HERKES YAZIYOR “İŞ PLANI NASIL HAZIRLANIR ?”

Bugün KOBİTEK‘de “İş Planı Nasıl Hazırlanır?” başlıklı bir yazı okudum ve gördüğüm kadarı ile temel tanımlamada bile yanlışlarla dolu maalesef.

Yazar, İş planı, pazarlama planından farklıdır. Pazarlama planı şirket içindir ve şirket tarafından hazırlanır. İş planında ise hedef şirket dışıdır. Ya iş fikrini hayata geçirecek bir yatırımcıyı ikna etmek için veya bir finansman kurumundan ilave sermaye bulmak için hazırlanır. Bu nedenle pazarlama planı konularına ilave olarak tesis, ekipman yatırımları ve organizasyonel konularıda içerir.” demiş.

Neresinden tutsam bilmem ki…

İş planı, pazarlama planından farklıdır.”Tabi farklıdır, biri İŞ PLANI, biri PAZARLAMA PLANI, ancak önemli nokta şudur, Pazarlama Planı, İŞ PLANI’nın içerisinde bulunması gereken bir başlıktır.

Pazarlama planı şirket içindir ve şirket tarafından hazırlanır. “Her ikisi de hem şirket içindir hem de şirket tarafından hazırlanır, ancak her ikisinde de dışarıdan destek alınabilir.

“İş planında ise hedef şirket dışıdır.” Kesinlikle hayır, iş planı öncelikle şirketin sahibi – yöneticisi ve ekibi içindir, ancak ondan sonra üçüncü şahıslar içindir. “Bakınız : İŞ PLANI NEDİR ? KİMLER İÇİN HAZIRLANIR ? adlı Nisan 2006 tarihli yazı ve “Girişimciler İçin Kolay ve Hızlı İŞ PLANI Hazırlama”, Sinemis Yayınları, Ağustos 2011. Ayrıca inceleyeceğiniz yerli ve yabancı kaynaklarda bu konuda hemfikir olacaktır.

Ya iş fikrini hayata geçirecek bir yatırımcıyı ikna etmek için veya bir finansman kurumundan ilave sermaye bulmak için hazırlanır.” – İş Planı öncelikle iş sahibine – kurucusuna – girişimceye gideceği yolun haritasını çizmek, bu yolda ortaya çıkabilecek engelleri görmek, eğer var ise bu engelleri nasıl aşabileceğini planlaması için yapılır.

Öncelikle gelin İŞ PLANI’nın tanımına bir bakalım ; “İş Planı, şirketinizin geçmişini, gelecek için vizyonunuzu ve bu vizyondaki hedeflerinize varmak için uygulayacağınız planları anlatan çok önemli bir stratejik planlama dokümanı (aracı) ve şirketinizin yol haritasıdır. “. Stratejik bir döküman olması nedeni ile de, öncelikler şirketin kendisi için hazırlanır ve hatta “İş planı, ilk hazırlandığında -bütün diğer planlar gibi- eksik veya yanlıştır; zira ekonomi, siyaset, müşteri tercihleri, teknoloji hakkındaki tüm varsayımlar sürekli değişiklik gösterir ve bu değişiklikler iş planındaki varsayımları etkiler; bu yüzden başlangıçta doğru veya mükemmel bir iş planı olamaz. Yaptığınız iş planı, değişen çevre faktörlerine bağlı olarak sürekli geliştirilmeli ve güncellenmelidir. da belirtildiği için sürekli olarak güncellenmek zorundadır. (Tüm alıntılar, yukarıda bahsi geçen kitaptan)

Bu nedenle pazarlama planı konularına ilave olarak tesis, ekipman yatırımları ve organizasyonel konularıda içerir.” – Burada takıldığım nokta, İş Planının, Pazarlama Planının devamı imişçesine tanımlanması, başta da söylediğim gibi, Pazarlama Planı, İş Planının konularından, başlıklarından biridir. Ayrıca İş Planının içeriğinde, “tesis, ekipman yatırımları ve organizasyonel konular” dışında daha bir çok konu var ki, yazar burada kısıtlı tutmasına karşılık bunlara yazının ilerleyen kısmında değinmiş.

Bir sonraki paragraf da anlam olarak oldukça kafamı karıştırdı ; “İş planı potansiyel bir yatırımcıya dönük olduğu için bütün plan ikna etmeye dönük bir mantıkla ve şu soruların cevabını verecek şekilde kurgulanmalıdır.“. Kanımca iş planı, üçüncü şahısları ikna etmeye yönelik olmaktan öte ve önce, kendimizi ikna etmeye yönelik olmalıdır, aksi halde samimi olmaz ve hatta belki de yanıltıcı olmaya yönlendirebilir.

