“İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA” 2

İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA” başlıkta sözü geçen makina nihayet kuruldu. Kuruldu derken sakın yanlış anlamıyor, daha çalışmıyor, herhalde en az 2 hafta daha çalışmayacak, sadece fiziksel olarak yerine taşındı ve ayakları bağlandı.

Dört ay önce sormaya başladığımız soruların yanıtları makina montajına gelen kişi tarafından yeni yanıtlanmaya başladı. Bunlara niye yanıt vermediniz deyince de, “sözleşmede yazıyor” oldu.

  1. De ki ben anlamıyorum, sözleşmeye önem vermemişim veya farketmemişim, bu dört ay önce söyleyebilirdin,
  2. Yeniden yanıtlayabilirdin,
  3. Ama son çare sadece savunma yapabilirsin böyle.

Üç otuz paralık bir şey aldığında dahi soru sorduğunda insanlar uğraşıp yanıtlıyorlar, biliyorlar ki müşteri işin esas patronudur.

Bize gelen makina Avrupa standartlarında imiş, bunun nedenini de anlamış değilim çünkü ben hala burasının Amerika olduğuna kesin eminim.

Netice olarak özel bir transformatör yaptırmam gerek (en az iki hafta) ha, bir de elimdekinden daha büyük bir kompresöre ihtiyaç var.

Biz bunları yeni öğreniyoruz. Ama bu arada 2-3 hafta daha kaybediyoruz.

Müşterinin değerini bilmeyen kuruluşların haritadan silinmeleri diğerlerine göre daha kolaydır. Aslında marka olmak, dünya çapında olmak ufak tefek şeylerle başlar. Mesela müşteriyi dinlemek, müşteriyi anlamak, kendini onun yerine koymak. Veya makinanın el kitaplarını e-mail ile de değil de bir klasörün içerisinde fiziksel olarak vermek. Veya gönderdiğin adamın tüm sorulara yanıt verebilecek kadar eğitilmiş olmasını sağlamak. Veya müşterinin hiçbir sorusunu yanıt bırakmamak. Bir yerinden başlamak gerek.

İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA

makAmerika’da mermer işi yapıyoruz, temelde mutfak ve banyo tezgahları veya ticari işler yaptıklarımız. Basit ve klasik bir makina kullanıyoruz kesimler için. Lavabo delikleri ve kavisli bölümler el ile kesiliyor. Emek yoğun bir iş ve oldukça da zaman alıyor.

Artık çok modern CNC makinalar var, plakayı koyuyorsun her türlü kesimi hızla yapıyor, işlerimizi geliştirmek için bu makinalara geçmemiz gerek, hızı ancak onlarla sağlayabiliriz.

Fuarlara gittik, çok güzel makinalar var, insanlar satabilmek için çırpınıyor. On binlerce dolar, almak da zor satmak da.

Patronumuz Türkiye’de bir üretici buldu, teknolojisi çok iyi imiş, sahibi üniversite de hocaymış falan, filan. Ayrıca Türkiye’deki olanaklarımız da daha elverişli. Oradan almaya karar verdik.

Baktım sözleşmelerde cezai şart falan yok, sordum, yok canım onlar öyle insanlar değil sen merak etme yanıtını aldım.

Parayı ödeyen Türkiye, imalatçıyı bulan Türkiye, benim daha fazla konuşmam anlamsız kalacak, artık sustum.

Heyecan içerisinde beklerken sürekli sorular soruyoruz imalatçıya. Sürekli sözler veriliyor, o programı göndeririz, bu videoyu göndeririz onu yaparız bunu yaparız. Yerleşim planları gönderiyoruz hazırlık yapalım diye, makinanın yanına su, elektrik, hava ne istiyorlar diye soruyoruz. Yanıt yok. Ne gelen bir program ne de video.

