BİLİYORSUN DEĞİLMİ, YARIN HEPİMİZ İŞSİZ KALACAĞIZ

Uzun zamandır gerek işlerimin yoğunluğu gerekse yolculuklarım nedeni ile yazamadım ve bunun da eksikliğini ve rahatsızlığını hissetim. Yazacak birçok konu birikti, ancak bugün gördüğüm bir yazı yine kaldığım yerden devam etmeme neden oldu.

Son zamanlarda sürekli değişimden ve değişimin bizlere, işimize, şirketimize getireceklerini yazıp hazırlıklı olmayı öneriyordum. Okuduklarım bunu en az bir kere daha yazmam gerektiğini hatırlattı bana.

Oxford Üniversitesine göre tüm işlerin %47 si önümüzdeki 25 yıl içerisinde yo olacak. 25 yıl çok uzun bir süre değil, bugün okulda eğitim alarak geleceğe hazırlanan birçok gencin yaşamak üzere çalışacağı umuduyla gittiği okulda öğrendiği meslek çok değil 10-15 yıl sonra yok olacak.

%47 de az değil, tüm işlerin nerede ise yarısı. Ve bu sefer eskisi gibi değil. Mekanizasyon her zaman işlerin yok olmasına ve insanların işsiz kalmasına neden olmuş olsa da her zaman onlara yeni işler de sağlıyordu. Örneğin 20ç yüzyılın başında otomobiller nalbantları işsiz bıraktı ama onlara da üretim içerisinde bir çalışacak yeni bir iş çıkmasının sağladı. Sorun genelde mavi yakalıların sorunu olarak kaldı ve yok olan işin karşılığında alternatif işler yaratıldı.

Ama bu kez öyle olmayacak pek, yapay zeka robotlarla birleşince ortaya çıkacak yeni teknolojiler hızla çoğalarak bir çok işi ele geçirecek ve sefer beyaz yakalıların yakasına yapışacak, bu sefer yapısal bir işsizlik sorun olarak ortaya çıkacak ve belki de tüm orta sınıfı yok derecek.

Muhasebeciler, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, bürokratlar, analistler hazırlıklı olun, işiniz güvende değil diyor “The Economist”.

HAZIRLIKLI OLUN.

İşini Sevmek – Çalışan Katılımı

Geçenlerde Yalıkavak Pazarına gittik, ben biraz dolaştıktan sonra işi karıma devredip Yalıkavak Meydanında bir ağaç gölgesinde oturup biraz bir şeyler okumaya, insanları seyretmeye başladım.

Bir görevli yavaş yavaş çevreyi süpürüyor, elinde süpürge ve ne deniyorsa bilmiyorum saplı bir faraş, üzeri pırıl pırıl, yüzünde ve gözlerinde gülümseme . İlgimi çekti, hem kitabıma bakar gibi yapıyor hem de görevliyi çaktırmadan izlemeye başladım. Belli ki yerel biri, tanıdığı insanlara keyifle selam veriyor, pazardan çıkan tanımadığı kişilere gülümseyerek yol veriyor.

Genelde bu tip görevlerde çalışanlar hemen bitsin duygusunu veren hızlı ve baştan savma bir çalışma temposuna sahiptir gözlemlediğim kadarı ile. Yüzlerini, hatta gözlerinin güldüğü de pek söylenemez diye düşünürken birden kendimi toparladım. Bugünlerde sadece bu tip görevlerde çalışanlar değil, bir çok değişik işlerde çalışanlar da bu görüntüye sahip. İşini sevmiyor, hemen anlıyorsunuz.

Her neyse, o da yorulmuş olmalı ki gölgesinden faydalandığım ağaçın altına geldi o da ve nefeslenmek için bir sigara yakarak, sanki “buralar benim” dercesine keyifle etrafı seyretmeye başladı. İleride gördüğü birisine keyifle selam verdi, belli ki tanıyor. Selam verdiği adam yanına geldi el sıkıştılar. Görevli heyecan ve keyifle yeni gelen adama bu işi bulalı 15 gün olduğunu, işini sevdiğini bunun nedeninin de “bütün esnafla tanışmak” olduğunu anlatmaya başladı.

Adam işinini sevilecek ve keyif alınacak yanlarını bulmuştu, iş artık onun için işkence olmaktan çıkarak bir eğlence haline gelmişti ve muhtemelen işini bir çoklarından çok daha iyi yapıyordu.

