İŞTE ÇÖZÜM İÇİN SORUN YARATAN İNSANLAR

“Her çözüme sorun getirenler” ile sürekli sorun yaratanlar benim için aynı sınıftalar.

Bunlar sürekli başınızı ağrıtır, size ve etrafını yorar, motivasyonu düşürür ve sonunda da çözülemeyecek sorunlarla size baş başa bırakabilir.

Ama çok ilginçtir ki bu insanlar uzun bir süre ortalıkta “sorun çözen adam” olarak dolaşır ve öyle algılanırlar, hatta zaman zaman kariyerlerinde yükselirler.

Yarattıkları sorunları çözerek aldıkları aferin onları tatmin ederken ödüllendirir de.

Ama kazın ayağı gerçekten öylemi?

Georgia Tech.’den Prof.Bennet bu tip insanları “İşteki Munchausen” olarak tanımlıyor ve bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu söylüyor.

“Munchausen Sendromu” aslında dikkat çekebilmek için sürekli kendilerine hastalık uyduran kişilerin hastalığı.

Bunlar iş yaşamımızda karşımıza “çözüm yaratmak için sorun yaratan” insanlar olarak çıkıyor.

Çoğunuz bunlarla karşılaşmışsınızdır muhtemelen.

Bunlar önemli ve gerekli bilgileri son ana kadar paylaşmazlar, gelişen olayları zamanında bildirmezler, dedikodular uydururlar ve sonra hallederler.

Ve bu insanlar bir üre ortalıkta “çözüm adamı” olarak dolaşırlar.

Bunları zamanında görüp önlem alamazsanız başınız çok ağrıyacaktır.

Benim bugünlerde çok ağrıyor.

KÜÇÜK VE ORTA BOY İŞLETMELER VE DANIŞMANLIK

bconsTeknoloji ve bilgideki logaritmik artış artık birçok ürünü, birçok işi yok etmeye başladı hata birçokları bir gecede yok olabiliyor.

Genelde yıkıcı inovasyonlar sorunlara daha basit, daha kullanışlı, teknolojiye daha yatkın ve daha ucuz çözümler getiriyor. Bunlara birçok örnek var. Fiziksel mağazacılığa karşı internet üzerindeki dükkanlar gibi, dünyadaki mağazacılığın karşısında Amazon, Ebay imparatorluklar kurmaya başladı. Amazon geçenlerde ABD’deki ikinci trilyon dolarlık şirket oldu. Airbnb, Uber vb. Birçok uygulama çeşitli iş dallarını zorluyor. Filmin yerini dijital aldı, hesap makinaları telefonların içine girdi.

Çok yakında şoförlük, pilotluk, kaptanlık ve hatta doktorluk gibi meslekler yok olacak.

Soren Kaplan’a göre (Inc.) danışmanlık, iş ve yönetim danışmanlığı da aynı yolda ilerliyor, bunun sebeplerini ve sonuçlarını oldukça güzel anlatmış yazısında.

Danışmanlık her zaman kullanıcılar tarafından pahalı görülmüştür, genellikle ve özelde de ülkemizde bilgi, tecrübe her zaman ucuz, hatta bedava olması gereken bir ürün olarak algılandığından her fiyat pahalı olarak görülür.

Büyük işletmeler için danışmanlık almada bir sorun yok, ancak küçük ve orta boy işletmeler ki, bunların bu hizmetlere genelde daha çok ihtiyacı var, danışmanlık hizmetini almayı düşünmekte bile zorlanıyorlar.

Evet bu meslek de her şey gibi değişecek ancak küçük ve orta boy işletmelerin bu değişimi beklemeye zamanı var mı?

Aslında artık zaman hiç yok.

Peki neler yapabilirler?

Bunları da oldukça makul fiyatlara yapabilecektirler, önemli olan güvenebilecekleri, bilgisi ve iş yapma isteği olan birkaç kişiye ulaşarak birlikte çalışabilecekleri kişiyi bulmalarıdır.

İŞİNİ – MESLEĞİNİ DÜŞÜNEREK VE DOĞRU SEÇMELİSİN

Yukarıdaki video Çin’de geliştirilen robot bir dişçinin gerçek bir hasta üzerindeki test çalışmasını gösteriyor.

Çin’de yeteri kadar dişçi olmadığı için bu yola girmişler ve başarılı da oldukları görülüyor.