Sonunda makina geldi ve atölyenin bahçesine indi ayın 30unda, içeri sokmak için imalatçıdan gelecek ekibi bekliyoruz, gelenler hem montajı yapacak hem de eğitim verecek bizim çocuklara.

Üretim programlarımızı aralıklı yapıyoruz ki gelenlerden maksimum bilgiyi ve deneyimi alsın bizim arkadaşlar.

Makina geldi eeee ne zaman gelecek montaj ve eğitim ekibi? Arayan soran yok, hadi biz arıyoruz, vize vermediler, ikinci başvuruyu yaptık Salı günü belli olur. Salı günü haber yok yine biz dürtüklüyoruz. Vize vermemişler. E ne olacak?,” ben yarın size bilgi veririm”.

Tabi arayan soran yok. Sonunda patronlarına ulaşıyoruz, vizeydi şuydu buydu. Vizesi olan gelip monte edermiş, testere ile düz kesimleri bilirmiş ama freze ile eğimli kesimi vize alamayan bilirmiş, ama internet üzerinden anlatacakmış, Kanada da aynı makina varmış ama onlar ay sonuna kadar tatildelermiş, miş, miş.

Sonuç, ben size haber vereceğim.

İki gün arayan soran yok, ayın 8 I, makina bahçede yer kaplamaktan başka bir işe yaramıyor.

Yine iş başa düştü, aradık, eh bayramdan öncemi gelelim sonra mı gelelim onu düşünüyoruz.

Yani bir 10 gün daha, yarım yamalak eğitim, netice de çok güzel, çok iyi denilen makinayı benim tam kapasite ile kullanabilmem çocukların yetenekleri ile dene – yanıl yöntemi kullanılarak ayları bulacak.

Ne o makina aldık.

Adam haklı, makinayı yaptı, kapının önüne geldi gerisi benim sorunum.

Bu arada ben habire program değiştirmeye çalışıp durayım.

Tabi ekip olarak makinadan da soğuduk.

Bulunduğumuz bölgede bizim gibi iş yapan çok, aslında güzel bir Pazar onlar için ama referanslarını nereden sağlarlar bilemem.

Müşterisini önemsemeyen hiç bir firmanın uzun dönemli başarı çansı olamaz. Hele günümüzde her işletmenin müşteri odaklılığı, müşteri memnuniyetini sürekli geliştirmeye çalıştırdığı ortam da yaşaması mümkün değildir. Bu bakış açısını yakalamadan iş kurmaya bile gerek yok.

Alt yapın olmayan yere satış yapmadan önce alt yapını kontrol edeceksin, yapabilir miyim, yapamaz mıyım bakacaksın. Beceremiyorsan bunlar hallolana kadar oraya satış yapmaya çalışmayacaksın.

Proaktif olacaksın, müşteriyi ilgilendiren sorunların varsa o seni aramadan sen onu arayacaksın.

Bayram, seyran, hafta sonunu bahane etmeyeceksin.

Satış yaptıktan sonra müşteriden daha fazla heyecana kapılmayacak isen gidip memurluk yapacaksın.

Diğer bir deyişle Taylor etkili Ford satış anlayışı 100 yıl geride kaldı, teknolojiyi bilmek, imalatı yapmak müşteri olmadığı sürece bir işe yaramıyor.

Alıcı olarak dersimiz de, “her zaman sağlam bir kontrat yapacaksın”. Cezai şartlar, gecikme şartları vs. garantiye alınmayınca aldığın şey zamanından önce senin oluyor. Bırak her şey bitene kadar onda kalsın.

KAPUSKA ve bir pazarlama yöntemi

Kiszona_kapusta

İnsanların toplumdaki yerinden, ününden, statüsünden faydalanarak talep yaratmak öteden beri süregelen alışmış bir yöntemdir.

Bazı ürünlerin şöhretli kişiler tarafından kullanılmaya başlanması, o kişiye veya gruba güvenen, özenen veya o grupla özdeşleşmek isteği olanları, o ürünü kullandırmaya yöneltir.