Çalışan katılımı şirketlerin en önemli sorunlarından biri, Gallup araştırmalarına göre ABD’deki şirketlerde iş gücünün %70 I katılımdan uzak. Türkiye’de çalışan katılımı oranı Orta Avrupa ülkelerinde en alt sırada neredeyse.

Çalışan katılımının düşük olmasının ABD ekonomisine 500 milyar dolara mal olduğu hesaplanıyor.

Ülke ekonomisi bir tarafa, çalışan katılımını çok düşük olduğu şirketler yok olmaya mahkum neredeyse.

Aslında çalışan katılımını çalışan – şirket ilişkisi olarak algılarken genelde biz bunu, yönetim tarafından halledilmesi gerekn bir sorun olarak algılar ve üzerine düşeriz. Bazı işlerin yapısından dolayı amir, işveren tarafından kolay çalışan bağımlılığı kazandırılabilecek işler olmayabilir. Burada görev ağırlıklı olarak çalışana düşer eğer muylu olmak ve işinde bir şeyler yapmak istiyorsa. Eğer iş hakikaten sevilmiyorsa, işveren bunu sağlayamıyorsa ve iş geçici bir iş olarak algılanmaya başlamışsa bile, çalışan açısından mutluluğu sağlamak için o işi geçici olarak bile olsa, sevilecek bazı şeyler bulunmalıdır.

Sanırım temizlik görevlisi arkadaşım da bunu başarmış olanlardan.

TÜRKİYE’NİN BLOGLARI

Dün bir listeye rastladım web’de gezinirken Süleyman Sönmez’in blogunda, “Türkiye’nin En İyi Blogları 2016 – Güncel Liste – Türkiye’nin En Sevilen Blog Siteleri”, Ocak 2009 da hazırladığı listeyi 2016 da güncellemiş. Ayrıca kapanan blogları da listelemiş.

Daha sonra bir mail aldım, evrengunlugu.net’i yazan arkadaştan, o da “Türkiye’nin En Eski Blogları” listesini hazırlamış ama sadece yaşayanların listesini hazırlamış.

Bir anda farkettim ki Türkiyenin en eskş blog yazarlarından biriyim. Aslında kayıtlarda Nisan 2006 görülüyor başlamam ama bu hikaye aslında 2004 yılında başlamıştı. Aynı konu ile ilgili ilk blog yazımı blogger’da yazmıştım. İşler, güçler ve bu arada bu işin nasıl yapıldığını anlamak falan derken çok seyrek yazabiliyordum, daha sonra wordpressi keşfettim, kendi alan adımı aldım, bir süre hem bloggerda hem de tkaraca.com’da paralel yayınladım yazıları ve sonunda blogger’ı kapattım 2009 yılında. Ancak kapatırken bazı şeyleri yapmaya uğraşıyordum ki yaptığım bazı hatalar eski blogları sildi falan, neticede 2004 yılı yok oldu, her şey 2008 den başlar gözüktü.

http://isplani.blogspot.com.tr/

2007 yılında Montenegro’da yaşar ve çalışırken yine bloggerda Montenegro’nun iş hayatını eleştirmeye başlayan İngilizce bir blog yazmaya başlamıştım ama ülkeden ayrılınca bıraktım yazmayı.

http://mallofmontenegro.blogspot.com.tr/

Her ikisi de duruyor oralarda hareketsiz. Durmalarının nedeni ise alan adlarının blogspot’da olması.

Peki kendi alan adı altında yazanlar yazmayı bırakınca, alan adını yenilemeyince ne oluyor? Sanal evrende yok olup gidiyorlar herhalde hiçbir iz bırakmadan.

Kitaplar da yıllar içerisinde kayboluyor, yok oluyor ama her zaman bir umut var belki bir yerlerde bir kopyası vardır diye.

Süleyman Bey, Evren Bey ellerinize sağlık, uğraşmış, didinmiş ve ortaya kısa bir tarih çıkartmışsınız. Bu kısa tarihte benim de bir yerim olduğunu bilmek ve hissetmek çok güzel bir duygu, sağlıcakla kalın.

Okuyucular da bu listeleri bir şekilde paylaşıp duyururlarsa bloglar yaşamaya devam eder, yazarları motive olurlar.