Çin bunu açığını kapatmak için yapıyor, ancak seri üretime geçtiğinde açığı olmayan ilkeler veya o ülkelerdeki şirketler bununla ilgilenmeyecek mi? Tabi ki ilgilenecek ve kullanmaya başlayacak. Peki bildiğimiz anlamdaki dişçilik bundan sonra ne kadar yaşayabilecek?

Birçok mesleğin ortadan kalkmakta olduğunu ve olacağını sürekli söylüyorum son beş, altı yıldır ve bu yok oluşların da hızının artmakta olacağını görüyorum.

Sürekli şirketleri, iş yapanları, melek seçenleri uyarıyorum. Ayağınızı denk alın, bundan böyle yaşamı bir tek meslekle geçirmek mümkün olmayacak.

ADAMA GÖRE İŞ – İŞE GÖRE ADAM

boardroomUzun yıllardır gerek kamu sektörü gerek se özel sektörün en önemli sorunlarından bir “adama göre iş” yaklaşımıdır. Her ne kadar bu özel sektörde azalmakta ise de küçük ve orta boy işletmelerle patron şirketlerinin hala en büyük sorunudur bu konu. Kamu sektöründe ise zirveye tırmanmakta son yıllarda.

Bu listeyi rahatlıkla genişletmek mümkün.

Peki işin profiline göre olmayan bu insanların takım içerisinde yer almanın sonucunun ne kadar maliyetli olduğunu biliyor mu bunu yapanlar? Genelde HAYIR.

Aklin yolu bir, adama göre iş bulmaktan vazgeçerek işe göre adam aramaya başlamalısınız hemen.

YANLIŞ OTOBÜS

bus2(Bu yazı Seth Godin’in “The Wrong Bus” başlıklı yazısından esinlenerek yazılmıştır.)

Godin bu yazısında;

“İlk hatanız yanlış otobüse binmekti.

Her zaman hatalar yapılabilir.

Ama önemli ve size bedel ödetecek hata ise o otobüste kalmaktır.” diyor.

Aslında yaşamımızda, özellikle iş yaşamımızda yanlış otobüse bindiğimiz çok oluyor, bunu fark ettiğimizde ise birçok nedenden dolayı o otobüsten zamanında inmiyoruz, inemiyoruz. Evet, otobüse binerken çok zorluk çekmiş olabilirsiniz, uzun sıralar beklemiş, kalabalığın içerisinde boğulmuş, bilet bedelini ödemişsinizdir. Ama inmekte geciktiğiniz her durak size daha ağır bedeller ödetmeye başlayacaktır. Zaman olarak, bilet bedeli olarak ve de alternatif maliyetler olarak bu bedeli ödeyeceksiniz.

Bazen de umut veya o otobüse binmek için ödediğiniz bedeller sizi inmekten alıkoyacak, geciktirecektir. Ama yanlış otobüs sizi hiçbir zaman istediğiniz yere götürmeyecektir.

Bazen da gitmek istediğiniz yerin neresi olduğunu bilmediğinizden yanlış otobüste olabilirsiniz veya gitmek istediğiniz yer ile bindiğiniz otobüsün güzergahındaki ilk duraklar aynı olacak ve size bir süre yanıltacaktır.

Ama inmekte geciktiğiniz her durağın bedeli geciktikçe artacak bazen da artık geri dönme olanaklarınız kalmayacaktır.

Bu yanlışlığı fark eder etmez hemen otobüsü değiştirmekte yarar vardır. Bu yanlışlıkların içerisindeki umutların gerçekleşmesi ancak mucizevi olabilir, geciktikçe bedeller de yükselecektir.

Zamanında çıkın o otobüsten.

ÖRGÜTLERDE “KURALLAR” VE “DAVRANIŞ BİÇİMLERİ” ARASINDAKİ FARKLAR

rulesandbeh

Geçenlerde rastladığım PACTIFY’dan Bart Vanderhaegen’in kurallar ve uygulamaları ile ilgili yazısı yine bana “kurumsallaşma” iddialarında olana birçok şirketi hatırlattı ve kendisinden izin alarak yazıyı tercüme ettim. Konu tabi ki sadece kurumsallaşma değil, konu “yönetim”.

Basit bir resim ancak birçok şeyi ifade ediyor;

1. Her örgütün kurallara ihtiyacı vardır: Ancak bunlar gerçek davranış biçilerini minimumda şekillendirebilir.

2. İnsanlar kuralları tam olarak takibetmez, her zaman arada bir “fark” bırakır.

§ Karşılaştıkları her yeni ve değişik durumda kendi mantık ve muhakemelerini kullanırlar (ne mutlu ki).