Bu yöntemin tarihi çok eskilere dayanıyormuş, bu gün Seth Godin’den öğrendim.

Uzun süren eski gemi yolculuklarının en önemli tehlikelerinden biri de, vitamin eksikliğinden ortaya çıkan iskorbüt hastalığı imiş.

James Cook, uzun sürecek bir deniz yolculuğunda hastalığın başlamasını engellemek amacı ile bol miktarda lahana (dayanıklı olması için turşu şeklinde) almış. Ancak lezzetsiz olan bu yemeği gemicilerin yemek istemeyeceğini düşündüğünden yolculuğun ilk iki haftası yüksek rütbelilerin dışında bu lahanadan yapılan yemeklerin yenmesini yasaklamış.

Ve doğal olarak beklenen olmuş, gemiciler de lahana yemek için sıraya girmeye başlamışlar.

ESNAF MI, PATRON MU?

esnafpatronAslında her esnaf patron olabaileceği gibi her patron da esnaf olabilir ancak bilgi, görgü ve kişilikleri ile esnaflıktan ileriye gidemeyecek kişiler çeşitli nedenlerle patron koltuğuna oturabiliyor ancak patron olmayı beceremiyor. Patron olmayo beceremeyince de işinde sıkıntılar başlıor.

Aslında aynı farkları "Yönetici ve Lider", "Kurumsal – Kurum tutmuş şirketler" arasında da görebilirsiniz.

Esnaf                                                       Patron

Kısa vadeli planlama yapar                        Uzun dönemli planlar

Hızlı dönüş ister                                        Sürdürülebilirlik ister

Reaktiftir                                                  Proaktiftir

Taktikleri strateji olarak algılar                   Strateji belirler

Adama göre iş belirler                               İşe göre adam alır

Esnaf, patron mantıklı veya esnaf mantıklı olarak her zaman başarılı olabilir, işini büyütebilirve başarılı olabilir ancak işi finansal ve insan gücü olarak belli bir boyutu geçtikten sonra hala esnaf manıtığında kalır, kendini geliştiremez ise büyük sorunlar yaşayacaktır.

Sorular, Yanıtlar ve Şirket Kültürü

Geçenlerde nereden aklıma geldiyse “cevapların” kişiyi ve bu kişilik yapılarının da örgüt – şirket kültürünü belirlediği düşüncesi geldi Şirket kültürünü incelerken sorduğunuz soruların yanıtları nasıl kategorize edilebilir gibi bir detaya takılmışken Pactify Consulting’den Bart Vanderhaegen yaptığı bir şemaya rastladım ve oldukça mantıklı geldi, kendisinden izin alarak bu şemayı okuyucularla paylaşmayı arzu ettim. Üzerinde daha düşünmek istiyorum, sizin katkılarınız da bu konuda bana yardımcı olacaktır.
 
Bart’ın şemasına göre, “bir yönetici, işle ilgili bir sorunun çözülmesini istediğinde alacağı 4 tip yanıt vardır”.
 
1. Görmezden gelme – kaçamak yanıt,
2. Analitik yanıt,
3. Aksiyon yanıtı,
4. Projeci yanıt.
 
“Görmezden gelme – kaçamak yanıt”, sorunu görmezden gelerek sorundan kaçma eğilimidir. Bu yanıtlar:
 
· Sorun değil,
· Bu bizim sorunumuz değil,
· Bunun çözümü yok,
 
gibi yanıtlar olacaktır.
 
“Analitik yanıt”, düşünmek için zaman isteyen yöndedir.
 
· Biraz daha konuyu araştıralım, gibi.
 
“Aksiyon yanıtı”, akla ilk gelen, sezgiye dayalı ancak belirgin bir aksiyon sunmayan bir yanıttır.
 
· Önümüzdeki günlerde şu iki şeyi yapalım o zaman, gibi.