 

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARTMAYIN

Bir süre önce 9 Eylül 2013 de sizden bir mail almıştım, ama o ilk mailde imza olarak bir isim vardı, ve aramızda ilginç bir yazışma olmuş. Bu yazışmanın ilginçliğinin yattığı yer, ben şirketin bana önerdiğiniz işi yapabileceğimi bildiriyor ve bana ödeyeceği para ile ilgili olarak da fatura bilgilerini göndermesini rica ediyorum. Aldığım yanıt birebir aşağıda :

“İyi Günler Furkan Bey,
Fatura göndermemekteyiz. Siz hesap bilgilerinizi belirtiniz yazı yayınlandıktan sonra tarafımızdan yatırılacaktır.”

61 yıllık adım Furkan oldu ve karşımdaki insanlar faturanın ne olduğunu bilmiyor. Zaten yazışmalar tip mektuplarla başlamıştı, ne yaptığını bilmeyen, bir şeyler yapmaya çabalayan ancak çabalarken de ben ne yapmalıyım diye düşünmeyen kişilerle uğraşmaya değmeyeceği aşikardı.

Aradan aylar değil yıllar geçmiş ve 6 Mart 2016 tarihinde aşağıdaki maili alıyorum tekrar:

“Merhaba,
Daha önce tanıtım yazısı yayınlama ile ilgili mailleşmiştik. Sitenizde hala tanıtım yazısı yayınlıyor musunuz? Sizinle birlikte çalışmayı çok isteriz.
Dönüşünüzü bekliyorum,
İyi çalışmalar

Outreach Department”

İmzada artık isim yok, sadece koskoca bir departman adı yazılı.

Yanıt bile vermeyi düşünmezken birden bire 3 yılda birşeyler öğrenip öğrenmedikleri dürtüsü beni yanıt vermeye zorladı. Daha önceki yazışmalarda ödemeleri iş yapıldıktan sonraki Pazartesi yaptıklarını yazmışlardı, bende de hiç güven oluşmadığından ödeme şartının peşin olduğunu belirten kısa bir yanıt yolladım aşağıdaki gibi:

“Daha önceki yazışmalarımıza bakarak bazı şartların gerçekleşmesi halinde yayınlıyorum.

Fatura bilgilerinin gönderilmesi ve ödemenin peşin olması şartlarının yanı sıra bazı konu ve firmalar hakkında yayınlamama hakkını  saklı tutarım.”

Bugün gelen yanıt ise muhteşem. İlk yazışmalarımızdaki yazılarını copy-paste ile biraz değiştirmişler ancak yazının girişinde kullandıkları font boyutu, copy-paste yaptıkları diğer kısımlarda kullanılan 2 değişik font boyutunun ikisinden birine dahi uymuyor.

Ayrıca “Olumlu dönüşünüz için teşekkür ederim” derken ödeme şartları için de “Ödemeler yazı yayınlandıktan sonra Pazartesi günü iletilmektedir. “ diye bitirmişler.

Yani benim 2 satırlık mailimi bile okumaya zahmet etmemişler ve geri dönüşü olumlu olarak algılamışlar.

Merak ettim sayfalarına baktım, linklerden sadece biri çalışıyor diğerleri çalışmıyor.

Linkedin sayfaları olduğunu söylüyorlar, oraya da bir bakayım dedim. Oooo karşımda koskoca bir “public company” var, hem de “online reputation management” bile yapıyorlar, bunu yaparken de hiç mi hiç kendilerinin reputation’ını düşünmeye bile gerek görmeyerek benim itibarımı onlara teslim etmemi istiyorlar.

seo

 

Birçok girişimcinin yaptıkları en büyük hatalardan biri de hazırlıksız ve bilgisiz olarak ortaya çıkmak. Bunun nedenleri çok tartışılabilir ancak ben Steve Blank ve Eric Ries’I duyup da okumamalarına, anlamamalarına bağlıyorum.

Bilmediğiniz konuda bilen kişilere danışarak öğrenin, bilmediğinizi kabul edin ve öğrenin. Unutmayın, cehalet ile bilgelik arasındaki çizgi, bilmediğini bilmekte yatar.

Yaptıkları işin teknolojisi, yani SEO benim bildiğim bir iş değil ama çok karmaşık ve özen isteyen bir iş olduğunu biliyorum. Kendi işine dahi özen göstermeyen insanlara bu işi nasıl emanet edebilirim, kendi itibarını ayaklar altına alan insanlara kendi itibar yönetimimi nasıl verebilirim?

Görüyorsunuz 3 yıl önceki deneyim bile hatırlanıyor, saçmalıklar unutulmuyor.