3. Kurallar, geröek davranış biçimlerine göre daha görünülebilir ve ölçülebilirdir, onun için de kuralları çok severiz.

4. Bir yönetici olarak kuralların gerçekten tam olarak uygulanmadığını ancak uygulamanın tam olarak başlaması halinde örgütün performansını geliştirebileceğinizi düşünebilirsiniz…

5. … ancak gerçeği ve örgütün gerçek performansını belirleyen kurallar değil davranış biçimleridir.

6. Kurallar üzerinde odaklanmak yerine, davranışları anlamak ve nasıl değiştirilebileceği konusuna odaklanmak daha önemlidir.

7. Yeni kurallar eklemek veya kural uygulamalarını katılaştırmak, davranış biçimlerini değiştirmek için her zaman en iyi yöntem değildir. Davranış biçimlerini değiştirecek başka dürtüler vardır, her yönetici bunları nasıl anlamalı, öğrenmeli ve örgütü içerisinde çalışanlarının çalışmalarında bunu nasıl kullanacağını organize edebilmelidir.

8. Basit işlerde bu fark çok büyük veya önemli olmayabilir, ancak işlerin karmaşık olması durumunda insanların optimum çözümleri (birlikte) bulmalarını sağlamalısınız, bunu kurallar yapamaz.

THY–Air Clinic ve hizmet anlayışı

wheelchairUzun yıllar önce geçirdiğim bir kazaya başlı bacağımdaki kırıklar nedeni ile hava yolculuklarında Türkiye dahil bir çok ülke havaalanında tekerlekli sandalye hizmetlerinden yararlandım. 4-5 yılda bir dizimde bazı sorunlar çıkıyor ve yürümekte çok zorlanıyorum ve bir iğne yapılması gerekiyor.

Geçenlerde yine aynı hadise başıma geldi.

Atlanta havaalanında daha kapıya yaklaşmadan görevliler beni gördü ve bir tekerlekli sandalye getirerek uçağa inene kadar gerekli tüm yardımları yaptılar.

Aslında bu hizmet, THY ve Türkiye dahil hep aynı memnuniyet verici seviyede idi, ta ki bun günlere kadar.

THY’ye de uşağa binerken bu hizmete ihtiyacım olduğunu bildirdim, gerekli işlemleri yaptılar.

Atatürk havaalanına varınca uçaktan en son zorlukla inerek uçağın kapısına vardım ve orada sandalyeyi beklemeye başladım. Koridorda bebek arabası ile giden bir kadıncağız vardı. Koridorun dibinden sandalyeyi getiren adam bana sesleniyor “buraya gel, buraya gel”. O kadar yürüyebilecek gücüm olsa zaten ona ihtiyacım yok.

Neyse, ben de adama bunları seslenince geldi, artık eskisi gibi değil, bu hizmet “AiR Clinic” adlı bir taşerona devredilmiş. Araba elektrikli ve arabayı götüren kişi kalabalığın arasında hızlı bir slalom yapıyor, kendimden çok yayalar için tedirgin oldum.

Beni dışarı çıkarmasını beklerken bir köşeye bıraktı başka bir insanların arasına, daha sonra götürecekmiş. O arada fark ettim birçok insanı taşımaya devam ediyorlar. Nedenini sordum, aciliyetine göre öncelik veriliyormuş. Ama bana kimse işimin acil olup olmadığını sormadı. Bir yetkili ile görüşmek istedim, suratsız, lanet bir kadınla muhatap olmak zorunda kaldım. Netice de sinirlerim bozuldu ve ondan sonrasını acı içerisinde güçlükle kendim tamamladım.

Air Clinic engelli taşıma hizmeti ile eski Tahtakale’deki hamal hizmeti arasında fark edilebilir bir fark yok.

Neden anlattım bunları?

Eğer kullandığınız taşeronlar sizin hizmet anlayışınızı benimsemiyorlar ise taşerondan çok etkilenecek kuruluş siz olacaksınız, sizden hizmet alan müşteri hiç düşünmeden aldığı hizmet seviyesini sizin hizmet seviyeniz ile özdeşleştirecektir.

İkramların seviyesi düştükçe nasıl direk etkilenen THY oluyorsa diğer hizmet seviyelerindeki memnuniyetsizlik de THY ile özdeşleşecektir.

Siz siz olun, taşeronlarınızı belirlerken sizden daha üstün hizmet verenleri kullanın ki sizin müşteri memnuniyeti düzeyiniz yükselsin.