“Projeci yanıt”, sorunu bir proje şekline getiren, çözüm arayıp bulmaya çalışan bir yaklaşımdır.
 
· Bunu önümüzdeki aya başına kadar çözelim,
· Muhtemel nedenler ve düşünceleri inceleyelim,
· Sorunun tamamını ele alabildik mi,
· Çözüme ulaşırken hangi aşamaları geçeceğiz,
· Bunu kim ve hangi tarihe kadar yapacak,
· Şimdiye kadar ne kadar ilerleyebildik,
· Nasıl uyum sağlayacağız,
 
gibi sorular ile sorun ve yanıtı irdeleyen sorular olacaktır.
 
Bu yanıt çeşitleri kişini sorunlara yaklaşım şeklini belirler. Bu yanıt çeşitlerinin tüm şirket seviyelerindeki dağılımı ise bize sadece şirket kültürünün anlaşılmasına yardımcı olacak bir araç değil belki de hangi yönetim kadrolarının şirket kültürüne uygun olmadığını gösterebilecektir.
 
Konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşmanızı dilerim.

BİLİYORSUN DEĞİLMİ, YARIN HEPİMİZ İŞSİZ KALACAĞIZ

Uzun zamandır gerek işlerimin yoğunluğu gerekse yolculuklarım nedeni ile yazamadım ve bunun da eksikliğini ve rahatsızlığını hissetim. Yazacak birçok konu birikti, ancak bugün gördüğüm bir yazı yine kaldığım yerden devam etmeme neden oldu.

Son zamanlarda sürekli değişimden ve değişimin bizlere, işimize, şirketimize getireceklerini yazıp hazırlıklı olmayı öneriyordum. Okuduklarım bunu en az bir kere daha yazmam gerektiğini hatırlattı bana.

Oxford Üniversitesine göre tüm işlerin %47 si önümüzdeki 25 yıl içerisinde yo olacak. 25 yıl çok uzun bir süre değil, bugün okulda eğitim alarak geleceğe hazırlanan birçok gencin yaşamak üzere çalışacağı umuduyla gittiği okulda öğrendiği meslek çok değil 10-15 yıl sonra yok olacak.

%47 de az değil, tüm işlerin nerede ise yarısı. Ve bu sefer eskisi gibi değil. Mekanizasyon her zaman işlerin yok olmasına ve insanların işsiz kalmasına neden olmuş olsa da her zaman onlara yeni işler de sağlıyordu. Örneğin 20ç yüzyılın başında otomobiller nalbantları işsiz bıraktı ama onlara da üretim içerisinde bir çalışacak yeni bir iş çıkmasının sağladı. Sorun genelde mavi yakalıların sorunu olarak kaldı ve yok olan işin karşılığında alternatif işler yaratıldı.

Ama bu kez öyle olmayacak pek, yapay zeka robotlarla birleşince ortaya çıkacak yeni teknolojiler hızla çoğalarak bir çok işi ele geçirecek ve sefer beyaz yakalıların yakasına yapışacak, bu sefer yapısal bir işsizlik sorun olarak ortaya çıkacak ve belki de tüm orta sınıfı yok derecek.

Muhasebeciler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, bürokratlar, analistler hazırlıklı olun, işiniz güvende değil diyor “The Economist”.

HAZIRLIKLI OLUN.

İşini Sevmek – Çalışan Katılımı

Geçenlerde Yalıkavak Pazarına gittik, ben biraz dolaştıktan sonra işi karıma devredip Yalıkavak Meydanında bir ağaç gölgesinde oturup biraz bir şeyler okumaya, insanları seyretmeye başladım.

Bir görevli yavaş yavaş çevreyi süpürüyor, elinde süpürge ve ne deniyorsa bilmiyorum saplı bir faraş, üzeri pırıl pırıl, yüzünde ve gözlerinde gülümseme . İlgimi çekti, hem kitabıma bakar gibi yapıyor hem de görevliyi çaktırmadan izlemeye başladım. Belli ki yerel biri, tanıdığı insanlara keyifle selam veriyor, pazardan çıkan tanımadığı kişilere gülümseyerek yol veriyor.