İş planı konusunda her zaman severek kullandığım kullandığım, Charles Lutwidge Dodgson’ın “Alis Harikalar Diyarında” kitabından ;

Alis : Lütfen bana hangi yoldan gitmem gerektiğini söylermisiniz?
Kedi : Nereye varmak istediğine bağlı.
Alis : Farketmez.
Kedi : O zaman hangi yoldan gideceğin de farketmez.

Yani gideceğimiz yolu başkalarına göstermeden önce kendimiz görmeliyiz

Sanırım aşağıdaki yazılar konunun biraz daha açıklanmasına yardımcı olacaktır, üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz bu yazılar.

İŞ PLANI KONUSUNDAKİ YANLIŞ İNANIŞLAR
HER İŞ PLANI YANLIŞTIR
İŞ PLANI ÇEŞİTLERİ
Girişimciler ve KOBİ’ler İçin İŞ PLANI – Business Plan – Nedir ?
İŞ PLANI HAZIRLARKEN DİKKAT EDİLEMESİ GEREKEN 8 NOKTA
İŞ PLANI – GEREKLİ Mİ ? GEREKSİZ Mİ ?
İŞ MODELİ (BUSINESS MODEL) İŞ PLANI DEĞİLDİR – 2
İŞ PLANI FİZİBİLİTE ÇALIŞMASI DEĞİLDİR

 

HERKESİN BİLDİĞİNİ BİLMEYEN BÜYÜKLER

Bugün canım hamburger çekti ve sipariş vermek için Burgerking’i seçtim.

Ne yiyebileceğime bakmak için internetten sitelerine gittim. İnternetten sipariş vermeyi sevmiyorum nedense yemek için, telefon etmeyi tercih ediyorum. Her neyse, zaten pek kullanıcı dostu olmayan sitelerinde uğraşarak menüleri buldum.

Menüleri buldum ama uğraş uğraş fiyatlara ulaşamıyorum. Evet sonunda fiyatları bulamadım (eskiden vardı), bu yaklaşık 20 dakika menülerin kalori değerlerine ulaşabilmeme karşılık fiyatlara ulaşmam mümkün olmadı. Zaten aç karnına bu kadar uğraştığım için keyfim kaçmıştı, başka bir yere sipariş verdim.

Muhtemelen bir daha Burgerking’i evde yemeyeceğim.

Yaşadığımız dönemde müşteri kazanmak çok önemli, hele kazandığın ve belli bir liyakat sahibi müşteriyi elde tutmak çok daha önemli. Her zaman yazdığım gibi, kaybedilen müşteriiyi geri getirmenin bedeli, yeni müşteri kazanmaktan kat kat daha pahalıya gelir.

Herkesin bildiği temel ilke internet sitelerinin mümkün olduğu kadar kullanıcıya kolaylık sağlayacak şekilde dizayn edilmesidir. Hele buradan satış yapmayı düşünüyorsanız buna daha fazla ağırlık vermeniz gerek.

Sizi siz olun, bu dev sandığımız şirketlerin yaptığı dev hataları asla yapmayın.

ŞİRKET (AİLE) DIŞINDAN YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Artık yeni TTK şirket dışından yönetim kurulu üyesi atanmasına olanak veriyor.

Peki bunun şirketlere yararı varmı ?

Doğru seçildikleri ve çalışma şartları sağlandığı sürece tabi ki var. Ancak dediğim gibi seçimi ve çalışma şartlarının sağlanması şart, aksi halde yarar sağlamak yerine, zarar sağlamasa bile zaman kaybına neden olur.

Öncelikle şirket dışından seçilen yönetim kurulu üyelerinin şirkete ne gibi yararlar sağlayabileceğini bir bakalım.

Her şirket, ister istemez ağırlıklı olarak kendi dünyasını yaşar, hatta zaman içerisinde kendi dönüşü içerisinde olan sıkıntılar, süreçler, içeride bulunan kişilere doğal gelmeye başlar ve şirket körlükleri ortaya çıkar. Bunu en iyi görüp tahlil edebilecek kişiler şirket dışında olan üçüncü şahıslardır. Bunlar, şirkete, yapısına ve işleyişine değişik bir şekilde bakacaklarından bazı önerilerde rahatlıkla bulunabilirler.

Şirket dışından gelen birinin değişik dünya görüşü, deneyim ve düşünceleri, içeriden olanlara yeni ufuklar açabilir.