Air Clinic’in hamal hizmetleri seviyesi benim içim THY’nin hizmet seviyesinin bir göstergesidir artık.

“İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA” 2

İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA” başlıkta sözü geçen makina nihayet kuruldu. Kuruldu derken sakın yanlış anlamıyor, daha çalışmıyor, herhalde en az 2 hafta daha çalışmayacak, sadece fiziksel olarak yerine taşındı ve ayakları bağlandı.

Dört ay önce sormaya başladığımız soruların yanıtları makina montajına gelen kişi tarafından yeni yanıtlanmaya başladı. Bunlara niye yanıt vermediniz deyince de, “sözleşmede yazıyor” oldu.

  1. De ki ben anlamıyorum, sözleşmeye önem vermemişim veya farketmemişim, bu dört ay önce söyleyebilirdin,
  2. Yeniden yanıtlayabilirdin,
  3. Ama son çare sadece savunma yapabilirsin böyle.

Üç otuz paralık bir şey aldığında dahi soru sorduğunda insanlar uğraşıp yanıtlıyorlar, biliyorlar ki müşteri işin esas patronudur.

Bize gelen makina Avrupa standartlarında imiş, bunun nedenini de anlamış değilim çünkü ben hala burasının Amerika olduğuna kesin eminim.

Netice olarak özel bir transformatör yaptırmam gerek (en az iki hafta) ha, bir de elimdekinden daha büyük bir kompresöre ihtiyaç var.

Biz bunları yeni öğreniyoruz. Ama bu arada 2-3 hafta daha kaybediyoruz.

Müşterinin değerini bilmeyen kuruluşların haritadan silinmeleri diğerlerine göre daha kolaydır. Aslında marka olmak, dünya çapında olmak ufak tefek şeylerle başlar. Mesela müşteriyi dinlemek, müşteriyi anlamak, kendini onun yerine koymak. Veya makinanın el kitaplarını e-mail ile de değil de bir klasörün içerisinde fiziksel olarak vermek. Veya gönderdiğin adamın tüm sorulara yanıt verebilecek kadar eğitilmiş olmasını sağlamak. Veya müşterinin hiçbir sorusunu yanıt bırakmamak. Bir yerinden başlamak gerek.

İŞİNİ DÜZGÜN YAPACAĞINA İKNA OLMADAN İŞİ HİÇ YAPMA

makAmerika’da mermer işi yapıyoruz, temelde mutfak ve banyo tezgahları veya ticari işler yaptıklarımız. Basit ve klasik bir makina kullanıyoruz kesimler için. Lavabo delikleri ve kavisli bölümler el ile kesiliyor. Emek yoğun bir iş ve oldukça da zaman alıyor.

Artık çok modern CNC makinalar var, plakayı koyuyorsun her türlü kesimi hızla yapıyor, işlerimizi geliştirmek için bu makinalara geçmemiz gerek, hızı ancak onlarla sağlayabiliriz.

Fuarlara gittik, çok güzel makinalar var, insanlar satabilmek için çırpınıyor. On binlerce dolar, almak da zor satmak da.

Patronumuz Türkiye’de bir üretici buldu, teknolojisi çok iyi imiş, sahibi üniversite de hocaymış falan, filan. Ayrıca Türkiye’deki olanaklarımız da daha elverişli. Oradan almaya karar verdik.

Baktım sözleşmelerde cezai şart falan yok, sordum, yok canım onlar öyle insanlar değil sen merak etme yanıtını aldım.

Parayı ödeyen Türkiye, imalatçıyı bulan Türkiye, benim daha fazla konuşmam anlamsız kalacak, artık sustum.

Heyecan içerisinde beklerken sürekli sorular soruyoruz imalatçıya. Sürekli sözler veriliyor, o programı göndeririz, bu videoyu göndeririz onu yaparız bunu yaparız. Yerleşim planları gönderiyoruz hazırlık yapalım diye, makinanın yanına su, elektrik, hava ne istiyorlar diye soruyoruz. Yanıt yok. Ne gelen bir program ne de video.

Sonunda makina geldi ve atölyenin bahçesine indi ayın 30unda, içeri sokmak için imalatçıdan gelecek ekibi bekliyoruz, gelenler hem montajı yapacak hem de eğitim verecek bizim çocuklara.

Üretim programlarımızı aralıklı yapıyoruz ki gelenlerden maksimum bilgiyi ve deneyimi alsın bizim arkadaşlar.