Siz siz olun hazırlıklarınızı ciddi anlamda yapmadan “minimum viable product” oluşturduğunuzu sanmayın.

Başarısızlık başarıdan daha yakındadır.

_____________________________________________________________________

Baştan savma olsa bir yanıt vermişler esas konulara girmeksizin:

_____________________________________________________________________

Merhaba,

Kusura bakmayın lütfen, mailleşmelerimizde bazı anlaşmazlıklar olmuş. 3 yıldır blog sahipleri ile çalışmalarımız sorunsuz bir şekilde ilerlemekte. Herhangi bir güven sorunu veya anlaşmazlık yaşamamaktayız.
Size mail attığımız tarihlerde stajyerimiz sanırım doğru bir dil veya anlatım kullanamamış. Tekrar özür dilerim bu durum için.
Sitemizin tasarımı yenilenmektedir, bu yüzden diğer sayfalar görünmemektedir. Kısa bir süre içerisinde bütün sayfalarıyla tekrar aktif olacaktır.
Gözünüzde bu şekilde kötü bir izlenim oluşturduğumuz için gerçekten çok üzgünüm.
İyi çalışmalar
______________________________________________________________________

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI

GİRİŞİMCİNİN BAŞARI SİLAHLARI from Tufan Karaca

HEPİNİZ SERBEST ÇALIŞANSINIZ, HABERİNİZ YOK!

Teknolojideki değişimin logaritmik etkisi ekonomik ve sosyal yaşama da hızla yansıyor ve doğal olarak bu yansıma iş yaşamımızı da direkt olarak etkiliyor.

Bu etki öncelikli olarak mal ve hizmet üretim süreçlerini etkilediği için firmaların üretim süreçlerini etkiliyor ve bu da direkt olarak firmaların iş gücünde değişiklik yapmalarına neden oluyor. Ayrıca bu değişimler, uyum sağlamayı beceremeyen firmaların da ömrünün kısalmasına neden oluyor.

Teknolojik değişim tüketici zevk ve tercihlerini de etkileyerek ürün ve hizmetlerin ömürlerini de etkiliyor. Bu da yukarıdaki döngüyü hızlandırıyor.

Tüm bunların üzerinde ayrıca kapitalizmin daha ucuza üretmek baskısı da eklenince sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı iş gücü de işini uzun süreli korumakta zorlanıyor.

 Üniversitelerde, yirmi yıl önce olmayan bir çok yeni bölüm var ve bunlar hızla çoğalıyor. İnsanlar yaklaşık yüz yıl öncesinde nesiller boyu aynı işi yürütürken şimdi iş yaşamları boyunca bırakın 7-8 iş değiştirmeyi, 7-8 değişik sektörde çalışmak zorunda kalıyor.

Ayrıca dünyadaki gelişmeler, nitelikli iş gücünü daha ucuz olan niteliksiz işçiliğe doğru çekerken, kurum içerisinde yapılan birçok işi de taşeronlara devretmeye zorluyor, çünkü bu daha ucuza geliyor ve şirketlere esneklik sağlıyor.

Dünyada giderek artan, çalışılanları evde çalışmaya teşvik eden uygulama bunun başlangıcıdır aslında. Evde çalışanlar, oldukça pahalı olan ofis alanı işgal etmiyor, aynı şekilde ofiste çalışanların kullandığı su, elektrik maliyetleri ortadan kalkıyor, iş yerindeki çatışmaları azaltıyor vs.vs.

Önümüzdeki yıllarda beyaz yakalı çalışanların çoğu taşeron olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalacak.

Aslında ister bir şirketin maaş ile çalışan üst düzey yöneticisi, veya alt kademe çalışanı, isterse bir şirketin sahibi olalım, biz aslında “serbest çalışan bir iş sahibiyiz” (feelancer) ve patronuz.

Çünkü sonuç olarak biz herhangi bir kurumda çalışarak o kurum için bir değer yaratıyorsunuz. Bu değeri yaratırken de bilgi, beceri ve zamanımızı kullanarak bunun karşılığında değeri (ÜRÜN) belli bir maaş karşılığında (FİYAT) bir kuruma (MÜŞTERİ) satıyoruz.

Bizler artık kendimizi memur veya işçi olarak göremeyiz, çünkü sistem bizi ister istemez bir taşeron – “serbest çalışan” haline getirecek ve bu da oldukça kısa bir süreçte gerçekleşecek.