Genelde bu tip görevlerde çalışanlar hemen bitsin duygusunu veren hızlı ve baştan savma bir çalışma temposuna sahiptir gözlemlediğim kadarı ile. Yüzlerini, hatta gözlerinin güldüğü de pek söylenemez diye düşünürken birden kendimi toparladım. Bugünlerde sadece bu tip görevlerde çalışanlar değil, bir çok değişik işlerde çalışanlar da bu görüntüye sahip. İşini sevmiyor, hemen anlıyorsunuz.

Her neyse, o da yorulmuş olmalı ki gölgesinden faydalandığım ağaçın altına geldi o da ve nefeslenmek için bir sigara yakarak, sanki “buralar benim” dercesine keyifle etrafı seyretmeye başladı. İleride gördüğü birisine keyifle selam verdi, belli ki tanıyor. Selam verdiği adam yanına geldi el sıkıştılar. Görevli heyecan ve keyifle yeni gelen adama bu işi bulalı 15 gün olduğunu, işini sevdiğini bunun nedeninin de “bütün esnafla tanışmak” olduğunu anlatmaya başladı.

Adam işinini sevilecek ve keyif alınacak yanlarını bulmuştu, iş artık onun için işkence olmaktan çıkarak bir eğlence haline gelmişti ve muhtemelen işini bir çoklarından çok daha iyi yapıyordu.

Çalışan katılımı şirketlerin en önemli sorunlarından biri, Gallup araştırmalarına göre ABD’deki şirketlerde iş gücünün %70 I katılımdan uzak. Türkiye’de çalışan katılımı oranı Orta Avrupa ülkelerinde en alt sırada neredeyse.

Çalışan katılımının düşük olmasının ABD ekonomisine 500 milyar dolara mal olduğu hesaplanıyor.

Ülke ekonomisi bir tarafa, çalışan katılımını çok düşük olduğu şirketler yok olmaya mahkum neredeyse.

Aslında çalışan katılımını çalışan – şirket ilişkisi olarak algılarken genelde biz bunu, yönetim tarafından halledilmesi gerekn bir sorun olarak algılar ve üzerine düşeriz. Bazı işlerin yapısından dolayı amir, işveren tarafından kolay çalışan bağımlılığı kazandırılabilecek işler olmayabilir. Burada görev ağırlıklı olarak çalışana düşer eğer muylu olmak ve işinde bir şeyler yapmak istiyorsa. Eğer iş hakikaten sevilmiyorsa, işveren bunu sağlayamıyorsa ve iş geçici bir iş olarak algılanmaya başlamışsa bile, çalışan açısından mutluluğu sağlamak için o işi geçici olarak bile olsa, sevilecek bazı şeyler bulunmalıdır.

Sanırım temizlik görevlisi arkadaşım da bunu başarmış olanlardan.

TÜRKİYE’NİN BLOGLARI

Dün bir listeye rastladım web’de gezinirken Süleyman Sönmez’in blogunda, “Türkiye’nin En İyi Blogları 2016 – Güncel Liste – Türkiye’nin En Sevilen Blog Siteleri”, Ocak 2009 da hazırladığı listeyi 2016 da güncellemiş. Ayrıca kapanan blogları da listelemiş.

Daha sonra bir mail aldım, evrengunlugu.net’i yazan arkadaştan, o da “Türkiye’nin En Eski Blogları” listesini hazırlamış ama sadece yaşayanların listesini hazırlamış.

