çok yanlış bir bilgi aktarımıdır.

Yazar “ilk başta değindiğim noktaya geri dönersek işletmeci formasyonunda olmak bize gerekli esnekliği ve çevikliği vermiyor. Çünkü işletmeci olarak, tanımladığımız iş planına ve stratejilere sadık kalmamız gereklidir, bu da belirsizlikler ortamında iş kurmamıza engel teşkil ediyor.” demiş.

Öncelikle bir işletmeci esnek olmaz ise işletmeci olamaz,

Plana ve stratejilere körü körüne SADIK kalanlar sadece ve sadece yeteneksiz işletmeciler veya baskı altında çalışan emir kullarıdır. Bir işletmeci, tüm planların yapıldığı andan itibaren yanlış olduğunu bilen, bu planları ve stratejileri, gelişmeler doğrultusunda sürekli değiştiren, gerektiğinde tamamen silip baştan yaratan ve bunu yapmasını bilen kişidir,

Eğer belirsizlik ortamı, iş kurmamıza engel teşkil ediyor ise, belirsizlik ortamında her türlü kararı vemekten kaçmamız gereği vardır. Bir işletmeci her türlü ortamda, her şart altında, gerektiği noktada karar vermek zorundadır, bunu beceremeyenler başarısız olur veya bundan kaçanlar bu mesleği yapamazlar.

Yazarın mesleğini bilmiyorum ancak yaptığı irdelemeden işletmeci veya yönetici olmadığını tahmin ediyorum, özellikle de işletmeci olduğunu duymaktan korktuğum için araştırmaktan kaçınıyorum.

Aslında bu yazıda benim ve konu ile herkesin üzerinde durduğu bir çok ortak konu var :

Fikre veya projeye aşık olmak,
Business model generation,
İş planı,
İş modeli gibi.

Bunlar üzerinde tartışmak sürekli yeni yaklaşımlar geliştirmek yararlı ve gerekli, en azından ben kendi açımdan bunlardan çok şey öğreneceğime inanıyorum, ancak konusunda lisansüstü çalışmaların yapıldığı, üniversitelerde 4 yıllık lisans eğitimlerinin verildiği, konu ile ilgili sayısız kitap, makale, yazı ve tez yazılmış Peter Drucker’lar, Tom Peters’lar dünyası için yapılan geçersiz bir irdeleme ister istemez beni rahatsız ediyor.

 

GİRİŞİMCİLERİN VE KOBI’LERİN GENEL HATALARI

Bu yazı 15.11.2011 tarihinde KOBİTEK‘te yayınlanmıştır.

Genel istatistikler, açılan şirketlerin büyük bir kısmının açıldıktan iki yıl sonra kapandığını gösteriyor.

Türkiye’de yeni kurulan işletmelerin %24’ünün iki yıl içerisinde, %51’inin dört yıl içerisinde ve %63’ünün altı yıl içerisinde yok oluyor.

Bu konudaki güncel istatistikler TOBB tarafından sürekli yayınlanıyor.

Açılan şirketlerin en sancılı yılları ilk iki yıl, bu süreyi başarılı atlatan şirketlerin büyük bir kısmının ömürleri uzun oluyor ancak yine TOBB verilerine göre Türkiyedeki şirketlerin ortalama ömrü sadece 12 yıl. Aslında gelişen teknolojinin getirdiği logaritmik değişim süreci belki bunu daha da kısaltacak.

Peki neden böyle oluyor, nerelerde hatalar yapılıyor ?

Girişimcilerin ve KOBİ’lerin yaptığı hataları çok kısa bir şekilde aşağıda özetleyebiliriz.

NAKİT SORUNLARI

Bir çok girişimci, hızla ,işe başlamayı amaçladığından yatırım dönemi giderleri, işletme maliyetleri gibi hayati konularda yeterince araştırma yapmadan işe girişmektedir. İşe başladıktan kısa bir süre sonra finansal kaynaklarının yetersizliğini anlayan girişimci için artık vakit çok geçtir. Nakit yetersizliğinin yarattığı telaş ve panik, bir çok işin gerektiği şekilde yapılmasını engellemekte, bu da nakit sıkıntısını artıran kısır bir döngüye yol açmaktadır.