Serbest çalışan” olduğumuzu algıladığımız zaman, şapkanızı önümüze koyarak bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşünmenin zamanıdır. Bir işin oluşturulması ve yönetilmesi ise öncelikle “iş modelinin yaratılması”, iş modeli doğrultusunda “iş planının” yapılmasından geçer.

 Bunları erken kavrayarak halihazırda yaptıklarımız doğrultusunda “iş modeli”, “iş planı” çalışmaları yapmaya başlamamız da, girişimciliğe “serbest çalışan”  olarak  geçişimizi kolaylaştıracak bir yatırım olacağı gibi, işimizigeliştirerek “kar” veya “kazançlarınızı” maksimize etmemize yardımcı olacaktır.

 “Serbest çalışan olmamanın tek alternatifi işsiz olmaktır, çalışmamaktır”. – Geoffrey James

ÇALIŞAN MIYIZ? / ŞİRKET SAHİBİ MİYİZ?

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN İŞİMİZE YANSIMASI

İŞİMİZİN GELECEĞİ

 

Önce Başarısızılık Sonra Başarı, Başka Yolu Yok…

Girişimcinin çok şanslı birisi olmaması halinde ilk girişiminde başarıyı yakalaması çok düşük bir olasılıktır.

Gallup araştırmalarına baktığımızda, ABD’de kurulan şirketlerin %50 sinin ilk beş yıl içerisinde kapandığını görüyoruz.

Türkiye’de de çok değişik değil bu oran. Yeni kurulan işletmelerin %24’ü iki, %52’İ dört, %63’ü de altı yıl içerisinde yok oluyor.

Değişimin hızının getirdiği etkinin yanı sıra daha birçok neden var bu başarısızlıkların temelinde. Kişisel araştırmalarım, bu şirketlerin çoğunun pazara girerken veya ürün geliştirirken yeteri kadar araştırma yapmadıklarını ve gerçekçi bir iş modeli ve iş planı üzerinde çalışmadıklarını gösteriyor.

Melek yatırımcılar üzerinde yapılan çalışmalar da aynı sonuçları gösteriyor neredeyse. Melek yatırımcıların yatırım yaptıkları girişimlerin sadece %20’sinden para kazanabiliyorlar.

Sonuç olarak bir girişimcinin ilk girişiminde başarılı olması, birçok etken nedeni ile çok düşük bir şans.

Ancak başarısızlık bir girişimcinin uzun dönemde, en önemli yatırımlarından biri, çünkü bu denemelerde öğrenilenler başarıyı getiriyor.

Artık hepimiz biliyoruz, girişimcilik öğrenilebilen bir şeydir ve bunların içerisinde başarısızlık oranını minimize etmek de vardır.

Başarı şansını çoğaltmak için en önemli şartlardan biri bir fikirden değil bir sorundan yola çıkmaktır. Fikrimizin hangi sorunu ortadan kaldırdığı ve bunun gerçek bir sorun olup olmadığını kavramak en önemli çıkış noktasıdır. Araştırdığınız zaman bugün başarılı olarak nitelendirdiğimiz birçok girişimcinin kendi yaşadıkları bir sorunu ortadan kaldırmak için yola çıktıklarını göreceksiniz.

Zaten artık sattığımız her şeyi “değer önerisi” olarak tanımlamıyor muyuz?

Doğru ürünü geliştirerek yaratmak için sürekli “değer önerimiz” ile çözüm arayan kişiye, yani müşteriye danışarak ürünü son hale getirdikten sonra da iş modelimiz oturtarak iş planımızı yapmak gerekir ki ortadan yok olanlar listesine girmeyelim.

ŞİRKETLER GÖZGÖRE GÖRE KENDİLERİNİ NASIL BATIRIR

Yıllardır süren kötü bir alışkanlığımı biraz kontrol altına alabilmek amacıyla, yıllar önce içmeyi bıraktığım pipo işine yeniden başladım, böylece tütünü daha az kullandığımı düşünüyorum veya düşlüyorum.

Uzun yıllar içerisinde elimde 20-25 tanelik ve en yenisi 20-25 yaşlarında olan bir pipo koleksiyonum olmuş.