Daha da önemlisi, alınacak kararlarde, içeriden birinin çeşitli nedenlerden dolayı hayır demeyeceği ve diyemeyeceği konularda itiraz ederek yönetimin bazı şeyleri ikinci kez düşünmesini sağlaması ve alternatif öneriler getirmesidir.

Ne zaman dışarıdan Yönetim Kurulu Üyesi ataması düşünülmelidir ?

Genelde şirketlerde ve ailelerde dışarıdan yardım alınması herhangi bir konuda sıkıntı başladığında düşünülür. Aslında sıkıntı başladığında yardıma gerek duyulması her ne kadar akla yatkın gelse de yanlış bir yaklaşımdır, önemli olan ortaya çıkacak olan sıkıntılara önceden hazırlıklı olmaktır. Diğer bir deyişle, reaktif değil proaktif olmalıyız.

Bu anlamda bakıldığında, böyle bir atamanın kuruluş veya büyüme aşamasında yapılması çok doğru olacaktır. Zaman zaman değişen şartlara bağlı olarak bu üyelerin değiştirilmesi de her zaman gündemde olmalıdır, tabi bu sürelerin de optimal olması ve değişen zaman ve şartlara uyum göstermesi gereklidir. Bir yönetim kurulu üyesini her yıl değiştirmek, ondan verim almadan kurtulmak olur.

Kim seçilmelidir ?

Seçilecek kişi ile şirket kültürü arasında oldukça büyük bir bağlantı vardır ve buradaki dengeyi çok iyi kurmak gereklidir. Seçilecek kişi, şirket kültürünü anlayıp kavrayacak ve buna uyum sağlayabilecek tecrübede ama bir o kadar da şirket kültürüne aykırı yapıda olmalıdır.

Şirket kültürüne tam olarak uygun olan kişinin getireceği dış görüş açısı yeterince geniş olmayabilir, aynı şekilde uyum sağlayamayacak yapıdaki kişi de yönetim ve çalışanların tepkisin alabilir. Her iki durumda da o kişinin şirkete katkıları yeterli olmayacaktır.

Seçilecek kişinin geçmiş tecrübesi olmalıdır ancak bu tecrübenin şirket ile aynı sektörde olup olmaması o kadar önemli değildir.

Bu kişiye neler sağlanmalıdır ?

Seçilecek kişi belirlenip göreve başladıktan sonra kendisine istediği tüm bilgilerin sağlanabileceği bir yapı oluşturulmalı, dışarıdan bir kişidir düşüncesi ile bazı bilgilerin saklanması yoluna kesinlikle gidilmemelidir.

Gerektiği takdirde, başlamadan önce kendisine ortaklar veya aile ile ilgili bilgiler ilişkiler açık ve net bir şekilde anlatılmalı, tüm ortaklar veya aile bireyleri ile teke tek görüşmeler yapılması sağlanmalıdır.

Yönetim kurulunda alınan kararları takip etme ve uygulatma yetkileri muhakkak kendisine verilmelidir.

Şirket Yönetici ve Patronlarının #direngezi den Çıkartması Gereken Dersler

Son yaşadığımız  ve yaşamakta olduğumuz Türkiye’nin direniş hareketi , şirket yöneticileri ve patronları için bir çok dersi içermekte ve pratik sonuçlarını göstermektedir . Bunların tamamını toplamanın mümkün olmadığını düşünüyorum, ancak yapılacak araştırmalar çok ilginç sonuçlar çıkartacaktır ortaya.

2 Haziranda aslında çok çala kalem yazdığım yazıyı biraz daha düşünerek ele alıp tekrar üzerinden geçmek ve bazı eklemeler yapmak istedim bugün.

Aşağıda çıkartacağım her madde, 40 gündür süren direniş hareketinin direkt ve ana aktörleri olan başbakan, bakan, vali, belediye başkanı, polis, yandaş ve halk’ın göstermiş olduğu davranış biçimlerine dayanmaktadır.

1. Yanlış kararlarda direnmeyin, direnmeniz gerekiyorsa de bunun nedenini ekibinizle paylaşın ;

Sürekli yanlış karar veren, ekibinin katkısını gözardı eden  ve bunları tekrarlayan yönetici ve patronlar tüm çalışanları karşılarına alacaklarından sonunda işini sevmeden yapan ve her an hatta ilk fırsatta kaçmaya hazır olan bir ekibe sahip olurlar ki bu da başarısızlığın bu önemli şartlarından biridir.