Bir anda farkettim ki Türkiyenin en eskş blog yazarlarından biriyim. Aslında kayıtlarda Nisan 2006 görülüyor başlamam ama bu hikaye aslında 2004 yılında başlamıştı. Aynı konu ile ilgili ilk blog yazımı blogger’da yazmıştım. İşler, güçler ve bu arada bu işin nasıl yapıldığını anlamak falan derken çok seyrek yazabiliyordum, daha sonra wordpressi keşfettim, kendi alan adımı aldım, bir süre hem bloggerda hem de tkaraca.com’da paralel yayınladım yazıları ve sonunda blogger’ı kapattım 2009 yılında. Ancak kapatırken bazı şeyleri yapmaya uğraşıyordum ki yaptığım bazı hatalar eski blogları sildi falan, neticede 2004 yılı yok oldu, her şey 2008 den başlar gözüktü.

http://isplani.blogspot.com.tr/

2007 yılında Montenegro’da yaşar ve çalışırken yine bloggerda Montenegro’nun iş hayatını eleştirmeye başlayan İngilizce bir blog yazmaya başlamıştım ama ülkeden ayrılınca bıraktım yazmayı.

http://mallofmontenegro.blogspot.com.tr/

Her ikisi de duruyor oralarda hareketsiz. Durmalarının nedeni ise alan adlarının blogspot’da olması.

Peki kendi alan adı altında yazanlar yazmayı bırakınca, alan adını yenilemeyince ne oluyor? Sanal evrende yok olup gidiyorlar herhalde hiçbir iz bırakmadan.

Kitaplar da yıllar içerisinde kayboluyor, yok oluyor ama her zaman bir umut var belki bir yerlerde bir kopyası vardır diye.

Süleyman Bey, Evren Bey ellerinize sağlık, uğraşmış, didinmiş ve ortaya kısa bir tarih çıkartmışsınız. Bu kısa tarihte benim de bir yerim olduğunu bilmek ve hissetmek çok güzel bir duygu, sağlıcakla kalın.

Okuyucular da bu listeleri bir şekilde paylaşıp duyururlarsa bloglar yaşamaya devam eder, yazarları motive olurlar.

 

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARTMAYIN

Bir süre önce 9 Eylül 2013 de sizden bir mail almıştım, ama o ilk mailde imza olarak bir isim vardı, ve aramızda ilginç bir yazışma olmuş. Bu yazışmanın ilginçliğinin yattığı yer, ben şirketin bana önerdiğiniz işi yapabileceğimi bildiriyor ve bana ödeyeceği para ile ilgili olarak da fatura bilgilerini göndermesini rica ediyorum. Aldığım yanıt birebir aşağıda :

“İyi Günler Furkan Bey,
Fatura göndermemekteyiz. Siz hesap bilgilerinizi belirtiniz yazı yayınlandıktan sonra tarafımızdan yatırılacaktır.”

61 yıllık adım Furkan oldu ve karşımdaki insanlar faturanın ne olduğunu bilmiyor. Zaten yazışmalar tip mektuplarla başlamıştı, ne yaptığını bilmeyen, bir şeyler yapmaya çabalayan ancak çabalarken de ben ne yapmalıyım diye düşünmeyen kişilerle uğraşmaya değmeyeceği aşikardı.

Aradan aylar değil yıllar geçmiş ve 6 Mart 2016 tarihinde aşağıdaki maili alıyorum tekrar:

“Merhaba,
Daha önce tanıtım yazısı yayınlama ile ilgili mailleşmiştik. Sitenizde hala tanıtım yazısı yayınlıyor musunuz? Sizinle birlikte çalışmayı çok isteriz.
Dönüşünüzü bekliyorum,
İyi çalışmalar

Outreach Department”

İmzada artık isim yok, sadece koskoca bir departman adı yazılı.

Yanıt bile vermeyi düşünmezken birden bire 3 yılda birşeyler öğrenip öğrenmedikleri dürtüsü beni yanıt vermeye zorladı. Daha önceki yazışmalarda ödemeleri iş yapıldıktan sonraki Pazartesi yaptıklarını yazmışlardı, bende de hiç güven oluşmadığından ödeme şartının peşin olduğunu belirten kısa bir yanıt yolladım aşağıdaki gibi:

“Daha önceki yazışmalarımıza bakarak bazı şartların gerçekleşmesi halinde yayınlıyorum.