Uzun bir süre için Bodruma gelirken yanıma en sevdiğim dört tanesini almıştım. Ancak uzun süre kullanımdan dolayı üç tanesinin ağızlık kısımlarında oluşan diş çentikleri artık kocaman bir delik haline gelmiş. Sordum soruşyurdum, Türkiyede iki büyük pipo imalatçısından biri olan ve adını eski Tofaşın üç kuş ismi taşıyan arabalarından birinden alan şirketin tamir işleri yaptığını da öğrendim. Mail atarak fiyat aldım, tanesi 35 TL’den yeni sap takılacak, kargo ile kendilerine gönderdim.

Kargo ellerine vardığında aradılar ve küçük pipom için gerekli uzun ağızlık kısmının olmadığını ancak kısa takabileceklerini söylediler. Güzel, kabul ettim ve kendilerinden pipoları bana gönderirken diğer ikisi için de yedek ağızlık göndermelerini rica ettim.

Buraya kadar her şey alışıldık şekilde gitti.

Ve macera pipoların geri dönüşü aşamasında başladı. Siparişime bir paket de temizleme çubuğu ekledim, borçumu sordum.

– 160 TL,
– Biraz fazla gibi geldi,
– Yedek ağızlıklar 25 TL,
– Peki.

Aslında yedek ağızlılar Amazon da ve Ebayde .99 centen başlıyor ama beklemek yerine vereyim siparişi diye düşünerek kabul ettim.
– Kargo ile gönder,
– Kardeşim neden, şimdi evden çıkıp 15 km gideceğim ayrıca 8-10 TL kargo parası vereceğim,
– Banka hesabı şirket hesabı tamiratta şeyettiremiyoruz.

Bunu Türkçesi aslında “tamiratta fatura kesmek istemiyorum” çünkü KDV ve kurumlar vergisinden vergi kaçıtıyorum, ama benim şimdi bunla uğraşacak halim yok.

– Baştan söylesenize bunu kardeşim ben bu kadar uğraşmak istemiyorum,
– O zaman PTT ile gönder.

Lanet olsun ona da peki neticede yine 15 km yol gideceğim ve havale ücreti vereceğim. PTT ile para göndermenin bedeli 12 TL. Diğer bir deyişle, baştan bilgilendirilmediğim için 12 TL dolandırıldım, ayrıca vergi kaçakçılığına aracı oldum.

Neticede bugün kargom geldi, herşeyin hallolduğunu sanan ben yanılmış. Gönderilen iki yedek uç, yani 50 TL ödediğim ürün hiç bir pipoma uymuyor. Ben bunu sizin nerenize uyduracağım?

En sevdiğim pipoma ağızlık uydurulerken delik genişletilmiş ama yamuk genişletilmiş belirgin bir şekilde sapın bir tarafı pipodan uzak.

Sonuç, firmaların tanınmaya başlamaları, pazarda bir yere tutunmaları yeteli değil. Firma ve yöneticilerininin de düzgün insanlar olmaları gerekiyor. Bugün artık herkes biliyorki bir markayı marka yapan müşteridir, müşterinin firma ile olan deneyimidir ve bu deneyimdeki başarıyı yaratacak olan da patronun veya yönetimim, şirket içerisinde yaratacağı kültürdür. Müşterisin kazıklayan, ayrıca vergi kaçırmaktan da çekinmeyen bir firmanın ömrü ne kadar olur??

Lütfen dikkatli olun.

PALAMUT – TOMBİK – MÜŞTERİ DENEYİMİ

Dün, merkezi İzmir olan büyük marketlerden birinin Turgurtreis mağazasında alışveriş yaptım. Gerçi oradan balık alınmaz ama önünden geçerken balıklara baktım. Bir iki uyduruk palamut ve bir paket içerisinde dilimlenmiş kapkara etli tombik var.

Tombiğin üzerindeki etikette PALAMUT yazıyor ve fiyatı da palamut ile aynı. Balıkçıya “bu ne” diye sordum, palamut dedi.   Eğer balıkçı bunu söyleyebiliyorsa o yalancıdır ve tartışmaya gerek yoktur.   Ayrıca beni aptal yerine koymayı göze aldıysa tartışmaya hiç gerek yoktur.   Bunun müşteriyi aldatmak ve sahtekarlık olduğunu düşündüğümden mağaza müdür yardımcısına bildirdim. Adam hiç tepki vermeden “bize girişi öyle” dedi ve sırtını dönüp gitti.

Arık müşterinin önemini ve müşteri deneyimin ne olduğunu bilmemiz gerek.