2. Herşeyi ben biliyorum demeyin ve hatta bunu sanmayın bile ;

Bir yönetici veya patronun herşeyi bildiğiniz sanması ve bunu sürekli söylemesi etrafında çalışan insanlar karşısında komik ve küçük düşmesine neden olur., çünkü herkes bilirki, cehalet ile bilgelik arasındaki ince çizgi “bilmediğini bilmekte” yatar. Evet, hepimizin bazılarından daha fazla bildiği konular cardır, ancak bunlarda dahi herşeyi bilmek mümkün değildir ve bunu iddia eden kişi aslında en cahil kişidir, dinlemesini bilmez, sürekli bilgelik satmaya çalışarak konuşur, ve konuştukça artık komik duruma düşmeye başlar ve çevresindekilerin saygısını yitirir. Çalışanları ve hatta belki de müşterileri tarafından saygı görmeyen bir yönetici veya patron her zaman için işinde başarısız olacaktır.

Ekibinizi ve ekibin katılımını sürekli sağlayabilmek için gerekenleri yapmanız başarılı bir yönetimin ilk şartıdır.

3. Ekibinizi ve Müşterilerinizi küçümsemeyin ;

Bunu yaparsanız zaman içerisinde hızla kaybedersiniz onları. Unutmayın bir iş, insanlar tarafından insanlar için yapılır. Ekibiniz ve müşterileriniz arasında ayırım yapmaya başlarsanız, sadece dışarıda bıraktıklarınız değil, içeride tutmaya çalıştıklarınız da sizi terkeder. Müşterisi ve çalışanı olmayan bir iş de sadece yönetici veya patrondan ibaret kalır ki bu da iş değildir.

Unutmayan, kaybedilen müşteriyi geri kazanmanın maliyeti, yeni müşteri edinmenin maliyetinin on bir mislidir. Aynı şey yeni ekip toparlamak içinde geçerlidir.

3. Yalaka ve casus kullanmayın;

Bir yöneticini ve patronun çevresinde, hiç bir işe yaramayan ve bunu bildikleri içinde yalakalık yaparak bir yere geleceğine inanan bir çok kişi vardır. Öncelikle bunları çevrenizden ve hatta işinizden uzak tutmak gerekir, çünkü bunlar size faydadan çok zarar getiren yapıda kişilerdir, aynı kişiler başkalarına yaranabilmek için sizin bile arkanızdan konuşacaklardır veya daha önce konuşmuşlardır. Bunlara paye vermeye başlarsanız, size yararı olacak insanları kendinizden uzaklaştıracağınızdan kısa zamanda yanlız kalmaya mahkum olursunuz.

4. Sosyal medyayı bir kez daha düşünün ;

Burada çıkartılması gereken en önemli sonuçlardan biri de sosyal medyanın yaşamımızdaki yerinin ne olduğunu anlamaktır. Artık hiç bir şey saklanamıyor, sosyal ağlar sayesinde çok hızlı ve etkin bir şekilde duyuluyor. Tüm olaylar, ana akım medyanın güçlü ve büyük unsurları tarafından saklanmaya çalışıldı, ancak gittikçe güçlenen sosyal ağlar herşeyin çok hızlı bir şekilde duyulmasını sağladı.

Tüm bu süreç içerisinde, müşterisini adamdan saymayan ve onu aşağılayan kuruluşlar hızla deşifre edildi, buna karşılık müşterisine ve insana saygılı olan kuruluşlar da aynı hızla duyuldu.

Müşteri ilişkileri açısından sosyal medyanın hem szie destek sağlayabileceğini, hem de yaptığınız hataların sonuçlarını hızla duyurabileceğini unutmayın.

Öncelikle müşterinize, bir müşteri olarak size davranılmasını istediğiniz şekilde davranmayı ana hedefiniz olarak benimseyin ki hatalarınız minimumda kalsın.

İkincisi sosyal medyayı kendi lehinize nasıl kullanabileceğiniz konusunda kafa yorun. Ancak bunu yaparken de, tamam ben nasıl kullanırım öğrendim diye hemen işe dalıp, hedefi, stratejisi belli olmayan bir şekilde bu işe girişirseniz ters teper. Hali hazırda bun böyle yapan bazı komedyen belediye başkanlarına dönersiniz ki bu da yarardan çok zarar getirir. Herşeyde olduğu gibi bunda da profesyonelliği ön plana çıkartmanız. gerekir.

Unutmayın:   Şirketler insanlar tarafından (ekip) ve insanlar(müşteriler) için vardır.   Kurumsallaşma çabalarını kurum tutmak için yapmayın.