Fatura bilgilerinin gönderilmesi ve ödemenin peşin olması şartlarının yanı sıra bazı konu ve firmalar hakkında yayınlamama hakkını  saklı tutarım.”

Bugün gelen yanıt ise muhteşem. İlk yazışmalarımızdaki yazılarını copy-paste ile biraz değiştirmişler ancak yazının girişinde kullandıkları font boyutu, copy-paste yaptıkları diğer kısımlarda kullanılan 2 değişik font boyutunun ikisinden birine dahi uymuyor.

Ayrıca “Olumlu dönüşünüz için teşekkür ederim” derken ödeme şartları için de “Ödemeler yazı yayınlandıktan sonra Pazartesi günü iletilmektedir. “ diye bitirmişler.

Yani benim 2 satırlık mailimi bile okumaya zahmet etmemişler ve geri dönüşü olumlu olarak algılamışlar.

Merak ettim sayfalarına baktım, linklerden sadece biri çalışıyor diğerleri çalışmıyor.

Linkedin sayfaları olduğunu söylüyorlar, oraya da bir bakayım dedim. Oooo karşımda koskoca bir “public company” var, hem de “online reputation management” bile yapıyorlar, bunu yaparken de hiç mi hiç kendilerinin reputation’ını düşünmeye bile gerek görmeyerek benim itibarımı onlara teslim etmemi istiyorlar.

seo

 

Birçok girişimcinin yaptıkları en büyük hatalardan biri de hazırlıksız ve bilgisiz olarak ortaya çıkmak. Bunun nedenleri çok tartışılabilir ancak ben Steve Blank ve Eric Ries’I duyup da okumamalarına, anlamamalarına bağlıyorum.

Bilmediğiniz konuda bilen kişilere danışarak öğrenin, bilmediğinizi kabul edin ve öğrenin. Unutmayın, cehalet ile bilgelik arasındaki çizgi, bilmediğini bilmekte yatar.

Yaptıkları işin teknolojisi, yani SEO benim bildiğim bir iş değil ama çok karmaşık ve özen isteyen bir iş olduğunu biliyorum. Kendi işine dahi özen göstermeyen insanlara bu işi nasıl emanet edebilirim, kendi itibarını ayaklar altına alan insanlara kendi itibar yönetimimi nasıl verebilirim?

Görüyorsunuz 3 yıl önceki deneyim bile hatırlanıyor, saçmalıklar unutulmuyor.

Siz siz olun hazırlıklarınızı ciddi anlamda yapmadan “minimum viable product” oluşturduğunuzu sanmayın.

Başarısızlık başarıdan daha yakındadır.

_____________________________________________________________________

Baştan savma olsa bir yanıt vermişler esas konulara girmeksizin:

_____________________________________________________________________

Merhaba,

Kusura bakmayın lütfen, mailleşmelerimizde bazı anlaşmazlıklar olmuş. 3 yıldır blog sahipleri ile çalışmalarımız sorunsuz bir şekilde ilerlemekte. Herhangi bir güven sorunu veya anlaşmazlık yaşamamaktayız.
Size mail attığımız tarihlerde stajyerimiz sanırım doğru bir dil veya anlatım kullanamamış. Tekrar özür dilerim bu durum için.
Sitemizin tasarımı yenilenmektedir, bu yüzden diğer sayfalar görünmemektedir. Kısa bir süre içerisinde bütün sayfalarıyla tekrar aktif olacaktır.
Gözünüzde bu şekilde kötü bir izlenim oluşturduğumuz için gerçekten çok üzgünüm.
İyi çalışmalar
______________________________________________________________________

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI from Tufan Karaca

Next Page →

Follow on Feedly