Bu market için kafamdan hızla geçenler:

  1. Balığı bilmeyen balıkçı çalıştırıyorlar,  ben bunlardan alışveriş nasıl edebilirim?
  2. Müdür yardımcısı hiç eğitim almamış, şirketini ve müşteriyi önemsemeyen biri, bunların insan yatırımı buysa gelecekleri çok karanlık,
  3. Malın girişi böyle ise ve buraya kadar hiç kimse bunu farketmiyorsa acaba ben onlardan zaman zaman eşek kıyması da alıp yedim mi?
  4. Giriş böyle ise ve hiç düzeltmiyorsa demek ki satın alma bölümü iyi çalışıyor, ortaklık kursam, barınaktan bedava alacağım köpeklerden kıyma yapsam bunlarla anlaşarak satabilirmiyiz?
  5. Bu market sahtekarlığı hangi seviyelere kadar uyguluyor?

Gördüğünüz gibi bu ufak detaydan üretilebilecek ve müşteri deneyimini “sıfırlayacak” ne kadar çok şey var. Perakendeciliğin mottolarından biri “perakendecilik detaydır” ama kimin umurunda.

Tüm şirketlerin geleceği “müşteri deneyimi” üzerine kurulu artık, hele perakende.

Siz, siz olun bu hatalardan kendinize ders çıkartın.

___________________________________________

Bu yazı yazıldıktan 2 gün sonra Kipa’dan aşağıdaki yanıt geldi :

Kipa: “ Değerli müşterimiz,

Yaşanılan olaydan dolayı çok üzgünüz.Olayın tekrar yaşanılmaması adına ilgili personelimiz uyarılmıştır. Konu ile ilgili eğitimleri tekrarlanacaktır. İlginize teşekkürler.

Saygılarımızla.”

___________________________________________

 

Yarınlara… ,pardon düne hazırmıyız?

Bugüne kadar hep konuştuğumuz şeyler artık daha hızla gelişmeye başladı ve daha çabuk oluyor. Tabi ki böyle olacağı belliydi, şimdiye kadar oldukça sık vurguladım değişimde ve değişimin dünyaya yayılmasındaki logaritmik hızı. Sonuç olarak birçoğumuzun, dün, daha çok var dediği birçok şey oldu ve hızla olmaya devam ediyor.

Yarın artık bugündür.

Daha 2-3 sene önce şoförsüz arabaların artık çok yakın olduğundan bahsederken Google’ın deneme amaçlı yola çıkardığı akıllı arabaları örnek veriyorduk. Yıl 2012 idi.

2014 başında Volvo’nun ürettiği test amaçlı kendi kendine giden 40 otomobil İsveç sokaklarındaydı.

Milyon kilometreye yakın yol yapan Google otomobilleri sadece 4 kaza geçirdi ve hepsi de diğer araçların sürücüleri nedeni ile oldu.

Bugün ise;

Dün yakında dediğimiz her şey bugüne taşınmaya başladı bile.

Yine bundan 4-5 yıl önce konuştuğumuz, fütüristtik yaklaşım olarak düşünülen büyük satıcıların binlerce üreticini ürünlerini sattığı, yani çok büyüklere hizmet veren binlerce küçükten oluşan ekonomi artık neredeyse yerleşti ve örnekleri çoğaldı.

Daha birçok değişik örnek sayabiliriz ancak ufukta olduğunu sandığımız birçok şey artık yaşamımıza neredeyse girdi bile ve bunların etkileri de çok yakında hızla ortaya çıkacak, yaptığımız ve çalıştığımız işlerin yapısı, iş modelleri hızla değişecek ve hepimiz çok etkileneceğiz.

Şimdiden hazırlanmazsak yarın işsiz, şirketsiz kalabiliriz.

Örnek olarak kendi kendine giden arabaların yaratacağı sonuçları görmeye çalışalım.

– Şoförlüğü meslek edinmiş milyonlar artık bu mesleği yapamayacak. Bunlara şirket, taksi, otobüs, kamyon şoförleri dahil,
– Taksicilik diye bir kavram kalmayacak,
– Otomobiller artık satılmayacak, abonelik sistemi ile arabalar kullanılacak.

Peter Drucker’ın on yıllarca önce dediği gibi, değişimin öncülüğünü yapmayanlar, müşteri baskısı ile değişmeye zorlananlar yaşamakta zorlanacak.

BUNA HAZIRMIYIZ?

Next Page →

Follow on Feedly