Bu yazı gelişerek devam tmeyi düşünüyorum ve sizlerin de katkılarını bekliyorum.

GARANTİ BANKASINDA HESAP KAPATMAK

Dün nihayet vakit buldum ve Garanti Bankasındaki son hesabımım da kapatarak rahatladım.

Bankaya giderken, nerede ise 1.5 yıl önce yazdığım yazı aklımda bile yoktu, o yazıda bahsettiğim banka da Garanti Bankası idi.

O yazının özetini aşağıya koyuyorum:

“Yine müşteri olarak bir iş için XXXXXX Bankası şubelerinden birindeyim, benden başka hiç kimse yok ancak benle ilgilenecek kişinin çok önemli bir işi var, yüksek bir mevduatı başka şubeye kaptırmadan şubesinde tutmak zorunda. Benle ilgilenirmiş gibi yapıyor ama asıl o işle ilgileniyor, müdüre hanım bağırıp çağırıyor, diğer bütün insanlar boş ama bana bakan kişi hem beni işimi hem de öbür işi yapmak zorunda. Bankaları biraz tanıdığım için ne olup bittiğini hissediyorum. 25 dakika sonra şubeden çıkıyorum, yandaki bankada işimi halledeceğim ama Akbank öğle tatilinde, mecburen geri dönüyorum ve 10 dakikalık işim 1 saat 15 dakikada bitiyor. Bana bakan arkadaş durumun farkında ama başka hiç kimse durumun farkında değil.”

Bu olay Garanti Bankası Altınoluk Şubesinde olmuştu. Ben bu olayın ancak küçük bir kasabada oluşuna bağlamıştım ama öyle değilmiş ve bu Garantinin kültüründe varmış, çünkü aşağıda anlatacaklarımın gerçekleştiği yer de Sahrayıcedit Şubesi, yani İstanbul’un göbeği.

Sıra numaramı aldım ve bir koltuğa oturdum.

Saat 14:00 olduğu için müşteri temsilcilerinin hepsi yerinde değil, sadece 2 tanesi çalışıyor. Birincinin sıra ışığı 930, elimdeki sıra numarası 931. İkincisinin ise ışığı yanmıyor. Birincide çalışan kadının müşterisi gitti. Belli ki oldukça sinirli, etrafındakilere oldukça yüksek ve cırtlak bir sesle bağrınıyor.

Anladığım kadarı ile diğerlerinin yavaş olmasına bağlı olarak her işi kendisinin yaptığından şikayetçi. Onun siniri sanki bütün şubeye sinmiş. Bilirsiniz bazı ortamlar negatif enerji yükünü sanki elektrikli bir havaymışçasına yoğun bir şekilde barındırır.

Kadın, müşterisi gitmesine rağmen ışığı değiştirmiyor, ışığı yanmayan ikincinin işi bitene kadar, bekliyorum, bu süreç 20 DAKİKA: Çünkü sinirli kadın o arada İŞLEM yapıyormuş.

Neyse ben hesabımın kapatılması için beklerken yandaki kadının şikayetlerinden anladığım, yine bankanın çalışanlarından biri, o kadına göre duyurulmaması gereken bir şeyi şube yetkilileri ile paylaşmış.
İşime bakan temsilci de oldukça gergin ama sakin ve kibar davranıyor.

Her neyse, işim bitti, kapıdan çıkınca rahatladım çünkü içerideki atmosfer çok bunaltıcıydı.

Servis veren, mal satan şirketlerin bir çoğunda artık bir devlet dairesindeymişim duygusunu yaşamaya başladım, insanlar gerginliklerini müşteri önünde açıkça sergiliyorlar, seslerini yükseltmekten çekinmiyorlar ve bizleri, yani müşterileri rahatsız ediyorlar. Buna hakları olduğunu hiç mi hiç düşünmüyorum. Ancak büyük ve tekelleşmeye yakın şirketlerde bu nedense hiç önemsenmiyor ama unutmayın içinde biriken her şeyi bu günlerde dışa vurmaya başlayan bu insanlar sizin müşteriniz, onların bir sabrı var ve onun taşmasının nasıl olduğunu gördünüz. Bari bundan ders alın ve müşterileriniz taşmasını beklemeden kendinize bir çeki düzen verin, yoksa müşterisiz kalırsınız. Unutmayın, müşteri yoksa SİZ DE YOKSUNUZ.

Neyse kurtuldum bu dertten, teşekkürler penguenler.

Follow on Feedly