Yatırım ve işletme döneminin planlaması kulaktan dolma bilgilerle değil, derinlemesine araştırmalarla yapılmalıdır, aksi halde nakit sıkıntısı kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır.

Aynı şekilde sağlıklı planlanmayan büyüme dönemleri de nakit sorunlarını büyüyebilmekte ve işin durmasına kadar varan sonuçlar doğurabilmektedir.

PAZARI YETERİNCE TANIMAMAK

Girişimcilerin ürün veya hizmetlerine olan aşırı güvenleri zaman zaman gerektiği gibi pazar araştırması yapmamalarına yol açmakta ve bu da hızla rekabet duvarına çarpmalarına veya mallar veya ürünlerine alıcı bulamamalarına yol açmaktadır.

Genelde bu durumla karşılaşan işletme sahibi panikleyerek fiyat rekabetine girer ve başarı şansını hızla yitirmeye başlar.

Sadece günü geçiştirmeye yönelik stratejiler başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur, ucuzun her zaman daha ucuzu vardır.

Başarılı bir pazarlama ve satış faaliyeti, sağlıklı bir pazar araştırmasına bağlıdır.

VİZYON EKSİKLİĞİ

İçerisinde bulunduğu pazarın, ekonominin, toplumun ve teknolojinin gittiği yeri göremeyen işletme sahiplerinin varacağı noktalar karanlık olmaya mahkumdur. Bunlar çok yakından takip edilmeli ve bunlara hızla uyum sağlanabilmelidir.

Günümüzde, hızla gelişen teknolojinin sonucu olarak değişim logaritmik bir hızda olmaktadır, ve bunları yakından takip edemeyen hızla oyun dışında kalmaya mahkumdur.

KÖTÜ YÖNETİM

Girişimciler ve işletme sahipleri, kendi bebekleri olan iş için harcadıkları zaman ve düşünce nedeniyle, onunla ilgili herşeyi bildikleri ve bunları yapabilecekleri kanısına kapılırlar. Ancak her insanda bazı yetenekler fazla gelişmiştir, bazı yetenekler ise daha az gelişmiştir, bu nedenle herşeyi yapabilmek mümkün olmayacaktır. Bunu farkına varıldığında ve bazı işlerin sağlıklı yapılabilmesi için bu yeteneklere sahip kişilerin işe alınmasında veya onlara danışılmasında geç kalınır ve içinden çıkılması çok güç dar boğazlara girilmiş olur.

Yukarıda kısaca özetlediğimiz hataları yapmamanın veya bunlardan kurtulmanın yolu varmıdır ?

Tabi ki vardır ve bu da sağlıklı bir İŞ PLANI yapmaktan geçer.

İş Planı, firmanızın başarılı olabilmesi için veya ekonomik bakımdan varlığını koruyabilmesi için neler yapılması gerektiğine karar verme sürecinin, en önemli başlangıçtır. Bu da demek oluyor ki; şu an yapmakta olduğunuz veya yapmayı planladığınız bir işin, geleceğini çizen ve size rehberlik eden bir yol haritasıdır. Firmanızın gelecekteki dar boğazları ve bunları aşma yollarını “önceden” analiz edilmesine yardımcı olmakla birlikte, aynı zamanda da firmanız için en temel kontrol aracıdır. Size önceden planlanan ve daha sonra gerçekleşen bir programın; var ise farklarını ortaya koyarak, nedenini gösterir ve gerekli düzeltmeleri yapmanızı sağlar. Bu da firmanın karar alma mekanizmasını ve geleceğini en önemli şekilde etkileyen faktörlerden biridir.

İş Planı, şirketinizin geçmişini, gelecek için vizyonunuzu ve bu vizyondaki hedeflerinize varmak için uygulayacağınız planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır.

_________________________________

Bu yazıyı beğendinizse aşağıdaki SHARE ON FACEBOOK veya TWEET THIS e basarak paylaşmanız benim çok işime yarayacaktır.
Teşekkür ederim.

Follow on Feedly