Makina geldi eeee ne zaman gelecek montaj ve eğitim ekibi? Arayan soran yok, hadi biz arıyoruz, vize vermediler, ikinci başvuruyu yaptık Salı günü belli olur. Salı günü haber yok yine biz dürtüklüyoruz. Vize vermemişler. E ne olacak?,” ben yarın size bilgi veririm”.

Tabi arayan soran yok. Sonunda patronlarına ulaşıyoruz, vizeydi şuydu buydu. Vizesi olan gelip monte edermiş, testere ile düz kesimleri bilirmiş ama freze ile eğimli kesimi vize alamayan bilirmiş, ama internet üzerinden anlatacakmış, Kanada da aynı makina varmış ama onlar ay sonuna kadar tatildelermiş, miş, miş.

Sonuç, ben size haber vereceğim.

İki gün arayan soran yok, ayın 8 I, makina bahçede yer kaplamaktan başka bir işe yaramıyor.

Yine iş başa düştü, aradık, eh bayramdan öncemi gelelim sonra mı gelelim onu düşünüyoruz.

Yani bir 10 gün daha, yarım yamalak eğitim, netice de çok güzel, çok iyi denilen makinayı benim tam kapasite ile kullanabilmem çocukların yetenekleri ile dene – yanıl yöntemi kullanılarak ayları bulacak.

Ne o makina aldık.

Adam haklı, makinayı yaptı, kapının önüne geldi gerisi benim sorunum.

Bu arada ben habire program değiştirmeye çalışıp durayım.

Tabi ekip olarak makinadan da soğuduk.

Bulunduğumuz bölgede bizim gibi iş yapan çok, aslında güzel bir Pazar onlar için ama referanslarını nereden sağlarlar bilemem.

Müşterisini önemsemeyen hiç bir firmanın uzun dönemli başarı çansı olamaz. Hele günümüzde her işletmenin müşteri odaklılığı, müşteri memnuniyetini sürekli geliştirmeye çalıştırdığı ortam da yaşaması mümkün değildir. Bu bakış açısını yakalamadan iş kurmaya bile gerek yok.

Alt yapın olmayan yere satış yapmadan önce alt yapını kontrol edeceksin, yapabilir miyim, yapamaz mıyım bakacaksın. Beceremiyorsan bunlar hallolana kadar oraya satış yapmaya çalışmayacaksın.

Proaktif olacaksın, müşteriyi ilgilendiren sorunların varsa o seni aramadan sen onu arayacaksın.

Bayram, seyran, hafta sonunu bahane etmeyeceksin.

Satış yaptıktan sonra müşteriden daha fazla heyecana kapılmayacak isen gidip memurluk yapacaksın.

Diğer bir deyişle Taylor etkili Ford satış anlayışı 100 yıl geride kaldı, teknolojiyi bilmek, imalatı yapmak müşteri olmadığı sürece bir işe yaramıyor.

Alıcı olarak dersimiz de, “her zaman sağlam bir kontrat yapacaksın”. Cezai şartlar, gecikme şartları vs. garantiye alınmayınca aldığın şey zamanından önce senin oluyor. Bırak her şey bitene kadar onda kalsın.

KAPUSKA ve bir pazarlama yöntemi

Kiszona_kapusta

İnsanların toplumdaki yerinden, ününden, statüsünden faydalanarak talep yaratmak öteden beri süregelen alışmış bir yöntemdir.

Bazı ürünlerin şöhretli kişiler tarafından kullanılmaya başlanması, o kişiye veya gruba güvenen, özenen veya o grupla özdeşleşmek isteği olanları, o ürünü kullandırmaya yöneltir.

Bu yöntemin tarihi çok eskilere dayanıyormuş, bu gün Seth Godin’den öğrendim.

Uzun süren eski gemi yolculuklarının en önemli tehlikelerinden biri de, vitamin eksikliğinden ortaya çıkan iskorbüt hastalığı imiş.

James Cook, uzun sürecek bir deniz yolculuğunda hastalığın başlamasını engellemek amacı ile bol miktarda lahana (dayanıklı olması için turşu şeklinde) almış. Ancak lezzetsiz olan bu yemeği gemicilerin yemek istemeyeceğini düşündüğünden yolculuğun ilk iki haftası yüksek rütbelilerin dışında bu lahanadan yapılan yemeklerin yenmesini yasaklamış.

Ve doğal olarak beklenen olmuş, gemiciler de lahana yemek için sıraya girmeye başlamışlar.

Next Page →

Follow on Feedly
Translate »